Hasan nihayet geri gelince hemen buluşup yurda gittiler yine. Hasan bu defa uyanıklık edip, babasının diş fırçasını ve sakalının kıllarını getirmişti.
“Ne yapacağım ben bunları?” dedi Yurt müdürü, Hasan’ın uzattığı zarfı açıp, içindekileri görünce.
“DNA testi tabi ki?” dedi Hasan, “Başka türlü sizi nasıl ikna edebiliriz?”
“Siz beni anlamadınız sanırım, bu testi neden ben yaptırayım kendi kendime. Bu getirdikleriniz kimse ve çocuğun nesi oluyorsa o başvuracak biz de çocukların saçlarından belki alacağız bir parça öyle çözülecek bu iş!”
“Maalesef bu şeylerin sahibi böyle bir şey yapamaz!” dedi Hasan, Nevzat gibi sakin ve sabırlı değildi o hiç bir zaman.
Nevzat, müdür gerilip de işler iyice sarpa sarmasın diye araya girdi ve anlattı, eşyaların sahibinin neden başvuru yapamayacağını.
“Peki siz niye uğraşıyorsunuz o zaman?” dedi müdür, “Bu kız ailesine kavuşamayacaksa, ki annesi ölmüş, babasının ondan haberi bile yok, olursa sizin hayatınız mahvolacak!” dedi Hasan’ı işaret ederek, “O zaman söyler misiniz? Bütün bunların o zavallı kıza ne faydası var?”
“Ona biz sahip çıkacağız!”
“Tamam da siz ailesi değilsiniz ki?”
“Olsun, kan bağı olmayan insanlar aile olamaz diye bir koşul olmadığını en iyi sizin bilmeniz gerekmez mi? Burada evlat veriyorsunuz ailelere!” dedi Nevzat.
“Üzgünüm ama size bu şartlarda yardımcı olmam mümkün değil!” dedi müdür yine, “Her ne kadar çocukların mutlu bir aileye kavuşmalarını istesem de, yetkilerimin bir sınırı var. Kendi kendime karar verip böyle şeyler yapamam!”
“Bir baba olarak, eğer çocuğunuz varsa, yoksa bir erkek, bir insan olarak yapın. Kız zaten burada değil anladığım kadarıyla, benimle yaşıt yani on sekizini çoktan geçmiş!” dedi Hasan.
“Doğru!” dedi Nevzat, kardeşinin aklını takdir ederek, “Yasal bir işleme neden gerek olsun! O artık yurtta kalmıyor, sizin veya devletin sorumluluğunda değil! Biz sizden bir insan olarak yardım rica ediyoruz. Hiç bir şey kayda girmeyecek ki! Siz o gün gelen kızlara bu getirdiklerimizle test yaptıracaksınız. Tüm giderleri biz karşılarız!”
Müdür durdu bu sözlerin üzerine, düşününce doğru söylüyorlardı ama yine de Gözde’ye ulaştıklarında ona zarar vermeyeceklerini nereden bilebilirdi.
“Haklıyız değil mi?” dedi Hasan.
“Tamam! Siz dürüst olacağım!” dedi müdür, “Diyelim ben bu dediklerinizi yaptım! Diyelim diyorum! Ya siz kızı bulup ona zarar verirseniz ben insan, erkek ve baba olarak bunun vebalini nasıl taşıyacağım!”
“Peki ya siz bizim kızı bulmamıza engel oldunuz ve o sahipsiz dışarıda dolaşırken başına bir iş geldiğinde vebali yine size almış olmayacak mısınız?” dedi Hasan hemen. Nevzat gerçekten kardeşinin kıvrak zekası ile gurur duyuyordu bu gün. Hemen başını salladı onayladığı belli olsun diye.
“Bence o kız on sekizini geçtiğine göre siz kararı ona bırakın!” dedi Hasan devam edip, “Biz de size kimlik bilgilerimizi bırakalım! Araştırın ne bileyim saklayın sonra bir şey olur diye! Bir yere kaçmıyoruz sonuçta!”
“Size hiç bir şey için söz veremem!” dedi müdür ayağa kalkıp artık gitmeleri gerektiği mesajını vermek istedi.
Nevzat ile Hasan’da kalktılar onunla ve çıkarken, “Sizden haber bekliyoruz!” dediler.
Dışarı çıktıklarında ikisi de çok heyecanlıydı.
“Neler yaptın sen öyle içeride?” dedi Nevzat neşeyle, “Kırk yıl düşünsem bir anda onları söylemek aklıma gelmezdi!”
“Kalabalık ailede büyümenin avantajları bunlar!” dedi Hasan, “Onca yabancı içinde kendimi kollamam gerekiyordu herhalde ne bileyim!”
Sarıldı Nevzat onu çekip kendine, “Onlar senin ailen!” dedi sevgiyle, “Sence bizi dinleyecek mi?”
“Bence dinleyecek!” diye coştu Hasan yeniden, “Bahsettiği kızlar çıkmışlarsa ve onlara erişimi varsa, hepsini çağırıp anlatacak bence! Sonra testleri yaptırıp bize ulaşacak! Telefon bıraktın mı ağabey sen?”
“Kartımı bırakmıştım geçen geldiğimde!” dedi Nevzat, “Şimdi bekleyeceğiz o zaman!”
“Ben askerdeyken ararsa ya!”
“Ben buradayım oğlum! Zaten bir ayda geleceksin, askerlik diyor bir de!”
İki kardeş, neşe içinde bir şeyler yediler. Kardeş olduklarını Hasan öğrendiğinden beri ilk gerçek ağabey kardeş buluşmasıydı bu.
“Ne komik haldeyiz aslında!” dedi Hasan ayrılırlarken, “Ben senin ve Sultan teyzenin gerçek ailem olduğunu söyleyip, yanınıza gelemiyorum. O kız gerçeği öğrense bile yine de bir ailesi olmayacak! Onun mirasından ben faydalanıyor olacağım!”
“Onu bulduktan sonra ortada bırakacak değiliz zaten. Sen o ailenin ağası olacaksın, o da senin kardeşin sayılır aslında, yani sen onun üvey kardeşi oluyorsun sanırım bu durumda! Mirası yasal olarak ona veremesen bile tüm malı yöneten eden olarak bir şeyler yapabilirsin!”
“Tabi ki yapacağım! Onun hakkı bende saklı duracak!”
“Sen yurtta değildir deyince, endişelendim aslında biraz! Nereye gitmiştir kimi kimsesi yokken! İnşallah iyidir!”
“İnşallah!” dedi Hasan’da düşünüp canı sıkıldı hemen, “Bence müdür onu sırf bu yüzden bulup bize getirmeli!”
“Haklısın!” dedi Nevzat’ta, sarılıp ayrıldılar.
Onlar çıktıktan sonra müdür konuşulanları düşündü yeniden. Aradıkları kızın Gözde olduğunu biliyordu. Emin olmak için bu zarfın içindekilerle DNA testi yaptırabilirlerdi sahiden. Babası onu ister istesin, ister istemesin test pozitif çıkarsa dava açıp, miras hakkını da alabilirdi o aileden. Aslında bu gelen çocuk kendini büyük bir riske atıyordu onu bulmaya çalışarak. Farkındaydı herhalde yaptığının. Anlatılanlar doğruysa, Gözde’nin annesini o merdiven altı yere kim götürüp, doğurttuysa onların suçuydu bunlar. Zavallı kadının başka bir çocuğu büyüttüğünden ve kendi kızının yurda bırakıldığından haberi bile olmadan ölüp gitmişti bu dünyadan. Dolayısıyla babasının hesap soracağı o değildi zaten. Hoş karısı olsun diye alınan kızın oraya götürüldüğünden de habersiz değildi büyük ihtimal! Aslında Gözde gerçekten dava açsa, bu insanlardan payını alıp hem rahat eder, hem de intikamını alırdı hepsinden.
“Neyse!” dedi kendi kendine, “Hırslanmaya başladım iyice!”
Eve gidip sakince düşünmeye ve eşiyle konuşup akıl danışmaya karar verdi. Sonuçta dedikleri gibi yasal olarak işiyle ilgili bir konu değildi artık bu.
Nevzat eve gidip Sultan hanıma olanları anlatınca, onun da aklına yurt müdürü ile aynı şey geldi hemen. Ya bu kız mirasını yasal olarak almaya kalkarsa ne olacaktı?
“Konuşacağız bu konuyu!” dedi Nevzat.
“İyi de bu kız yurtta büyümüş, zaten kimseye güveni yok. Müdürün dediği gibi bir aileye de kavuşamayacak. Tek kavuşabileceği, yasal hakkı mirası. Hasan’ın hayatı ne olacak o zaman!”
Nevzat’ın iyice karıştı kafası annesiyle konuşunca. Hasan evden rahat konuşamayacağı için hemen mesaj yazdı ona ve endişelerini dile getirdi.
“Zaten onun hakkı ağabey bu miras, alır hakkını. Muhtemelen babaannem götürmüştür oraya annemi!” yazdı.
“O zaman sen ne olacaksın onu soruyorum!”
“Olmam gereken yere geleceğim! Sizin yanınıza! Benim her durumda bir ailem var değil mi?”
“Tabi ki var oğlum, onu mu diyorum! Annen üzülmez miydi tüm yasal haklarının kaybetmene sence!”
“Annem bir kızı olduğunu ve onun yetimhaneye verildiğini duysa da çok üzülürdü ağabey! Eğer o kız böyle bir şey yapmak isterse, hakkıdır! Bize güvenmez böyle halletmek isterse, bu ailede yaptığının sonucuna katlanır, bence adil bir çözüm bu!”
“Kızı rahat mı bıraksak?” yazdı Nevzat.
“Rahat mıdır sence? Tek başına bir hayatın içinde, kim bilir ne yaşıyor, nerede?”
“Tamam, bakalım müdür dönecek mi? Zaten ok yaydan çıktı. Adam kızı bulup testi yaptırırsa göreceğiz neler olacağını!”
“Aynen ağabey! Rahat ol! Haydi iyi geceler!” yazdı Hasan.
Her şey zincirleme olarak etkiliyordu hepsini, madem gerçekler ortaya çıkıyordu o zaman hepsi bir şeyleri yaşamaya hazır olmalıydı herhalde.
(devam edecek)