İlk geminin manyetik alan duvarında açılan delikten girişi cennet alanı güvenlik sistemleri tarafından kısa bir anomali (bozulma) olarak algılansa da, daha önceki anomalilerden daha büyük bir etki alanına sahip olması, güvenlik güçlerini harekete geçirdi. Manyetik duvar boyunca yapılan hızlı taramalarda duvarın sürekli bir bozulma yaşadığına dair bir bulguya rastlanmasa da anomalinin saptandığı yere yakın olan tüm alanlarda taramalar artırıldı. Cennet alanı, komite üyeleri ve onların yandaşları haricinde yeryüzünde kimse tarafından bilinmiyordu ve bu güne kadar da bilinmemesi için gerekli tüm önlemler alınmıştı. Dünyanın dış yüzeyinde bir alan aramak herkesin aklına gelse de içeride bir yaşam alanı bulmayı kimse düşünemezdi. Bulunamayacağından neredeyse yüzde yüz emin olsalar da yine de kuvvetli güvenlik sistemleri ile korunmaya devam ediliyordu. Kutup bölgeleri en eski zamanlardan beri dünyanın yaşam için en az kullanılan topraklarıydı. Bu bölge dünyanın kendi doğal manyetik alanları arasında en yoğun olanına sahipti ve tarihi boyunca resmi olarak hiç bir ülkeye ait sayılmamıştı. Kökleri buraya ait olan veya kalıcı hiç bir nüfusu yoktu. Tam olarak izole edilmiş bu toprakların altında bulunan bir cennet, dünyadaki en gizli ve güvenli yerdi.
İlk geminin girişi büyük ölçekli bir anomali olarak kayda geçip, komite merkezine bilgi verilecek önemde bir durum sayılmadığı için saklanan gemiden inen otuz asi askeri vakit kaybetmeden güvenlik merkezini bulma harekatına başladılar. İlk giren grupta, alanı botanik (bitki bilim) olan bilim insanları olmadığı için yanlarından geçtikleri dev ağaçlar ve bitki örtüsüne sadece hayretle bakarak ilerliyorlardı. Manyetik duvar boyunca sağlanmış sık bitki örtüsü, merkezde yaşayanların başlarını kaldırdıklarında gökyüzünün bittiği yerde başlayan bir yeşil alan manzarası sağlıyordu. Yaşam alanına yaklaştıkça, doğallığın, lüks bir yaşamla iç içe geçtiği gözler önüne seriliyordu. İnanılmaz güzel ılık bir iklim hakimdi, havadaki nem oranı insanı asla rahatsız etmeyecek düzeydeydi ve burun deliklerine dolan hava, daha önce hiç hissetmedikleri kadar temizdi. Bu yüksek oksijen oranı hesaplanan verilen dahilinde olmadığından hepsinde hafif bir baş dönmesi başlatmıştı. Hiç birinin ciğerleri Yeni Dünya Düzeni öncesinde bile bu kadar nemli ve temiz bir havayı solumaya alışmamıştı. Cennet alanının bulunması ve içeriye girilmesi neredeyse imkansız bulunduğu için yaşam alanlarının içinde ekstra bir güvenlik alanı bulunmuyordu. Burada yaşayanlar kendilerini mümkün olduğunca elektromanyetik dalgalar ve frekanslardan uzak tutuyorlardı. Dünyaya uygun gördükleri kaderi buraya taşımamayı uygun görmüşlerdi.
İçeride hareket etmek, dışarıda hareket etmekten çok daha kolay olduğundan, girdikleri bir evden uygun giysileri aldıktan sonra dikkat çekmeden güvenlik merkezine ulaşmayı başardılar. Burada insanların bileklerinde çipler veya sürekli takip eden kameralar, beyinleri yıkayan frekanslar, algı operasyonu yapan dev ekranlar yoktu. Kapalı alanlar olabildiğinde küçük, açık ve sosyal alanlar ise her yerde ve geniş metre karelere yayılmıştı. Binalar yerin üzerinde yükselmek yerine çoğunlukla zemine uygun bir şekilde kayaların içine veya altına oyularak düzenlenmişti. Doğal görünen su havuzları, pırıl pırıl parlayan güneş hepsinin akıllarını başından alıyordu ama görevlerine odaklanmak zorundaydılar. Güvenlik merkezi için ayrılmış alan yüksek bir tepede, yaşam alanını neredeyse komple görebilen bir yerdeydi. Giriş çıkışlarda kullanılan teleferik benzeri ulaşım aracını kullanamayacakları için tüm tepeyi tırmanmaları gerekmişti. Alışmadıkları temiz hava ve sıcaklık yüzünden hepsi boncuk boncuk terliyordu. Dışarıyla bir temasları olmadığından, beklemedikleri bu zorlukları henüz onlarla paylaşamıyorlardı. Tepeye tırmandıklarında gizlenip önce alanı incelemeye başladılar. Cennet alanındaki hiç bir şeye dair önceden bilgileri olmadığından ilerledikçe anlık hareket planları yapmaları gerekiyordu. İçeri giren ilk ekipte olan Arbuz gözlemlediklerini plan olarak bir kağıda çizdi ve etrafına toplanıp giriş yapabilecekleri yerler için tahmin yürütmeye çalıştılar. Yanlarında dronlar (uzaktan kumanda edilebilen kameralı ve insansız hava araçları) olmasına karşılık yerlerini belli etmekten çekindikleri için havalandırmaya cesaret edemiyorlardı. Ellerindeki cihazlarla manyetik alan ve frekans taraması yaparak yoğunluğun en az olduğu noktayı belirlediler ve oradan girmeye karar verdiler Güvenlik merkezindeki personel cennet alanı kurulduğundan beri güvenliği ihlal edecek herhangi bir durumla karşılaşmadığı için tüm kontrolü cihazlara bırakmış, rehavet içinde ortamın tadını çıkarıyordu. Denetimler ve lider ziyaretleri olmadığı sürece personelin cihazların yaptığından başka bir şey yapmalarına gerek bile kalmamıştı. En iyi korunacağını sandıkları yerin bu kadar savunmasız görünmesi hepsinde bir tuzak olabileceği hissini yaratsa da karar verdikleri yerden gizlice binanın içine sızdılar. Hayatları boyunca temkini elden bırakmamış insanlar, sahip olmayı hayal bile edemeyecekleri bu yaşam ortamının gerçeklerini kabullenmekte zorluk çekiyorlar ve etraflarının tehlikelerle dolu olduğu düşüncesi ile ilerliyorlardı. Başka türlüsünü ne görüş, ne yaşamışlardı.
Manyetik alan duvarının inmesi gemilerde büyük bir heyecan dalgası yarattı. Öncü gemi içeri girdikten ortalama beş zaman sonra duvar inmişti. Manyetik duvarın indiği ve güvenlik merkezinin kontrolünün asilerin eline geçtiği yaşam alanlarından anlaşılabilecek bir durum değildi. Gafil avlanan personel iç ve dış uyarı sistemlerini çalıştıramadan yakalanmıştı.
Cennet alanında yaşayanlar üzerlerinden geçen gemileri hayretle izlediler Daha önce komite bu alan içinde hiç bir gemi ile uçuş yapmadığı için bunun bir yenilik olduğunu var sayarak heyecanla el salladılar. Agora Adal ve adamları güvenlik merkezine ulaştığında onları karşılayan Arbuz “Hayatımda hiç bu kadar savunmasız bir yer görmedim!” diyerek rapor verdi şaşkınlıkla.
“Düşman olmayan bir yerde savunmaya gerek yok!” dedi Agora gülerek, hiç bir zayiat vermeden bunca zaman nerede olduğunu bile bulamadıkları bir yeri kolayca ele geçirmişlerdi.
“Şimdi ne yapacağız?” dedi Arbuz.
Herkes heyecanla Agora Adal’a bakıyordu. O da bu kadar kolay ele geçen bu cennette henüz kendini güvende hissetmediğinden, “Gevşemeden önce gerçekten güvende olduğumuzdan emin olmalıyız!” dedi ve gruplara ayrılarak merkezi ve tüm sistemleri incelemelerini istedi. Arbuz’un uzmanlık alanı olan bu konu için diğer gemilerle gelen bilim insanları da onlara yardım ettiler. Bu arada merkezdeki beslenme alanları hepsini şaşkınlığa uğratmıştı, bu kadar taze meyveyi hayatlarında görmemişlerdi ama şimdilik metabolizmalarının alışık olmadığı bu yiyeceklerden kimsenin yememesini istediler. Herkes yutkunarak baktığı beslenme alanına rağmen yanlarındaki kurutulmuş besin tabletlerini kemirdi.
Ertesi güne kadar gerçekten güvende olduklarına dair raporlar Agora Adal’a sunulunca, Agora on asi ile dört geminin geri giderek diğerlerine durumu bildirmesini ve alabildikleri kadar asinin nakliyesine başlamalarını emretti. Bu arada kalanlar yaşam alanlarını dolaşarak yönetimin asilere geçtiğini duyuracaklardı. Burada yaşayanların kaçabilecekleri hiç bir yer olmasa da hepsi güvenlik merkezinin altındaki boş depolara kilitlenecekti.
Gemilerin ayrılması ve cennet alanı yaşayanlarının kilitlenmesinin ardından, Re-gaya’dan kaçırılarak getirilenlere yapılan deneyler, çocukların canlı canlı kanlarının ve omurilik sıvılarının çekilerek kozmetik alanında kullanılması ve çocuk üretim merkezine dair detaylar yavaş yavaş sistem raporları ile gün yüzüne çıkmaya başladı. Agora bu alanların derhal basılarak kapatılmasını emretti. Kurtarılabilecek durumdaki herkes sağlık merkezlerine götürülecek, asilerin doktorları tarafından muayene edileceklerdi.
Yıllardır yarı yapay gıdalar üreterek asilerin sağlıklı kalmasını sağlayan uzmanların bir kaçı da bu yolculuğa katılan bilim insanlarının içinde olduğundan burada üretimi yapılan taze yiyeceklerin Re-gaya insanları üzerinde yaratacağı olası rahatsızlıklarla ilgili inceleme yapıp hazırlanan raporları araştırmaya başladılar. Agora getirdiği asilerin uzun süre bu yiyeceklerden uzak duramayacağını anlamıştı. İklim ve havanın üzerlerinde yaratığı rehavete bir de sindirim sistemi sorunları eklenirse, komitenin herhangi bir saldırısına karşı savunmasız kalacaklardı. Komite elbette bu işgali fark edecek ve boş durmayacaktı.
(devam edecek)