Mustafa’nın odasında anca dördüncü gün sıra gelebilmişti. Gözde yoruluyordu ama ev boşalıp rahatladıkça Kerime hanımın yüzündeki rahatlığı görünce mutlu oluyordu. Boşalttıkları yerden kalanları geri koymadan iyice silip temizliyordu da. Küçücük evden bir sürü eşya çıkmıştı hayata hiç bir şey katmayan. Gözde yine de Mustafa’dan izin istemişti odasını temizleyip, elemek için. Mustafa da tatlı tatlı gülüp, “İstediğin her şeyi yapabilirsin sen!” demişti.
Onca yıl sonra, işte o gün anlamıştı Gözde, bu güzel insanları kandıran Songül’ün onun Songül’ü olduğunu. Bir düğünde Mustafa ile karşılıklı oynarlarken çekilmiş bir fotoğraf çıkmıştı çekmeceden. Mustafa kalp şeklinde kesmişti fotoğrafı, üzerinde düğün salonunun adı yazan zarfında saklıyordu çekmecesinde.
“O nursuzun resmini mi saklamış bir de!” dedi Kerime hanım görünce. Gözde’nin yüzündeki şoku fark edememişti başı öne eğik olduğu için. Yaşadığı şoku konuşmak istemediğinden Kerime hanımın “At aman, at! Gözüm görmesin!” demesi üzerine zarfın içine geri koydu fotoğrafı ve çöp torbasının içine soktu. Çöp torbasına giren, Mustafa’nın sözlülük hayali değil, onun bütün ömrünce duyduğu güvendi aslında. Onu da kandırmış göndermişti buralara. Yurttakilere yaptıkları, yıllardır onu nasıl kullandığı sanki başkasından dinliyormuş gibi bir bir düşüyordu zihnine. Gözlerinin dolacağını anladığından, yorulduğunu söyleyip, izin istedi Kerime hanımdan. Zaten bitmişti Mustafa’nın odasında yapılacaklar hemen hemen. Kerime hanım da dualar edip yolladı onu evine. Elinde tuttuğu çöp torbasını atmadan, açıp bir daha bakmayı düşündü fotoğrafa ama kendini oyalamaya gerek yoktu. Bal gibi de onun Songülüydü o fotoğraftaki. Mustafa’nın herkesin yaka silkelediği o meşhur sözlüsü. Sabaha kadar uyuyamadı sinirinden. Onca söylemişti Salih usta ile Kerime teyzesi inanmamıştı o olduğuna. Müdürü uyarmıştı kaç kez, yine de gelip de onu sordu mu diye beklemeye devam etmişti. O kadar aptal olduğunu düşünüyordu ki şimdi, Mustafa’nın saflığı ile onun ki baya birbirine denkti.
Ertesi sabah zorla kalkıp gitti Kerime hanımlara kalan işleri de zorla toparlayıp, yarın kendi evindeki işlere gireceğini ancak akşama uğrayacağını haber verdi. Yemekleri yapıp getirecekti evden. Kalan dört gün boyunca hem işlerini yaptı, hem bütün hayatını gözden geçirdi. İlk geldiğinde Songül hakkında anlatılanları, birinin kocasını ayartıp, kadını nasıl ortada bıraktığını hatırladı. Yıllarca onu kullanmakla kalmayıp, ortak bir yaşamları olacağına söz verip sürüklemişti buralara. Üniversiteye gitmemişti Gözde ona kanıp. Gülfem hanım çok kızmıştı duyunca hikayenin bu kısmına. Haklıydı. Aptallığından gelmişti başına tüm bunlar. Üniversiteye gitse, on sekizine gelince sokakta kalmayacaktı böyle, devlet mezun olana kadar bir yurt ayarlıyordu o zaman. Böyle temizlikçi de olmayacaktı. Dört gün hırsını temizlikten çıkartarak düşündü durdu evde. İşe gittiğinde o kadar yorgun ve uykusuzdu ki, Gülfem hanım şoka girdi halini görünce. Oysa heyecanla bekliyordu işe dönmesini, Behçet beyle dördüncü randevularına çıkmışlardı ama bu defa kahve değil, akşam yemeğiydi. Sadece emekli bürokratların gittiği çok özel ve lüks bir lokantaya götürmüştü onu. Orada tanıdığı insanlar olmayacağını bildiğinden, çekinmeden kabul etmişti Gülfem hanım yemek teklifini. Çok da güzel bir akşam geçirmişlerdi. Gözde darmadağınık gelince hevesi kursağında kaldı anlatamadı hemen. Onu konuşturdu önce, “Vallahi haklısın!” dedi sonra elini beline koyup, “Ben bile anlamıştım sen anlatırken de o kadar emin diyorsun diye ses etmemiştim. Kusura bakma ama sen o Mustafa denilen çocuktan da salaksın!” diye çıkıvermişti ağzından. Gözde birden bire ağlamaya başlayınca üzülmüştü bu sefer. Müşteriler gelene kadar sarılıp özür dilemişti ondan, kendi hikayesini de anlatamamıştı bir türlü. Bir kaç gün daha izin vermeyi düşünmüştü Gözde’ye ama eve yollasa gene kurup kuruşturacak dinlenemeyecekti bile. Kendisi de on gündür temizliği yapmaktan yorulmuştu iş yerinde. Gözde olmayınca yine ona kalmıştı işler. Hafta sonu bir güzellik salonuna gidip, bakım yaptırmaya karar vermişti, ellerini temizlik malzemelerine daldırmak istemiyordu şimdi.
İşe gelmek Gözde’ye iyi gelmişti sahiden ama evde temizlenecek bir şey kalmadığı içindi böyle hissetmesi. Bir kaç gün de iş yerinde hırsından temizlik yapıp durduktan sonra nihayet sakinleşmeye başladı biraz.
“Sonuçta başına kötü bir şey gelmemiş!” demişti Gülfem hanım, “Yurtta da seni kullanmış ama hayatını kaydıracak bir sonuca hiç ulaşamamış çok şükür. Aksine çıkınca da seni iyi insanların olduğu bir mahalleye yollamış!”
“Teşekkür mü edeyim?” demişti Gözde şaşkın şaşkın.
“Hayır şapşal! Şükret!” diye azarlamıştı onu patronu. Yaşça oldukça büyük olduğundan anne gibi davranıyordu çoğu zaman Gözde’ye. Sadece Behçet beyi anlatırken genç kız oluyordu yeniden.
Bu arada Songül’ün kaçtığı adamla da yapamayıp, iki kez yurda gelip Gözde’yi sorduğundan haberi olmamıştı Gözde’nin. Yurt müdürü onu görür görmez anlamıştı gene kullanacak adam aradığını. Ne yurttakilerden yüz bulabilmişti umduğu gibi ne de Gözde’nin yerini öğrenebilmişti.
“Seni bulmaya diye çıkıp gitti zavallı! Tabi sokakta kalmış geri geldi! Bir kaç gün burada misafir ettik, sonra yine çıkıp gitti bir daha da uğramadı” demişti.
Songül’ün zaten o mahalleye gidecek yüzü olmadığı için, yurt müdürü başka yere gitti deyince, peşine düşmemişti.
Gözde’nin yurt müdürüne bıraktığı adres, Songül’ün değil, Nevzat’ın işine yarayacaktı. Nevzat Yusuf’tan yurdun adını öğrenince, Hasan’a bir şey söylemeden hemen oraya gitmişti. Olur kızın başına fena bir şey gelmişse, annesi ile kardeşine “Bulamadım!” diyecekti.
Yurtta kalan çocukların bilgileri, ayrılıp gitseler bile kimseye verilmezdi. Nevzat gelip bütün hikayeyi anlattı yurt müdürüne ama müdür haklı olarak bu hikayenin gerçek olup olmadığından emin olamadı. Ayrıca o dönemde yurda bırakılan yakın yaşlarda birden çok çocuk vardı. Hangisinin Nevzat’ın aradığı çocuk olduğunu bilmek mümkün değildi. Aslında müdür dosyasını bildiği için birden fazla gelmiş olsa da o dönem kapıya bırakılan tek çocuğun Gözde olduğunu biliyordu ama Nevzat’ın ısrarını kırmak için bundan bahsetmedi. Sonuçta kıza zarar vermek isteyen biri de olabilirdi. Kızın annesi olduğunu söylediği kadın da hayatta değildi, dolayısıyla yasal başvuru yapacak kimse yoktu. Nevzat müdürü ikna etmek için diyecek başka bir şey bulamadığı için yurttan ayrıldı. Nevzat ve Hasan’ın kıza kan bağı yoktu. Annesi hayatta değildi. Hasibe’nin ailesine böyle bir şey için gitseler herkes öğreneceği için Hasan’ın hayatı mahvolurdu. Ayrıca o dönem gelen çocukların bilgilerine erişseler bile o olduğunu nasıl bileceklerdi.
Kızı bulma umudu kalmayınca, Hasan’a gelmeden olanları yazdı. Kimse duymasın diye bu konular asla telefonda konuşmuyorlar, mesaj yazarak haberleşiyorlardı.
“Babamın DNA’sını taşıyor sonuçta, onun gerçek kızı!” dedi Hasan.
Nevzat bunu neden düşünemediğine şaşırdı, kardeşi söyleyince. Kızların bilgilerine ulaşsalar bir şekilde hangisi olduğunu tespit edebilirlerdi.
“Ben gelince yeniden gidip konuşalım!” dedi Hasan. Nevzat bir şey değişeceğini sanmıyordu ama kabul etti.
Yurt müdürü Nevzat’ın kötü biri olmadığını hissetmişti aslında, böyle varlıklı bir ailesi ve onu merak eden iyi insanlar varsa hayatının çok daha iyi olacağı, buradaki her çocuğun istediği bir aileye kavuşacağını düşündü ama risk alamazdı. Bu insanlar kıza zarar verecek de olabilirlerdi, miras payı falan varsa, onu yok etmek istiyor da olabilirlerdi. Öyle garip hikayeler geliyordu ki bazen geri, hem görev sınırını aşmamak, hem de zavallı kızı korumak için bilgi veremezdi. Yine de Gözde’den bir şey çalıyor muyum acaba diye de düşünmeden edemedi.
(devam edecek)
.