Tansu üniteden günlük paketini alıp eve girdiği anda, mutfaktan gelen alarm sesi, hemen pencerenin yanında onu bekleyen Ava’yı da alarma geçirmişti. İlk geldiklerinde kullandıkları mutfaktaki geçit kapısı alarm veriyordu. Gizli odada işlere dalmış olan Arkın, Ava’nın “Tansu gizli odaya git, kapıyı da kapat!” dediğini duyar duymaz ok gibi fırlayıp yanlarına geldi ve sesi o da duydu.
“Geçitte biri var!” dedi Tansu korkuyla.
“Güvenlik güçleri olsa kapıdan gelmezler mi?” dedi Arkın hepsi birden fısıldıyorlardı.
Tansu “Ya babamsa!” deyince Arkın analiz için hemen Ava’ya baktı. Robotun tüm özelliklerine o da adapte olmuştu artık.
“Baban olsa geçit kendiliğinden açılırdı!” dedi Ava, “Ama birilerini göndermiş olabilir!”
“O halde açmalıyız!” dedi Arkın, uzun zamandır kullanmadığı iyon silahını alıp, onlara gizli odaya geçmelerini söyledi.
“Seni burada tek başına mı bırakalım!” dedi Tansu korkuyla.
“Burayı ayakta tutan ben değilim! Hemen o odaya girin ve kapıyı da kapatın!” dedi Arkın ses bir sesle, Ava hemen Tansu’yu kolundan tutup gizli odaya götürdü ve kapıyı kapattı. Arkın gizli odanın kapısının kapandığına emin olunca mutfağa doğru ilerledi ve Ava’nın tarif ettiği geçit kapısını buldu. Kapıyı içeriden açmak için açma düğmesine basıp, büyük kilidi çevirmek gerekiyordu. Kilidi açıp, kapıyı geçidin diğer tarafındakilerin açmasını bekleyip, bir kaç adım geri çekildi ve silahıyla hazır bir pozisyona geçti. Tansu, dışarı çıkıp Arkın’ın yanında olmak için Ava’ya dil dökse de, Ava kapının önüne duvar gibi dikilmiş engel oluyor ve Tansu’yu uyutmakla tehdit ediyordu. Kapı ağır ağır açılmaya başladıktan sonra geçit kapısı açıldı ve Erez’in meraklı yüzü göründü. Arkın arkadaşını görünce önce hayal gördüğünü sandı ama sonra elini uzatıp onu ve sonra da Beskak’ı yukarı çekti. Üç arkadaş birbirlerine sarılıp hasret giderdiler.
“Buraya saklanıp bizden kurtulacağını mı sandın?” dedi Erez ve onun bir şey söylemesine fırsat bırakmadan içeri daldı ama küçücük evin içinde hızla dolaşmasına rağmen kimseyi göremedi ve merakla geri geldi.
Arkın gülerek onun yanından geçti ve gidip gizli odanın kapısını açtı, kapı açılır açılmaz Tansu dışarı fırlayıp onu tuttu ve bir yerinde bir şey var mı diye kontrol etmeye başladı.
“Sana bir şey oldu diye korkumdan ölecektim!” dedikten sonra zıplayıp Arkın’ın boynuna sarıldığı sırada hemen Arkın’ın arkasında duran Erez ile göz göze gelince geri çekilip Arkın’a baktı.
“Arkadaşlarım bizi ziyarete gelmişler!” dedi Arkın ve onları Tansu ve artık gerçek biri gibi algılamaya başladığı Ava ile tanıştırdı. Profesör güvenli evde gıdanın sınırlı olduğunu bildiği için kızına ve kalacakları süre boyunca gençlere yetecek kadar yiyecek göndermişti. Tabi bunu akıl eden gerçekte Bengi Kağan’dı.
Dört genç bütün gece olanlardan, olacaklardan heyecanla konuşup, Asi bölgesinden gelen ve halkın yediğinden çok daha güzel olan yiyeceklerden yerken Ava çalışmaya devam etti. Hem Beskak, hem de Erez, Arkın ve Tansu’nun arasındaki elektriği hissetmişlerdi ve babasının orada kalması gerektiğini söylerken imalı yüz ifadeleri takınıp Arkın’ı kızdırmayı başardılar. Ertim beyin gönderdiği bilgileri de aktardıktan sonra hemen gitmeleri gerekiyordu. Cennet alanı için asi alanında yapılmaya başlanan hazırlıklar Tansu ve Arkın’ı heyecanlandırmıştı. Tüm alışveriş ve sohbet sona erdikten sonra mutfaktaki geçitten onları göndermeden önce, profesörün projesini sakladığı dosyaları ve tohumları da bulup dosyanın bir kopyasını ve tohumların tamamını ona ulaştırmaları için verdiler. İkisinin de asi alanında yeni bir haber gelene kadar güvenli evden çıkmamaları gerekiyordu. Sık sık asi alanını özlediğini söyleyen Arkın, babasının emriyle burada biraz daha kalacağı için mutlu olmuştu. Bu küçücük evde, Tansu ve Ava ile kendini hiç olmadığı kadar huzurlu ve mutlu hissediyordu. Hiç böyle düzenli bir ev hayatı olmamıştı daha önce. Ava onlara anneleri gibi davrandığı için çocukluğundan beri ilk kez şımartıldığını hissediyordu. Kahramanlıktan sonra yeniden çocuk gibi hissetmek rahatlatıcıydı. Ayrıca gizli odanın kapsını açtığından Tansu’nun ona bir şey olmasından duyduğu korkuyla boynuna sarılması da çok hoşuna gitmişti. Burada onunla sonsuza kadar kalabilirmiş gibi hissetmişti.
Beskak ve Erez, güvenli evdeki herkesin iyi olduğunu rapor ederken Tansu ve Arkın’ın arasındaki elektrikten sadece Agora Adal’a bahsettiler, “Arkın bizden önce davranmış!” dedi Erez gülerek.
Üç gemi, iki ay gibi kısa bir sürede tamamlandı, gerekli yakıt asilerin tüm gruplarının sağladığı destekle tamamlandı ve her ülkeden seçilen asi ekipleri üç gemiye paylaştırılarak Antartika’ya gitmek üzere uğurlandı. Bu arada kalanlar daha sonra da kullanılması gerekebileceği için üç gemi yapımına daha başladılar. Ne komite, ne de ülkelerin güvenlik merkezleri asi alanında kalkan üç gemiyi fark etmemişti. Hesaplara göre gemilerin görevlerini tamamlayıp gelmeleri yaklaşık bir hafta sürecekti. Onlardan bilgiyi doğrulayacak kadar yaklaşmaları istenmişti, kendilerini ele verecek hiç bir girişimde bulunmadan, elde edebildikleri kadar bilgiyle döneceklerdi. İlgili bölge yoğun bir manyetik duvarla korunduğundan, Ertim beyin daha önce hiç denenmeyen alan bozucusunu da denemeleri gerekiyordu. Bunun sürekli bir delik olduğunun anlaşılmasını önlemek için de çok kısa bir süre açık tutabilirlerdi. Eğer işe yaramaz ve tüm manyetik alanı alarma geçirirlerse kendi canlarına öncelik verip, hemen geri geleceklerdi.
Bir hafta sonra ekipler geri geldiklerinde, gemilerin gidiş geliş için yeterli olduğunun ispatlanması ile birlikte profesörün manyetik alan bozucusunun bu kadar güçlü bir duvarda bile delik açmaya yetmesi coşkuyla karşılandı. Yakalanmamaları gerektiği ve deliği uzun süre açık tutamadıkları için içeri casus dronlar gönderip kayıtlar almışlar ve kayıt tamamlanınca da onları içeride imha etmişlerdi.
Dronların kayıtları liderler tarafından izlendikten sonra tüm asi gruplarına aynı anda izletildi. Dronların çekebildiğinden görünen, ne halkın, ne asilerin, ne de elitlerin sahip olmadıkları, hayal bile edemeyecekleri bir yaşam alanının sadece komite ve yandaşlarınca kullanıldığı ve gerçekten yüzyıllardır anlatılagelen cennet tanımına uyduğuydu. Pırıl pırıl bir güneş, geniş ormanlık alanların bir çok yerinde tepelerden dökülen sular ve meyvelerin ağırlığından dalları neredeyse yerlere sürünen ağaçlar vardı. Çok detaylı çekimler yapamadıklarından insanların olduğuna dair çok az izler görülüyordu ama komitenin sakladığı alanın burası olduğundan kimsenin şüphesi kalmamıştı. İçeride ne kadar insan yaşadığı veya nasıl bir güvenlik sistemine sahip olduklarına dair kimsenin fikri yoktu.
Re-gaya’da kullanılan hiç bir ülkenin sisteminde bu yere dair bilgi bulunmuyordu. Ancak komite üyelerinin bir şekilde buraya ulaşım sağladığı ve haberleştiği kesindi. Artık yeri bildiklerine göre bu noktaya hareket eden her şeyi takibe almaları gerekiyordu. Yer altından bile gidiyor olsalar, uydular ve sonarlarla hareket takibi sağlanabilirdi. Gözleriyle gördüklerinin şokunu yaşayan asiler, ailelerini ve tüm halkı bir an önce orada yeni bir yaşama taşımak için hem heyecan hem de bunca zaman herkese yetecek kadar büyük ve zengin bu alandan mahrum bırakıldıkları için hırs hissediyorlardı.
Tüm imkanlar, komite üyelerinin iletişim kaynakları, aileleri ve kendilerinin hareketleri ve Re-gaya dışına yolculuk edilebilecek güzergahlara verilerek günlerce çalışmalar yapıldı. İlk bulunan çocukların ve kadınların kobay olarak kullanıldığı ve komitenin kendi aralarında “Hayvan Çiftliği” dedikleri yer oldu. Çözdükleri vahşet hepsinin kanını dondurmuştu. Buralara müdahale edebilmek için önce cennet alanını ele geçirmeleri gerekiyordu. Duyguları ile hareket edip önce bu alanlara saldırılarsa cennet alanını korumak için tüm güçlerini kullanacaklarından şansları azalacaktı. Buraların korunması için alınan önlemler, cennet alanının güvenlik sistemleri hakkında da fikir vereceğinden daha büyük bir hırsla çalışmaya devam ettiler.
(devam edecek)