Sır – Bölüm 5

İkinci aile geldiğinde ortaokula gidiyorlardı. Gözde’nin upuzun güzelim saçlarını kesivermişti bir gece önce. Oradan buradan öyle kırpmıştı ki, benim diyen kuaför toparlayamazdı bir daha. Zavallı Gözde tam da onu bir aile görmeye gelecekken saçlarının halini görünce ağlamaya başlamış, “Seni çok güzel yapmak istedim canım arkadaşım! Sabah sürpriz olacaktı. Ama sen yatarken yapamadım tabi! Hepsi benim suçum, istersen hemen gidip kendini ispiyonlarım!” diye ağlamıştı yine. Arkadaşının bu güzel niyetine ve göz yaşlarına kıyamayan Gözde’de hemen sarılıp affetmişti onu. Gözde’yi çağırıp, saçının halini gören yurt müdürü de ne diyeceğini şaşırmış, çocuklara böyle muamele ettiklerini düşünmesinler diye çıkaramamıştı Gözde’yi yeni aileye, başka bir çocuğu göstermişti.

Üçüncü aile geldiğinde orta sona gidiyorlardı. Ailenin gelip, Gözde’yi göreceği bir kaç gün öncesinde söylenmişti ikisine de, “Seni alıp giderlerse ben burada ne yaparım!” diye başladı Songül daha ilk dakikadan, “Aslında geçmişte saçlarını kestiğimde de seni benden alacaklar diye korkmuştum. Kimsem yok benim senden başka. Buradan çıktığımızda da beraber oluruz, bir hayat kurarız diye hayal ediyorum ben hep, çok kalmadı biliyorsun! Ama şimdi sen gidersen, ben tek başıma kalacağım, ne yapacağım Gözde!” diye iki gün boyunca Gözde’yi yedi bitirdi.

“Eğer beni isterlerse ikimizi de almalarını söylerim!” diyordu Gözde, “İkimiz kurtulmuş oluruz!”

“Ya istemezlerse!” diye yine başlıyordu Songül daha da abartarak, sonunda Gözde arkadaşına o kadar üzüldü ki, yurt müdürü ile konuşup evlatlık verilmek istemediğini söylemek zorunda kaldı.

“Kızım, bak aile çok iyi! Bu yaşta bir çocuk almayı isteyen aile pek çıkmaz! Yurttan ayrılma yaşınız yaklaşıyor, böyle iyi insanları bulup, geleceğini kurtarabilecekken niye istemiyorsun. Aileyi bir gör, tanışın!” dese de yurt müdürü, arkadaşının sözlerine çok üzülen Gözde istemedi görüşmeyi. Sonra bir daha da çıkmadı başka aile.

Nevzat üniversiteden mezun olduğunda Gözde hâlâ yurtta devam ediyordu Songül’le. İki arkadaş yurttan birlikte ayrılmaya karar vermişlerdi on sekizlerine geldiklerinde, hayatları boyu birbirlerine destek olacaklardı.

Nevzat diplomasını aldıktan sonra staj yaptığı şirketten aldığı teklifle oyalanmadan işe başladı. Sıdıka hanım beslenecek öfke bulamadığından olsa gerek artık iyice düşmüştü elden ayaktan. Sultan hanım hiç erinmeden bakıyordu kayınvalidesine, artık altı da bezleniyordu. Yattığı yerden yaraları olmasın diye masajlar yapıyordu her gün, çeviriyordu sağına soluna ama Sıdıka hanımın gözlerindeki nefret hiç yumuşamıyordu. Ağzını çok açmasa da, yıllarca eziyet ettiği gelinin eline düştüğü için öfkeliydi bu kez. Oğlundan kalanları yiyeceklerdi ana oğul o gidince, Yaşar’ı toprağa sokup fink atmalarının önünü kesmişti yıllarca, şimdi kabullenemiyordu bu güçsüzlüğü. Taha beyin kardeşleri hiç arayıp sormuyorlardı onları, herkes kendiyle meşguldü. Yaşar öldükten sonra iyice çekmişlerdi ellerini eteklerini. Mallar zaten paylaşıldığından ortak bir yolları kalmamıştı artık. Gelini ve torunundan başkası yoktu neticede Sıdıka hanımın. Nevzat işe başladıktan yedi ay sonra da yumdu gözlerini. Sakındığı ne varsa kaldı, gelini ile oğluna. O zamana değin tüm yasal hakları elinde tuttuğu için paranın yüzünü bile görememişti zavallı Sultan, ne miktarı biliyordu, ne mal varlığını. Sıdıka hanımın ölümünden sonra üzerine olanlar ortaya çıkınca anne-oğul iyice şoke oldular. Varlık içinde yokluğu yaşatmıştı yaşlı kadın yıllarca hepsine.

“Ben bu yaştan sonra parayı ne yapayım!” demişti Sultan hanım tüm intikal işlemleri tamamlandığında, “Senin mutlu olduğunu göreyim yeter! Ceylanımla oğlu da olsaydı şimdi yanımızda o zaman hayatı yaşatmak isterdim onlara!”

Nevzat Yusuf’a aylar sonra ulaşabilmişti ancak, adam tanımadığı numaraları açmıyordu çekindikleri olduğundan. Neden sonra Nevzat’ın aklına gelmişti babaannesinden bahsederek mesaj atmak da geri dönüş yapmıştı Yusuf. Sıdıka hanım bir iş istiyorsa mutlaka para verir diye düşünmüştü aslında. Ceylan’ın doğum yaptığı geceden dört yıl sonra, polis öğrenmişti merdiven altı kürtaj yaptığını Nebahat’in. O dönemde de iki zengin aileye çocuk bulup vermişlerdi, cepleri de dolu olduğundan, apar topar kaçmışlardı Yusuf ile yurt dışına. Yusuf, Sıdıka hanıma gelip anlatmıştı olanları, o zaman elli ayaklıydı Sıdıka hanım tabi. Suç ortağı gidiyor diye sevinmişti Sıdıka hanım. Biliyordu Yusuf’un nasıl pislik olduğunu, ileride başına bela olur diye de çekiniyordu için için.

Nebahat, Yusuf ile yapamamıştı oralarda. Yusuf ne dil öğreniyor, ne bir işe girip çalışmak istiyordu. Öyle merdiven altı ebelik de yapamayacaklarından ellerine hazır akan para da kalmamıştı. Biriktirdikleri paraları da orada edindiği Türk arkadaşları ile oynadığı kumarda kaybedince, kapının önüne koydu Yusuf’u güzelce. Ne çalışma izni, ne de oturma izni vardı Yusuf’un kaçak yaşıyordu zaten, ortada da kalınca polis sokakta bulup, hemen sınır dışı ediverdi Türkiye’ye.

Geri gelince yapacak bir şeyi olmayınca yine Sıdıka hanıma geldi Yusuf. Tam da düşündüğü gibi Sıdıka hanımın para sızdırmak istiyordu. Gelini ile torununa vermediği paradan biraz tutuşturdu eline yolladı ama kumarı iş bellemiş Yusuf, durmadı geri geldi yine. Sıdıka hanım da onun Nebahat ile çevirdikleri işleri biliyordu. Eli güçsüz değildi aslında, ikinci gelişinde “Ortaya dökerim hepsini!” deyiverdi. Yusuf ara ara çenesini tutamadığı için aile isimlerini de deyivermişti patronuna. Sıdıka hanım da aptal değildi, bir gün lazım olur diye hepsinin adını not etmişti tek tek.

“Senede bir kere harçlık veririm eline, ben çağırmadan gelme!” dedi Yusuf’un korktuğunu anlayınca, ne olur, ne olmaz diye elinin altında da tutmak istiyordu adamı. Yıllarca gizli saklı devam etti buluşmaları. Eski şoförü yaşlı patronunu ziyarete geliyor, bir ihtiyacı var mı diye yokluyordu sözde. Sıdıka hanımın Yusuf’a düşecek pis işleri olmamıştı bir daha ama yine de yıllarca ödedi o parayı. Nihayet elden ayaktan düşüp, bankadaki parayı almaya gidemediğini görünce gelmedi bir daha.

Nevzat mesaj yazınca da sandı ki, torunu aracılığı ile yine para verecek Sıdıka hanım, birikmişleri de koparırım diye heyecanla kabul etti Nevzat’ın buluşma teklifini.

“Babaannem öldü!” dedi Nevzat ayak üzeri buluştukları dükkanın önünde. Para alacağından çok emin gelen Yusuf’un aklı karıştı bu sözlere.

“Niye aradın beni o zaman?”

“Teyzeme yaptıklarınızdan haberim var?” diye devam etti Nevzat

Konunun nereye varacağından emin olmayan Yusuf, her an kaçmaya hazırladı kendini, “Ne olmuş teyzene?” dedi vakit kazanmak için.

“Sen daha iyi biliyorsun ne olduğunu! Kardeşimi kime verdiniz bana söyleyeceksin?”

Tehdit edilmeyeceğini anlayan Yusuf gevşedi hemen “Niye söylemek zorunda olayım ki? Babaannen bana çok para verdi susmam için!”

“Babaannem öldü diyorum!”

“Ben de bu bilgi bedava değil diyorum!”

“Tamam!” dedi Nevzat sabırsızca, “Kardeşimi nereye verdiniz söyle?”

“Önce para!” dedi Yusuf pişkin pişkin.

Nevzat onu ihbar etmekle de tehdit etmeyi düşündü ama elinde hiç delil yoktu, uzatmadan ne kadar istediğini sordu adamın. O da aklına gelen ilk rakamı söyledi. Devamında da bir şeyler koparabileceğinden umutlandığı için abartılı bir meblağ söylememişti. Babaannesinden kalan paraların kontrolü ondan olduğu için kabul etti Nevzat ve yeniden buluşmak üzere ayrıldılar.

O zamanlar Nebahat ile sevgili olup, aynı evde yaşadıklarından tüm pis işleri de beraber yapıyorlardı. Hasibe’yi getirdikleri gece, planlı bir iş olmadığından, önceden Yusuf’un da haberi olmamıştı. Olsa Ceylan’ı da oraya götürmezdi zaten. Kendilerini riske atmamak için her işi tek tek alıyorlardı o güne kadar ama o gece iki ailenin karşılaşması kaçınılmaz olmuş o sayede bebekler el değiştirmişti.

(devam edecek)

Yorum bırakın