Kurtuluşa giden yol – Bölüm 38

Ertim Bey, asi alanında yapacağı işler bitince ailesi ile vakit geçirmek istediğini söyleyip eski evlerine gitmek için onay almıştı Agora Adal’dan. Elit bölgesindeki şartlar hâlâ asi bölgesindekilerden iyiydi. Elitler, cennet alanına götürülmedikleri için kendi konfor alanlarını ve düzenlerini bırakmak istemiyorlardı. Vakfın başına oy birliği ile Ertim Kağan seçilmişti. Sistemler değişse de vakıf insanlığa fayda sağlama amacına bu defa gerçekten hizmet etmek için çalışacaktı. Başka ülkelerden bilim insanları da profesörle çalışmak istediklerinden onlar da davet edildiler.

Eğitim sistemi şimdilik kesintiye uğradığından, elit çocukları tatilin keyfini çıkarıyorlardı. Tansu annesiyle hasret giderdikten sonra babası ile laboratuvara gitmeyi seçmişti. Bilinçaltındaki bilgiler sayesinde bir üst eğitime geçmeden zaten bir çok şeyi yapabilir hâle geldiğinden Ertim bey de kendi isteğiyle bunu seçmesine sevinmişti.

Arkın cennet alanına gideli bir aydan fazla olmuştu. Cennet alanı ile Re-gaya içinden iletişim kurmak hâlâ zordu, en azından yönetim kademesi dışında bu yetki şimdilik kimseye verilmiyordu. eğitim alanındakiler hâlâ cennet alanında yaşamak üzere bırakılmamışlardı. Asi başkanları yetişkinleri değiştirmeye çalışmanın bir anlamı olmadığına ikna olmak üzereydiler. Bıı yüzden belki de halkın yaşadığı aşanlar ıslah edilerek bir sonraki nesilden buraya transferler sağlayabilirlerdi. Agora Adal cennet alanına kendi temsilcisi olarak oğlunu bırakmayı tercih etmişti. Arbuz, vakıfta Ertim beyle çalışmak istediğinden kalan maalesef Arkın’dı. Her gece başını yastığa koyduğunda güvenli evde yaşadıkları aklına geliyor kalbinin üzerine biri oturmuş gibi hissediyordu. On gün sonra dayanamayıp gemilerden biriyle ona küçük bir not gönderdi. Tansu, gemi personelinden birinin getirdiği notu aldığında neredeyse gözlerinden yaşlar inecekti.

“Merhaba, nasıl olduğunu merak ettim. Veda etmeden ayrıldığım için çok özür dilerim. Burası gerçekten çok güzel bir yer, tek başına değil elbette. Fırsat bulur görmek istersen her zaman beklerim.

Arkın”

Ertim bey kızının elindeki kağıt parçasını tutuşu ve gözlerinden inen yaşları hemen fark etmişti ama onu rahatsız etmemek için bir şey söylemedi. Tansu kağıdı özenle katlayıp cebine koyunca babasının ona baktığını fark etti.

“İyiyim!” dedi burnunu çekerek, “Bir arkadaştan!”

Ava daha onun gözlerinden yaşlar iner inmez, sakin olması için telkinlere başlamıştı. Ertim bey, onun sözlerinden notun Arkın’dan geldiğini çoktan çözdüğünden elindeki işi bırakıp kızının yanına gitti ve oturdu.

“Biliyor musun annenle tanıştığımızda çok gençtik. Ben henüz vakıfta çalışmıyordum. Ailelerimiz tanışıyordu, eğitimlerde uzaktan uzağa karşılaşıyor ve birbirimize gülümsemekle yetiniyorduk ama ben son sınıftayken bir kaç kez sohbet etme fırsatı bulmuştuk. Ben ondan biraz daha büyük olduğumdan daha önce mezun oldum. “

“Bunları neden anlatıyorsun?” dedi Tansu üzgün bir ifadeyle, biraz kendi haline kalıp günlerdir kalbini sıkıştıran bu duyguya karşılık elindeki kağıtla avunmak istiyordu. Arkın’ın kendi el yazısı ile yazdığı her harf sanki onunla geçirdiği dakikalar gibiydi. Birliktelerken çok iyi hissediyordu ama ayrıldıklarında bu kadar arayacağını hiç tahmin etmiyordu gerçekten.

“Ayrılık kolay değil!” dedi Ertim bey lafı uzatmaması gerektiğini anlayarak ve kızının boynuna kolunu dolayarak kendine çekti.

“Ne ayrılığı?” dedi Tansu babası notun kimden geldiğini anlamış olabilir miydi?

“Biliyor musun cennet alanını ben de hiç görmedim, aslında annen de merak ediyor. Belki rica etsek Arkın bizi biraz gezdirir. Ne dersin?” derken gözü ile Tansu’nun kağıdı koyduğu cebinini işaret etti gözleriyle.

“Ah baba!” diyerek sıkıca sarıldı Tansu babasına. Güvenli evde kaldıkları süre boyunca Arkın’ın yanında da babasının yanında gibi güvende ve mutlu hissetmişti kendini. Aslında annesinin onun Arkın’a sırılsıklam aşık olduğunu çoktan anladığını bilmiyordu ve babasıyla konuştuklarını. Artık neredeyse on sekiz yaşındaydı ve hayatında ilk kez aşık oluyordu.

Ertim bey, Agora Adal ile konuşup, hafta sonu giden gemiyle cennet alanına gitmeleri için kısa bir gezi planladı. Arkın babasından gelen Kağan ailesinin Cennet Alanını gezmeye geleceği ve onlarla ilgilenmesini istediği notu alınca neredeyse sevinçten deliye dönecekti. Agora Adal için önemli olan ziyaretçi profesördü ve orada yaşanan sorunları yakından görüp bir çözüm önereceğini umuyordu. Profesörün kızına kıyamadığı için oğluyla görüşmesini sağlamaya çalıştığını tahmin bile edemiyordu. Re-gaya’ya kaçak girip çıktıkları o günlerden bile daha stresli ve yoğun yaşıyorlardı artık.

Arkın üniformasını giyip profesör ve ailesini getiren gemiyi karşıladı. Asiler yönetimi ele aldıktan sonra ortak bir üniforma giyilmeye başlanmıştı. Arkın ve Tansu’nun karşılaştıkları anda birbirlerine bakışları ve yüzlerindeki sevinç gerçekten görülmeye değerdi. Bengi hanım ve Ertim bey ise sadece tahmin yürüttükleri bu güzel alanı görünce derinden etkilenmişlerdi. Arkın onlar için bir gezi planı hazırlamıştı. Karı koca arkada kalıp, iki gencin önden ve yanyana gitmelerine olanak tanıdıklar gezi boyunca. Arkın zaten elinde olmadan doğrudan Tansu’ya anlatıyordu. Ava her zaman ki gibi yanlarındaydı tabi. Arkın onu bile o kadar özlemişti ki Tansu ile yalnız kalamıyor olmaları hiç umurunda değildi şimdi. Gezi bitip güzel bir göletin yanına geldiklerinde, Ertim bey karısının elinden tutup, bu güzel yerin tadını çıkarmak istediklerini söyledi ve “Kızımı sana emanet edebilirim bir kez daha değil mi delikanlı?” dedi Arkın’a dönüp.

Nihayet başbaşa kalacaklarını anlayan Arkın “Tabi!” dedi hemen heyecanla.

“Yalnız gördüklerimizi kaydetmesi için Ava’ya ihtiyacımız olacak! İkiniz idare edebilirsiniz herhalde!”

“Tabi!” dedi Tansu’da hemen.

Profesör, karısı ve kızının robotunu alıp, göletin başında onları yalnız bıraktı. Tansu hayatı boyunca rüyalarında bile göremeyeceği bu yerin atmosferi ve yanı başında duran üniformalı Arkın yüzünden iyice sersemlemiş, neredeyse ayakları yere basmayacak kadar mutlu hissediyordu. Nihayet ikisi kaldıklarında Arkın göletin yanındaki oturma alanına götürdü onu.

“Burası gerçekten adını hak ediyor!” dedi Tansu, asıl cennetin Arkın’ın yanında olmak olduğunu söylemek için çırpınıyordu kalbi.

“Evet!” dedi Arkın derin bir iç çekerek, “Ancak inan bana tek başına bir anlamı olmuyor!”

“Güvenli evden sonra burayı sevmiş olacağını düşünmüştüm!” dedi Tansu çekinerek.

Profesörün ne zaman döneceğinden emin olamayan Arkın onu bir daha göremeyeceğinden korktuğu için vakit kaybetmek istemiyor ama bir yandan da onu kaybetmekten korkuyordu.

“Ben oradayken de cennette hissediyordum!” dedi dudaklarını ısırarak.

Tansu yüzüne yayılan gülümsemeye mani olamadan baktı ona, “Özlüyor musun?” dedi o da çekinerek

“Sen?” dedi Arkın ama onun bakışlarını görünce cevaba ihtiyacı olmadığını hissettiğinden olsa gerek eğilip dudaklarına yaklaştı. Tansu’nun kalbi neredeyse yerinden çıkacakken, nazikçe öptü onu.

“Keşke benimle kalsan yine!” dedi geri çekilmeden Arkın.

Tansu bu tatlı öpücükten öyle etkilenmişti ki cevap bile veremedi, Arkın da yaklaşıp yeniden ve daha uzun öptü bu kez. Profesör ve Bengi hanım geri gelene kadar birbirlerine sarılıp, hiç bir şey konuşmadan kaldılar öyle. İkisi de bu anın sihrini bozmaya korkuyordu. Yeniden yönetim alanına döndükten sonra Arkın sistemler ve eğitim süreçleri hakkında onlara kısa bilgiler aktardıktan sonra dönmek için bekleyen gemiye binmeye hazırlandılar. Bengi hanım, kızının yüzünden tüm duyguları okuyabiliyordu. Arkın’ın da dili dolaşıyor, ne kadar yapmamaya da çalışsa gözü sürekli Tansu’ya takılıyordu.

Yeniden gemiye binmek üzere alana geldiklerinde Arkın’da onları yolcu etmek için yanlarındaydı.

“Genç adam burada yaptığın işleri takdir ediyorum!” dedi Ertim Kağan onun elini kuvvetle sıkarak, “Sen ve kızım güvenli evde gerçekten çok önemli işler yaptınız. Yardıma ihtiyacın olursa Tansu ve Ava eminim seve seve sana destek verirler!”

Arkın, aklını Tansu’dan zor aldığı için, bu sözlerin anlamını bir kaç saniye sonra anlayabildi.

“Ben bundan çok mutlu olurum efendim!” dedi heyecanla, Ertim beyin sımsıkı tuttuğu elini bir türlü bırakmıyordu, “Tabi eğer Tansu’da isterse!” dedi sonra gözleri sevdiği kıza takılarak.

“Tabi!” dedi Tansu kalbi çarparak, “Tabi isteriz değil mi Ava?”

Ertim bey, Tansu’yu göndermeden önce laboratuvardan da buraya göndermek istediği düzenlemeler olduğunu söyledi, biraz sabırlı olursa, yine iyi bir takım oluşturabilirlerdi. Hayat zaten bir takım işi değil miydi? derken karısına sarıldı. Arkın sevdiği kızın babasının onayını aldığını ancak gemi hareket ettikten sonra anlayabilmişti. Bengi Kağan gemide kızına Agora Adal’ın oğluna hissettiklerini çoktan anladıklarını itiraf etti. Artık yeni bir üzen kuruluyordu. Dünya yüzeyi toparlanmayı başarsa bile cennet alanı korunacaktı ve bu cennette gerçekten sevmeyi bilenlerin yaşamasıydı uygun olan, herkes cennete elini kolunu sallayarak giremezdi.

SON

Yorum bırakın