Sır – Bölüm 13

Herkes yurttan gelen bu kıza üzülmüştü, iyi insanlardı mahalledekiler. Salih bey de kızın arkasında durunca, Songül’e başını sokacağı bir ev bulmak için bakınmaya başladılar. Hatta kız başına sağlam bir ev olsun diye para toplanmaya bile başladı mahallede. Bu arada çalıştığı yerde de bir kaç hırsızlık olayı olmuştu. Gelen kadınların cüzdanları çalınmıştı bir kaç kez, bir kadının da saçı yıkanırken çıkardığı altın küpeleri kaybolmuştu. Songül’den şüphelenmişti patronu ama Songül yemini billah ediyor, ağlıyordu iki gözü, iki çeşme. Sahipsiz olduğu için onu yaftaladıklarını söylüyordu hemen. O kadar çok ağlıyordu ki patron da inandı sonunda ona, başka bir çalışanından bildi yapılanları, kadının küpesinin biri bulundu sonra o kızın çantasında. Kız inkar etse de çıkardılar işten sonra.

“Songül’ün yaptığını mı söylüyorsunuz?” dedi Gözde kesip.

“Anlatıyorum sana işte olanları!” dedi Salih bey devam etti. Başını soksun diye ev parası toplanmıştı zavallı kıza. Konu, komşuyla da görüşüyor herkese acındırıyordu kendini. Kadınlar annesiz bir yavru görünce yüreklerinin yağı eriyordu hemen. Kendi kan alacakları damarları varmış gibi, kıyafet, takı, toka çıkarıp çıkarıp veriyorlardı ha bire. Öyle teşekkürler ediyor, öyle sevinç gösterileri yapıyordu ki arkasından, onu öyle mutlu görünce başları göğe ermiş hissediyorlardı sanki.

“Kendi evi olmayanlar, bu kız başını sokacak bir yer bulsun diye aylarca para topladı!” dedi sonunda Salih bey sırtını düzelterek, “Sonunda ne oldu biliyor musun?”

“Ne oldu?”

“Paraları alıp, minnettarlık şovları yaptıktan sonra, kuaföre gelen kadınların birinin zengin kocası ile çekip gitti buralardan!”

“Nasıl?” dedi Gözde hiç beklemiyordu bu sonu.

“Kadının annesi burada yaşadığından eskiden beri geldiği kuaförünü bırakmamış zengin kocaya varınca, geliyormuş ara sıra işte! Adam da gelip alıyormuş karısını. Dükkanda, kaş, göz nasıl yaptıysa ayartmış adamı!”

“Songül?”

“Evet Songül! Paraları da aldı bizden!”

“Yok o başka biridir muhakkak! Benim arkadaşım öyle biri değildir!” dedi Gözde daha çok kendini ikna etmeye çalışır gibi.

“Benim buralarda bildiğim tek Songül o yurttan gelen!” dedi Salih bey.

“Ne zaman oldu bunlar?”

“İşte bir ay önceydi kaçıp gittiği! Adam boşanma davası açmış kadına, kahvede söylüyorlardı. Kadın gelmiş geri mahalleye, iki gözü iki çeşme! Nerede oldukları belli değilmiş kocası ile o kızın!”

“Yok! O değildir benim arkadaşım!” dedi Gözde oturduğu yerde kıpırdanıp, “Ben bulurum onu, belki adresi yanlış yazmıştır! Buralardadır o!”

“İnşallah başkadır!” dedi Salih bey.

“O zaman ben gidip bakınayım, sorayım etrafa! Teşekkür ederim yardımınız için!” dedi Gözde ve çantasını alıp çıktı dükkandan. Mustafa’da siparişi vermiş gelmişti o arada.

“Gidiyor musun?” dedi üzülerek.

“Görüşürüz!” dedi Gözde aptallaşmıştı o da biraz, yürüdü sokağa. Kahvedekilere sorsa zaten dinlemişti buradaki Songül’ün hikayesini, öbür sokaklara bakacaktı biraz.

Bir kaç saat dolaşıp, arkadaşını sorduktan sonra iyice morali bozulmuştu artık. Kime sorsa ya balıkçının anlattığı Songül’ü söyleyip, yaka silkeliyorlar ya da bilmiyorlardı o isimde birini. Bir kaldırıma oturup adres yazan kağıda baktı yeniden. Acaba sayıları yanlış mı okumuş, ya da başka bir mahalleye gelmişti. İşin kötüsü bu gün onu bulamazsa kalacak yeri de yoktu. İkinin beş, birin yedi olacağını var sayarak yeniden dolandı sokakları ve evleri ama bir önceki turundan farklı bir şey elde edemedi. Elinde çanta dolanıp durmaktan ayakları ağrımıştı. Kalacak bir yer bulmanın daha önemli olduğunu düşünerek yeniden balıkçının olduğu yere geldi. İyi ki Dilek hanımın verdiği para vardı yanında. Belki onunla buralarda bir yer bulabilirdi. Salih bey onun elinde çanta yeniden geldiğini görünce anladı aradığını bulamadı. Akşam siparişleri için balık pişiriyorlardı içerde. Yurttan çıktığından beri bir şey yemediği için yutkundu Gözde elinde olamadan.

“Acıktın mı?” dedi Salih bey, gene kıyamamıştı kıza.

“Ne kadar ekmek arası?” dedi Gözde çekinerek.

“Otur sen Mustafa hazırlarsın sana!” dedi Salih bey işaret etti çırağına. Kızın geri gelmesine çok sevinen Mustafa bolca soğan doldurduğu ekmek arası balığı hemen hazırlayıp getirdi yanına, sormadan bir tane de kola açıp verdi.

“Bulamadın mı?” dedi Salih bey, Gözde iştahla ekmeği ısırırken.

“Adres hatalı herhalde!” dedi Gözde, belli ki herkesi dolandıran o kızın arkadaşı olduğuna ikna olmamıştı, “Kalacak yer bulayım dedim bu gece için, sizden başka da kimseyi tanımadığım için size geldim!”

Cevap vermedi hemen Salih usta, Songül gelince de aynı şeyler olduğundan cesaret edemiyordu bu kez yardım etmeye. Gözde gidince, kahvedekilerden “Çete mi bunlar sırayla düşüyorlar!” diyenler olmuştu. Mustafa onlarda kalsın diye bakıyordu ustasının gözünün içine.

“Buralarda zor kalacak yer!” dedi Salih bey çırağına aldırmadan.

Gözde’nin ağzında büyüdü lokması bu sefer bıraktı ekmeği yemeği, “Otel falan yok mu yakınlarda hiç?”

“Otelde kalınır mı kız başına?” diye atıldı Mustafa hemen, ustası bakışları ile susturdu onu.

“Param var!” dedi Gözde sorunun o olduğunu sanarak, heyecanla çantasındaki zarfı çıkardı hemen, “Balıkları da ödeyeceğim!”

Salih bey bir paraya bir kıza baktı düşünceli düşünceli, Gözde ha ağladı, ha ağlayacaktı.

“Yurda dön istersen!” dedi Salih bey yine kendini tutup.

“Yurttan ilişiğimi kestiler!” dedi Gözde ama bir damla yaş iniverdi gözünden. Ekmeğe elini sürmeden kalktı ayağa ve zarftan yüz lira çıkarıp uzattı Salih ustaya, “Yeter mi bu?”

“Benden olsun yoruldun bütün gün!” dedi usta almadı kızın parasını. Gözde de ısrar etmedi, başını eğip çıktı dükkandan. Hava kararmaya dönmüştü yavaştan. O ilk otobüste hissettiği güvensizlik duygusu yeniden doldurdu içini.

“Songül nerelerdesin?” diyerek bakındı etrafına sonra duraktan buraya nasıl geldiğini hatırlamaya çalıştı ama aklı öyle durmuştu ki toparlayamadı aklını. Burnunu çekerek yeniden girdi dükkana, “Özür dilerim durağın yerini hatırlayamadım!” dedi sesi titreyerek.

“Ben götüreyim mi?” diye atıldı Mustafa yine heyecanla, zaten artık kapatıyorlardı.

“Sonra hemen eve git ama!” dedi Salih bey.

Mustafa hemen fırladı aldı eve götüreceği paketi, çıktı dükkandan Gözde’yle. Salih bey çok üzülmüştü kızın haline ama ikinci kere aynı hataya düşerse mahalleli ye de açıklayamazdı halini. Bir o değildi ki kandırılan, herkesi kandırmıştı o kız.

Mustafa’nın yanında yürüyordu sessizce Gözde, on dakika sonra etrafa şöyle bir bakınca geldiği yol olmadığını fark edip irkildi.

“Buradan gelmedim ben!” dedi korkuyla.

“Biliyorum!” dedi Mustafa saf gülüşü ile “Bize götürüyorum seni!”

“Size mi?”

“Ustam istemedi ama sokakta kalmana razı olamam, sözlümün arkadaşıymışsın!”

Hava da karardığı için tedirgin olmuştu Gözde, balıkçı iyi bir adama benziyordu, bu çocuğa da güveniyordu belli ki ama aklı eksikti nihayet.

“Korkma!” dedi Mustafa onun yüz ifadesini görünce, “Geldik sayılır bak şurası nenemin evi! Balığımız da var!” dedi sonra elinde sallayıp durduğu paketi kaldırarak.

“Ben yurda mı gitsem!” dedi Gözde kararsız bir sesle, bu saatte sokaklarda kalmamıştı hiç daha önce. Ondan da korkuyordu bir yandan, hava kararınca hepten ıssız ve ürkütücü olmuştu sokaklar. Balıkçıdan biraz uzakta o tek katlı eski evlerin olduğu tarafa getirmişti Mustafa yine onu.

“Yok!” dedi Mustafa, “Ben seni oraya kadar bırakamam! Mecburen bize geleceksin!”

Gözde iç çekip takıldı yine peşine saf oğlanın, gösterdiği eve doğru yürüdüler beraber. Gözde yürüyünce, Mustafa’nın da yüzü gülmüştü yine.

(devam edecek)

Yorum bırakın