Sır – Bölüm 6

Hasibe’nin doğurduğu kız bebeği yetimhaneye bırakıp eve gittikten sonra Nebahat ile didişmeleri devam etmişti. İki müşteriyi denk getirdiği için de kızmıştı Nebahat ama o da biliyordu Hasibe’nin ailesinin pat diye çıkıp geldiğini. Çalışanlarından biri Nebahat’i bildiği için haber bile vermeden alıp getirmişti. Yusuf da Ceylan’ın o gün sancılanacağını bilemezdi, yoksa başından beri Sıdıka hanımla kızın oraya getirileceğini konuşmuşlar, Nebahat’e de söylemişlerdi. Nebahat erkek bebeği alıp giden ailenin çocuğun kendilerinden olmadığından şüphelenmelerinden korkuyordu. Yusuf’un yüzünden başlarına büyük bela almış olabilirlerdi. Aşiret olan aile gerçeği öğrenirse ikisini de yaşatmazdı. Yusuf öğrenemeyeceklerini iddia etse de, Nebahat ailedeki kızıl saçın, verdikleri oğlanda da çıkması durumunda, ya Hasibe’den ya da onlardan şüpheleneceklerinden emindi. Neyse ki Hasan’ın saçları babasının saçları gibi kahverengi uzamış, kimse de çocuğun aileden olmadığından şüphelenmemişti. Tüm bu tartışmadan sonra Nebahat aileyi haber vermeden alıp getiren arkadaşına da fırça çektiği için Yusuf çocuğun kimlere verildiğini biliyordu.

Bu saatten sonra da Nebahat’in peşine düşüp düşmeyecekleri hiç umurunda değildi, o Nevzat’tan koparacağı paraya bakıyordu. Ailenin karşısına dikilecek olan da o olmadığına göre, kimin başına ne geleceği ile de ilgilenmiyordu.

Nevzat annesine sürpriz yapmak istediğinden bulacağı çocuğun kardeşi olduğundan emin olana kadar bir şey söylemek istemiyordu. Sultan hanım paranın tüm kontrolünü ona verdiğinden Yusuf’a vereceği paradan da haberi olmayacaktı. Parayı hazırlayıp onunla yeniden buluştu.

“Çocuk öldü mü kaldı mı bilmiyorum!” dedi Nevzat kendini garantiye almak için, “Ben parayı çocuğun yerini söylemek için alıyorum! Gerisi beni bağlamaz!”

“Ailenin şimdi nerede olduğunu biliyor musun?”

“Nereden bileyim, aileyi mi takip ediyorum!” dedi Yusuf sabırsız bir sinirle.

“Ailenin şimdi yaşadığı yeri bulup bana söyleyeceksin parayı ondan sonra sana vereceğim!” dedi Nevzat bu defa.

“Adı belli ailenin işte, internetten gir bak bana ne!”

“Bilgiyi satan sen değil misin? Neye para vereceğim ben o zaman, aileyi bulacaksın, kardeşimin orada olduğundan emin olacaksın, ondan sonra arayıp benden para alacaksın!” dedi Nevzat ve elindeki çantayı Yusuf’a teslim etmeden dönüp ayrıldı yanından.

Babaannesinden sonra servete konmuş olsalar da ne hayatlarını değiştirmişler, ne de işin ayrılmıştı Nevzat. Anne, oğul azla yetinip mutlu olmaya alışmışlardı yıllarca. Yıllarca annesinden dinledikleri de olduğu için bu parada kardeşinin de payı olduğunu düşünüyordu ayrıca. Ona ne olduğunu öğrenmeden de fazla elini sürmek istemiyordu mal varlığına.

Yusuf parayı alamadığı için canı sıkılmış bir şekilde ayrıldı Nevzat’tan. Önce boş verdi, uğraşmak istemedi ama sonra kumar borcu olanlar peşine düşünce, mecburen namını hatırladığı aileyi araştırmaya başladı. Neyse ki taşınmamışlardı hâlâ. Büyük ağa hâlâ hayatta olduğundan oğullarından hiç biri de yerine geçememişti. Adamın üç tane oğlu vardı, Hasibe tam olarak hangisinin karısı bilemediği için hangilerinin oğlu olduğunu öğrenmeye çalıştı. Ne yazık ki hepsinin de oğulları vardı. Çocuğu yaşı ele vereceği için bu kez oğulların yaşlarını öğrenme peşine düştü ve nihayet adı Hasan ve Osman olan iki çocuğun yaşlarının tuttuğunu öğrendi. O gece oğlan doğurmak için ağlayan kızın adını bilmiyordu ama görse muhakkak tanırdı. İki aileyi de uzaktan takibe aldı, kadınları oğulları ile gördüğü an anlayacaktı verilen çocuğun hangi evde olduğunu.

Bir buçuk ay sonra Hasibe’nin bitmeyen hastalıkları yüzünden Hasan onu doktora götürürken gördü ikisini evin önünde. Kız resmen çökmüştü ama Ceylan’la ikisi aynı odada doğurdukları için kızın yüzünü iyice görmüştü.

Ayrıldıktan sonra adamın sesi kesilince, Nevzat bir kaç kez mesaj atmıştı ne olduğunu öğrenmek için, Yusuf zamana ihtiyacı olduğunu söyleyip, dönmemişti yine uzun süre. Nevzat’ın da sabrı tükeniyor adamın bilgiyi vermekten vazgeçmesinden korkuyordu, tam parayı artırabileceğini söylemeye karar verdiğinde geldi Yusuf’tan mesaj, kardeşinin yerini bulmuştu hatta o gün uzaktan çektiği fotoğrafı da mesaja ek yapıp göndermişti.

Yusuf’un kalitesiz telefonunda çekilen fotoğraf bulanık olsa da, Nevzat heyecanla incelemişti fotoğrafı, işte kardeşi karşısındaydı. Annesinin bulmak için deli olduğu, teyzesinden doğan babadan kardeşi. Annesine yine bir şey söylemeden ertesi gün hemen buluştu Yusuf’la, evin önüne kadar gittiler beraber. Adam yalan söyleyip parayı alıp kaçar diye korkuyordu ama adının Hasan olduğu kardeşi görünene kadar beklemeye kalksalar onun da günler sürebileceğini tahmin ediyordu.

“Hadi ver şu parayı artık!” dedi Yusuf da sabırsızca

Tereddüt de etse yanında getirdiği çantayı uzattı Nevzat “Bak burada değilse, düşerim peşine!” diye tehdit etti Yusuf’u verirken ama adam telefonunu değiştirip, ortadan kaybolsa yapabileceği bir şey olmadığını kendisi de biliyordu. Yusuf çantayı sert bir şekilde çekip aldı elinden, arabanın üzerinde açıp, miktarı kontrol etti. Sonra Nevzat’ın ayaklarının dibine tükürüp, hızla uzaklaştı yanından. Nevzat dönüp eve baktı yine.

Yusuf’un söylediğine göre Hasan liseye gidiyordu, okuduğu okulun adını vermemişti ama eve girip çıktığı saatleri söylemişti. O gün iş çıkışı buluştuklarından saatler kaçmıştı, sabah okula giderken karşılaşmak da olmayacağı için okuldan dönüş saati gelip beklemeye karar verdi.

Oğlunun çevirdiği işlerden habersiz Sultan içine doğmuş gibi yine Ceylan’dan ve kayıp oğlundan söz açtı.

“Babaannem hesabını veriyordur zebanilere inşallah!” dedi Nevzat günün gerginliği ile ama aslında kardeşinin iyi durumda olmasına çok sevinmişti. Belli ki düzgün bir hayat yaşamıştı aslında. Maddi durumları da iyiydi Yusuf’un söylediğine göre, ağa torunu olmuştu o ailenin yanında. Paraya pula ihtiyacı olmasa da öz ailesini bilmeye hakkı var diye düşünüyordu kendi kendine. Gece başını yastığa koyunca düşünüp durdu kendi kendine. Onu bu kadar kolay bulacağını tahmin etmediği için karşısına çıkıp ne diyeceğini de hiç düşünmemişti. Sonuç olarak onun hiç bir şeyden haberi olmadığı gibi, öz ailesi ile olmadığından şüphelenmesini gerektiren bir durumu da yoktu. Evlatlık alınmamıştı ki, doğrudan doğumhaneden o eve gitmişti. Böyle düşününce kafası karıştı bu defa. Ne diyecekti o zaman? Nasıl anlayacaktı? Annesinin bile haberi yoktu, kendi çocuğunu büyütmediğinden. Kadının aslında kız doğurduğunu öğrenseler yine bir şey yaparlar mıydı acaba? Hasan’da oradan elde ettiği tüm hakları kaybederdi. Bu çocuğu biz büyüttük demezler kapının önüne mi koyarlardı kardeşini. Hayır sokakta kalmazdı elbette onlar sahip çıkardı ama Hasan demez miydi gelip neden mahvettin hayatımı diye? Ne cevap verirdi o zaman?

“Off!” dedi sıkıntıyla, tam bulmuşken vaz mı geçecekti şimdi. Annesinin hayalini nasıl gerçekleştirecekti peki? Yok bu öyle kolay karar verilecek bir şey değildi. Çok hırslanmış, heveslenmişti ama bir düşünmek lazımdı önce. Ne olursa olsun, en azından gidip görebilirdi kardeşini. Onu tanıyacak değildi ya. Uzaktan bakardı biraz, neye yarayacak bilmese de bakardı işte. Yeri yurdu belliydi artık, bırakmazdı peşini, düşünür karar verirdi bir zamana kadar. Annesine söylemek için yanıp tutuşuyordu bir an önce ama annesi ister miydi yeğeni yaşasın böyle şeyleri. Sabaha kadar düşündü taşındı çıkamadı işin içinden, o gün okul çıkış saati gidip, uzaktan kardeşini görmeye karar verdi. Belki sonra annesini de götürür onu bulduğunu söyler, uzaktan gösterirdi. Ya da belki yapmazdı, hiç bilmese mi daha iyiydi bilemedi ama işe geç kalacağı için kalkıp duşunu aldı, uykusuzluğunu annesi anlamasın diye gülümseyip durdu kahvaltı boyunca.

(devam edecek)

Sır – Bölüm 6” için bir yanıt

Yorum bırakın