Erez, Tansu, Arkın ve Ava’nın hızlıca toplanmasına yardım ettikten sonra güvenli evi mutfaktaki dehlizden terk ettiler.
Dışarısı kafası karışık insanlarla dolu olduğu için güvenli değildi. Cennet alanının düşmesinden sonra, Vakıf’ta ele geçirilmişti. Albız ve Başkan küresel komitenin kaçarken onları da alacağı umudu ile yaşasalar bile ne yazık ki hiç bir klon komitenin kaçışına dahil edilmemişti. Kendileri dışındaki herkes onlar için birer piyondu. Kendi yandaşlarından klon olanların asilerin eline geçmelerinden de korkacak bir şeyler kalmamıştı. O yüzden onları öylece bırakıp gittiler. Olanlardan sonra halkın nefretinin hedefi olacaklarını bildiklerinden kendi sağladılar güvenlik önlemleri ile Albız ve Başkan vakıf binasından çıkmayı başardı. Agora Adal onların bulunmasına öncelik vermiyordu. Komite olmadıktan sonra ikisinin de tek başına yapabilecekleri hiç bir şey yoktu. Yapılması gereken öncelikli işler yapıldıktan sonra eninde sonunda onları bulup, halkın önüne çıkartabilirlerdi. Yıllarca pek çok insana yaptıkları gibi Re-gaya dışında rehabilite edilmemiş alanlara kaçtılarsa, bir şey yapmaya da gerek yoktu. Klonların yaşam süreleri asılları ile aynı olmadığından en çok yirmi yıl yaşayabiliyorlardı. Onların tam olarak klonlanma tarihlerini henüz bilmediklerinden ne kadar ömürleri kaldığını da hesaplayamıyorlardı ama komitenin yok edemeden kaçtığı bazı bilgiler incelendiğinde klon listesini de ele geçirmiş olacaklardı. Komitenin güdümünde kukla başkanlarca yönetilmek hem elitleri, hem halkı oldukça şaşırtmıştı. Her ülke kendine özgü bir anlayış içinde yaşadığını, sınırların bir anlamı olduğuna inandırılırken, gerçekte olan Yeni Dünya Düzeni denilen bu sistemin aslında Tek Dünya Düzeni olduğu ve komite ve yandaşları dışındaki herkesin birer kukla hatta kobay olduğuydu. Yüksek seviyedeki elitler, komite ile işbirliğinde oldukları düşünülerek halk tarafından cezalandırılmaktan korkuyorlardı. Komite, klon olmayan kendi işbirlikçilerini zaten kaçırdığı için kalanların onlardan olma ihtimalleri zayıftı. Yine de olan bitenden haberdar olmak için geride bıraktıkları olabilirdi. Onların sorguları yapılana kadar Re-gaya’daki tüm ülkelerin yüksek elitleri, ülkelerindeki binalardan biri seçilerek kilit altına alındı. Elitler dışında kalan halkların nüfusu iyice azalmış olduğundan kısa sürede cennet alanında geçişe uyumlandırılacaklardı özel yerlere nakledildiler. Halkın büyük bir kısmı gidince, sokaklar bom boş kalmıştı. Bulundukları yeri terk etmek istemeyen bir kaç aklı karışık insan grubundan başka kimse geriye kalmamıştı.
Asi alanına Erez onları hemen Bengi Kağan’ın yanına götürdü. Bengi hanım kızını sapasağlam karşısında görünce mutluluktan ağlamaya başladı. Ertim bey, asi alanındaki yoğun çalışmalara yardım ettiği için yönetim alanındaydı. Bengi Kağan’ı da alıp, hemen onun yanına gittiler. Tansu hem annesine, hem de babasına kavuşmuştu. O babası ile sarmaş dolaş olurken, annesi “Sen gerçekten bıraktığımız o küçük kız değilsin artık!” diyordu.
“Delikanlı kızımı koruduğun için sana teşekkür ederim!” dedi Ertim Bey minnetle., kızına sarılmayı bıraktıktan sonra Arkın’a.
“Onur duydum!” dedi Arkın bir askere selam verir gibi pozisyon alarak.
“Baban seni bekliyor!” diyerek onu uyardı Erez. Cennet alanındaki düzenlemelerle ilgilenen Agora Adal, oğlunun da hemen oraya gelmesini istemişti. Arkın, Tansu ile vedalaşmaya bile fırsat bulamadan, giden gemilerden biriyle cennet alanına hareket etti. Asi alanına yardımcı olmaları için elit alanındaki robotların bir kısmı getirilmişti böylece diğerleri yemek, temizlik gibi işlerle oyalanmadan yapılması gerekenlere odaklanabiliyorlardı. Alan yönetimi Tansu’nun yanındaki robotun da bu işlerde kullanılabileceğini söylese de, Ava’dan önce Ertim bey itiraz ederek onun her zaman kızının yanında kalması gerektiğini söyledi. Ava sıradan bir robot değildi ve bu kurtuluşta en az asiler kadar onun da payı vardı. Ertim beyin her sözü saygı ile karşılandığından kimse itiraz edemedi. Tansu’da hemen yapılanlara yardım etmek istese de, babası onu annesiyle dinlenmeye yolladı. Bilek çipleri kapanında Tansu’da yeniden normal yürümeye başlamış, ancak bedeni bu yeni dengeye uyum sağlamaya çalışıyordu. Dehlizlerde kaçarlarken, düşmesin diye Arkın onu sürekli tutmuştu. Tam da kurtuldukları sırada onun yanından hızla uzaklaşmak zorunda kalması yüreğini öyle sızlatmıştı ki, cennet alanına gittiğinden henüz haberi olmadığından annesi ile dinlenme alanına giderken gözleri onu arıyordu. Ondan kilometrelerce uzağa hareket eden Arkın da uzun süredir hiç ayrılmadığı Tansu ve Ava’dan ayrılmış olmanın hüznüne bürünmüştü. Şimdi önemli olan çok iş vardı biliyordu ama yine de aklını Tansu’dan alıp bir türlü kurtuluşa odaklayamıyordu. O küçücük evin içinde uzun süredir kurmuş oldukları bağın gücünü ikisi de daha yeni fark etmişlerdi.
Elitlerin bir kısmı, dışarıdaki halkın durumunu fark edip üzülmüş olsalar bile cennet alanının öncelikli olarak sadece onlara açılmasına karşı çıkıyorlardı. Kendi yaşam şartları iyi olsa da, onlar da herkes gibi açık havaya, güneşe hasret yaşamışlardı. Kendi akıllarını bile kullanamayan bu insanlar cennet alanını talan etmeden önce oradaki oksijenden ve bitki örtüsünden faydalanmaya onların da hakkı vardı. Cennet alanı kullanıma açılmadan önce orada yaşamaya duygusal ve düşünsel olarak hazırlanmaya çalışan halk ise, bu geçiş sürecinden rahatsızdı. Frekanslar kesilmiş olsa da, onlar o kadar kendi iradeleri ile düşünmediklerini hiç fark etmemişlerdi. Kapandıktan sonra da bir şeyin değiştiğine inanmıyorlardı. Evet yaşam şartlarının ne kadar kötü olduğunun şaşkınlığına düşmüşlerdi ama o kadar da şuursuz değildiler ve geçiş süreci denilen bu uyumlanma eğitimleri onlara aşağılandıklarını hissettiriyordu. Madem öyle elitler neden bu eğitime alınmıyordu. Her asi başkanı kendi halkının yaşadığı karmaşayı kontrol etmeye çalışsa da, zincirini koparmış gibi davranan kitleler kontrol ortadan kalkınca iyice kendilerini kaybetmişlerdi. Cennet alanı uyum sürecine alınanların oraya zarar vermeden diğerleri ile paylaşmaya hazır olabileceğine dair umutlar azalmaya başlamıştı. Pek azı böylesine dengeli bir yerde, hırsa kapılıp, sahiplenme egosu tetiklenmeden yaşayabilecek olgunluğa sahipti. Ayrıca yasaklar kalkınca nüfus da kontrolsüz bir şekilde artmaya başladığından cennet alanı kaynakları da bir süre sonra herkes faydalanamadan eksilmeye başlayacaktı. Asiler bir süre sonra özgür bıraktıklarını sandıkları her ırktan ve sınıftan bu insanlarla baş etmenin komitenin oyunları ile baş etmekten daha zor olduğunu fark ettiler. İnsanlarda barış içinde yaşama bilinci gelişmemişti, yıllar boyunca ya çıkarları için ya da iradeleri sınırlandığı için köleliği tercih etmişler, uyum sağlama karşılığında kazandıkları güya hayat standartlarını yükselten ödüller için yaşamışlardı. Kendi duygu ve düşüncelerini kontrol edemediklerinden, hırsları ve egoları da kontrol altında tutulurken, şimdi tüm bunlar ortaya çıkmıştı. Esaret bitince özgürlüğün anlamının her şeyin onlara sunulması olduğunu sanıyorlardı.
Bu tür politik ve siyasi kararlar almak Ertim beyin işi değildi, o yüzden Agora Adal pek çok konuda fikrini almak istese bile onun insanların refahını artırmak için yapacakları olduğunu söyleyerek fikir beyan etmekten kaçınıyordu. Ancak o da kurulmaya çalışılan yeni düzenin zorluklarının farkındaydı. İnsanların birden bire bilge ve olgun davranmalarını beklemek hayaldi. Belirli bir bilinci yerleştirmek için zaman gerekiyordu ama insanların bastırdıkları duygu ve düşüncelerini yaşama çabası bu bilinci yerleştirme sürecini zorlaştıracaktı. Sistemler tam oturmadığı için ister istemez ortaya çıkan eşitsizliklere karşı kimsenin hoş görüsü yoktu. Hatta komite zamanında çok daha güvende ve mutlu olduklarını söyleyenlerin sesleri de yükselmeye başlamıştı.
Asiler içinde çektikleri onca şeye karşılık bir türlü mutsuz olmayan bu insanlara karşı cephe alanlar oluşmaya başlamıştı. Yıllarca canlarını bu nankör insanlar için tehlikeye attıklarını söylüyorlardı. Kimsenin başlarına gelen şeylerden ders çıkarmaya gönüllü olmadığı bu kaosun içinden yeni bir düzen çıkarmak hiç ama hiç kolay olmayacaktı.
(devam edecek)