Kurtuluşa giden yol – Bölüm 32

Yeni dünya düzenine geçerken azalan ve hâlâ da azalmaya devam eden nüfustan sonra gezegenlerde yaşam alanı oluşturma projelerine son verilmişti. Geçmiş tarihlerde bu uğurda Mars’a gönderilen ve koloni kuracakları söylenen bir grup insandan haber bile alınamıyordu artık ve yok oldukları var sayılıyordu.

Ava, Tansu ve Arkın cennet alanının yerini tespite uğraşırken, sağlığının tek başına güvenli evde yaşamasına uygun olmadığı ortaya çıkan profesör Agora Adal ile görüşüyordu.

Güvenlik seviyesi yeniden normale geldiğinde Ertim bey toparlanamamış olursa, birilerinin güvenli eve giderek Tansu’ya bazı bilgiler götürmesi gerekiyordu. Ertim bey bu bilgilerin hepsini kendi elleriyle kızının anlayacağı şekilde hazırlayacaktı. Bunların içinde uğruna bunca fedakarlık yaptıkları bitki projesi ve cennet alanının yer tespiti vardı.

“Tamam!” dedi Agora Adal, “Eminim Erez ve Beskak da arkadaşlarını görmeye can atıyorlardır”

“Oğlunun bir süre daha kızımın yanında kalmasını istiyorum!” dedi Ertim Kağan, “Onu geri çağırma lütfen!”

“Tamam!” dedi Agora Adal, onun Tansu’yu canı pahasına koruyacağına hiç şüphesi yoktu.

Güvenli evden cennet alanının yerinin tespit edildiğine dair bilgiler gelmeye başladığında hepsi heyecanla iletişim merkezine doluştular.

“Kızın senden hızlı çıktı Ertim!” dedi Agora Adal gülerek.

Gelen bilgilere göre cennet alanı Antartika kutup noktasından girildiği var sayılan bir alanda inşa edilmiş ya da önceki anlatılara göre zaten var olan bir yere kurulmuştu. İç Dünya’da aynı Dış Dünya’da olduğu gibi denizler, ırmaklar, kıtalar ve hayat olduğuna dair güçlü bulgular ve uydu fotoğrafları vardı. İç dünya, dünya küresinin ortasında bulunan merkezi bir güneş tara­fından aydınlatılma olduğu söylense de henüz bunu ispat edecek bir bulguya sahip değildiler. Dünyanın çekirdeğinin ısısı ölçülebilse de, bahsi geçen güneşin insanlığın anladığı anlamdaki güneşle ne kadar örtüştüğü bilinmiyordu.

Agora Adal çözümlemeyi dinleyince şaşkınlıkla profesöre baktı.

“Bence bulmuşlar!” dedi profesör, “Benzer sonuçlara ulaşmıştım ama onlar kadar çok bulgum yoktu henüz!”

“Vakfın elindeki uçan gemilere ihtiyacımız olacak!” dedi Agora “Ve bu içeriden insan kaçırmak kadar kolay bir iş değil!”

“Ya gidip orada hiç bir şey bulamazsak!” diye lafa karıştı Agora Adal’ın yardımcılarından biri.

“Mümkün!” dedi profesör “Yine de bulma olasılığımız şu an bulmama olasılığımızdan yüksek!”

“Bir öncü grup göndermeliyiz önce!” dedi bir başkası, “O gemileri almadan önce gidip bize kesin sonucu bildirecek bir ekip. Bu arada biz de söylenenlerin doğru olduğunu var sayarak hazırlıklara başlarız! Profesör burada olduğuna göre elimizdekilerle en az bir gemi inşa edebiliriz değil mi?” diye ekleyince, herkes Arbuz ve profesöre baktı dönüp.

“Arbuz ile çalışıp size bilgi verelim” dedi profesör ve ikisi iletişim merkezinden ayrılırken Agora Adal ve kurmayları gelen bilgileri ve yapılacakları tartışmaya başladılar. Bu bilgi kesinleşmemiş olsa da öncü ekibe ve gemilere destek için diğer asi grupları ile de görüşmeleri gerekiyordu. Onların ülkesindeki güvenlik seviyesi yüksek olduğu için giriş yapamıyorlardı ama diğerleri kendi ülkelerine girip çıkmaya devam ediyordu. Bunun da anlamı asi alanında bile birden çok gemi inşa edilebileceğiydi.

“İlk defa bu kadar yaklaştık!” dedi Arbuz Adal, profesörle gerekli malzemeyi tespite çalışırken, gençlerin gözlerindeki ateş profesörü her zaman heyecanlandırmıştı.

Bir kaç gün içinde vakıf gemilerine benzer şimdilik üç gemi inşa edebilmek için gerekli malzemeler ve sadece kendi envanterleri ile ne kadarına sahip oldukları tespit edildi. Agora, diğer asi grup başkanları ile bir toplantı yaparak edindikleri yeni bilgileri ve planlarını anlattı. Tüm asi gruplarında oluşan heyecan dalgası görülmeye değerdi. Antartika ile ilgili ellerinde olan tüm bilgileri, sahip oldukları ve temin edebilecekleri malzeme listelerini ulaştırmak üzere ayrıldılar.

Diğer asi gruplarından gelen bilgilerin bir kısmı güvenli evden gelenlerle örtüşüyordu. Birbirinden bağımsız pek çok araştırmacı hemen aynı sonuçlara ulaşmıştı. Bu da gidecekleri yerden elleri boş dönmeyeceklerinin en büyük ispatıydı. Ertim bey doktorun tüm uyarılarına rağmen Arbuz ile ilk geminin inşasına hemen başladı. Kızıyla gerçekten gurur duyuyordu ve cennet alanı tespiti yapıldıktan sonra asilerle kalıp gemi yapımına yardım edebildiği için mutluydu. Tüm asi grupları ellerindeki tüm imkanları başarmak için seferber etmişler, Arbuz ve profesöre destek için sadece malzeme değil, iş gücü ve mühendisler de getirmeye başlamışlardı. Asiler tarihinde gerçekleşen ilk en büyük birleşmeydi bu.

Arkın ve Tansu gönderdikleri haberden sonra asilerin arasında olanlardan habersiz daha başka ne bulabileceklerini araştırmaya devam ediyorlardı.

Albız Yeki’nin adamları asilerin yerini tespit etmek için Arkın, Ava ve Tansu’nun uyguladıkları tekniklere benzer teknikler kullansalar da onların elinde Ertim beyin bıraktığı gibi koordinat izleri olmadığından tüm dünya yüzeyini taramakla uğraşıyorlardı. Kolayca girip çıktıkları için uzakta olabileceklerini tahmin etmeseler de tarama sonuçlarından bir şey çıkmayınca mecburen tarama alanını sürekli genişletiyorlardı.

“Güvenlik seviyesini düşürüp, onların yeniden girip çıkmasına izin vermeliyiz!” dedi Başkan’la son görüşmelerinde Albız, “Bu defa mutlaka birini yakalayacağız!”

“Hâlâ içeride olduğunu sandığın o bir tek asiyi bile yakalayamadın!” dedi Başkan sinirle.

Gerçekten de tüm aramalara ve tedbirlere rağmen gizli odadan hiç çıkmayan Arkın’a dair bir iz bulamamışlardı. Güvenli evin yakınlarına kadar izin sürseler de civardaki evleri, bildikleri her deliği defalarca aramalarına rağmen yoktu.

“Sanki yer yarıldı içine girdi!” diyordu güvenlik şefi, “Orada olduğuna eminiz ama bulamıyoruz!”

Güvenlik seviyesinin yüksekte tutulması halkı da huzursuz ettiği için bu konuşmadan bir kaç gün sonra seviye normale indirildi. Her tür stoklarda eksikler olmasına karşılık Agora Adal hemen içeri girilmesine karşıydı. Antartika operasyonu için yerin bulunduğu doğrulanırsa herkese ihtiyaçları olacaktı ve kimseyi içeride kaybetmeyi göze alamazlardı. Ayrıca gemilerin inşası için de iş gücü gerekiyordu. Stoklar alt çizgiye inene değin, kimse içeri girmeyecekti.

Güvenlik seviyesinin normale çekilmesinin üzerinden bir ay geçmesine rağmen sadece bir giriş çıkış olduğu varsayılan hareket tespit edilince Başkan, “Hepsi mi buhar oldu uçtu bu adamların?” diye alay etmeye başladı Albız’la, ikisinin de sinirleri iyice bozulmuştu.

Erez, Beskak ile konuşup, güvenli eve gitmeleri gerektiği konusunda onu ikna etti. Hem Arkın’a bilgi vermeliler, hem de profesörün ulaştırılmasını istediği bilgileri götürmeliydiler. Agora Adal bunların hepsinin bekleyebileceğini söylese de, ikisi de Arkın’ın geri gelmeyi deneyebileceğini biliyordu. Orada kalması için olanların ona aktarılması gerekiyordu. Gelse bile onu yeniden güvenli eve yollayacakları için Beskak ve Erez’in gitmesi daha iyiydi.

“Siz arkadaşınızdan çok profesörün kızını merak ediyor olabilir misiniz?” dedi Agora Adal ısrarcı iki gencin yüzüne bakıp gülerek.

“Güvenli evi de merak ediyoruz!” dedi Beskak olanca ciddiyetiyle, “Arkın’ın gelmesini bekleyemeyiz ayrıca değil mi? Kalabilir de!”

“Peki tamam!” dedi Agora, o da oğlunu merak ediyordu. Yaraları daha kötüye gitse güvenli evden haberi gelirdi herhalde ama yine de çocukların gidip gözleriyle görmeleri içini rahatlatacaktı. Karısını oğullarının iyi olduğuna ikna etmek her geçen gün daha zor oluyordu artık. Arbuz’un da annesi ile konuşup, ağabeyine ulaşmaları gerektiğini söylediğini biliyordu.

Albız Yeki’nin adamlarının tespit edemeseler de şüphelendikleri tek giriş çıkış Erez ve Beskak’ın gelişleriydi. Ertim Kağan kızına ulaştırması istediği tüm bilgileri hazırlamış, içeri girdikten sonra oraya tünellerden nasıl ulaşacaklarını anlatmıştı.

(devam edecek)

Yorum bırakın