Kurtuluşa giden yol – Bölüm 31

Albız Yeki, Ertim beyin zihninden bir şeyler koparabilmek için ona çok fazla yüklenmişti. Bedenine uygulanan kimyasallar ve güçlü frekanslar ona sandığından daha fazla zarar vermişti. Agora Adal ve Bengi hanımın baskısıyla basit bir sağlık kontrolünden geçmeyi kabul etse de, kendisinin de farkında olduğu bazı sorunların anlaşılmaması için fazlasına razı olmamıştı. Özellikle karısının bazı belirtileri fark edeceğini bildiği için bir an önce gitmek istiyordu. Güvenli eve tek başına giderse bir şekilde başının çaresine bakabilir ve işleri yoluna koyabilirdi. Ancak Re-gaya Türkiye’de güvenlik seviyesinin düşürülmemesi yüzünden Agora Adal gitmesine engel oluyordu.

Profesörün tam da tahmin ettiği gibi Bengi hanım kocasının banyoya giderken dengesini kaybettiğini fark etti önce. Profesör bunun anlık bir şey olduğunu söylese de, bazı günler yediği her şeyi kusuyordu.

“Buradaki yemeklere alışık değilim hepsi bu!” diyerek geçiştirmeye çalışsa da, giderek artan halsizlik ve geceleri gelen ateş nöbetleri sonucu ona yapılanları daha fazla saklayamadı.

“İnanamıyorum!” diye bağırıyordu Bengi, “Albız’ın bu kadar korkunç biri olduğuna gerçekten inanamıyorum, seni neredeyse öldürüyormuş!”

“Neredeyse!” dedi profesör alaycı bir sesle, “İhtiyacı olmasa bu kadar çaba harcamazdı!”

“Geldiğinizde bu kontrolleri yapmalıydık!” dedi asilerin doktoru tatsız bir yüz ifadesi ile “Size uygulanan bu şeylerden keşke bahsetseydiniz!”

“Düzelir değil mi doktor?” diye sordu Bengi Kağan kocasından önce, onu tam bulmuşken yeniden kaybetmek istemiyordu. Başına gelenler, o iblis vakıf başkanın sözde eski dostuna yaptıkları gerçekten çok fazlaydı.

“Profesör bizim için değerli!” dedi doktor, “Ama kolay olmayacak!”

“Benim kızımla yer değiştirmem gerekiyor!” dedi profesör inler gibi, “Elinizden gelenin en iyisini yapacağınıza eminim!”

“Korkarım bir süre benim gözetimimde yaşamak zorundasınız!” dedi doktor, “Agora Adal ile bu görüşümü paylaştım bile!”

Profesörün surat ifadesi gerildi ama bu şartlarda gitmesine izin vermeyeceklerini biliyordu.

“Arkın, kızımızın yanında. Her şeyi oldukça iyi kotarıyor gibi gözüküyor! Lütfen dert etmeyi kes artık!” dedi Bengi hanım.

“Agora ile konuşmam gerek!” dedi Ertim bey çaresiz bir sesle.

Arkın ve Tansu gizli odada yan yana uyurlarken, Ava tahmin edilen anomalilerin geniş bir yüzeyde rastlandığı bir koordinat belirlemişti bile ama başka yerler de olabileceği ihtimalini göz ardı edemeyeceği için kalan tüm verileri incelemeye hızla devam ediyordu.

Arkın gözlerini açtığında, Tansu yanına kıvrılmış uyumaya devam ediyordu.

“Ne yaptın bize?” dedi Ava’ya, sakin sakin nefes alan Tansu’yu izlerken.

“Ben bir şey yapmadım ikiniz de uyudunuz. Yorgunsunuz!” dedi Ava, “Aradığımız yer olabilecek bir koordinat buldum ama henüz her şeye bakamadım!”

Arkın, Tansu’yu rahatsız etmeden dikkatlice kalktı yanından ve üzerinden kayan battaniyesini düzeltip doğrulunca Ava ile göz göze geldiler.

“Sadece senin yapacağını tahmin ettiğim şeyi yaptım!” dedi Arkın gülerek, “Sen kalkma diye yani!”

“Bir robota nazik davranmanız çok hoş bay asi!” dedi Ava ve sonra olanca ciddiyeti ile dönüp, bulduğu koordinatların haritadaki yerini ona gösterdi.

“Yani profesör haklı!” dedi Arkın, “Burası tam da Antartika’ya yakın bir bölge!”

“Doğru!” dedi Ava, “Hatta yanılma payını da hesaba katarsan neredeyse Antartika!”

“Profesör bu yaptığımız taramayı daha önce yapmış olmalı”

“Olabilir ancak bununla ilgili bir bilgi bırakmamış!”

“Peki ama?” dedi Arkın, “Profesörün şu özel bitkisinin yetişmesi için gerekli iklim burada ne arıyor olabilir ki? Sadece soğuk ve buz var! Toprak bile donuk yüzyıllardır burada!”

“Tam olarak aynı sonuca ulaştık!” dedi Ava, “Bu nedenle o bölge ile ilgili geçmişten bu yana ortaya atılan tüm spekülasyonları ve gerçeklik paylarını da araştırdım!”

“Ne buldun?”

“Garip ama bu bölgenin yüz yıldan fazla bir süre önce ikinci dünya savaşı sırasında Naziler tarafından kullanılmış olduğuna dair bulgular var. Bu bulgular hiç bir zaman doğrulanmamış ama sonraki yıllar boyunca, Re-gaya kurulana kadar bu bölgedeki manyetik anomali, uçan ve tanımlanamayan cisimler ile ilgili pek çok rapor var. Üstelik bu raporların büyük bir kısmı yıllarca devlet sırları olarak saklanmış askeri raporlar.

“Yine de bu komitenin cennet alanının orası olduğunu ispatlamaz değil mi? Orası hâlâ buzlarla kaplı! Cennet alanının doğal bir alanı olduğu ve doğal iklim şartlarına sahip olduğu söyleniyor!”

“Haklısın!” dedi Ava, “İşte şimdi söyleyeceklerim de bununla ilgili! Antartika kıtası üzerinde bir yaşam alanı yok zaten! O zaman da kullanılan bölgenin kıtanın üzerinde olduğu söylenmemiş!”

“Ne demek istiyorsun!”

“Antartika’nın kutup noktasından dünyanın içine açılan ve tıpkı dünyanın eski haline benzeyen ve oldukça ılıman, kışsız bir iklime sahip bir başka dünya daha var!”

“İç dünya teorisiden mi bahsediyorsun? Düz dünya kadar saçma olduğunu düşünüyorum!”

Ava sessiz kalınca Arkın sormak zorunda kaldı “Değil mi?”

“Hayır!”

Arkın’ın heyecanla konuşurken sesini yükseltmesi Tansu’yu da uyandırmıştı. Gözleri yarı açık olsa da konuşmalar ilgisini çektiği için hemen doğrulup dinlemeye başladı.

“İç dünya teorisi de nedir?”

Ava derlediği kayıtlardan kısa bir bilgiyi Tansu’ya aktardı hemen “Bu teori; Düz Dünya teorisine nazaran Dünya’nın düz değil, bir küre şeklinde olduğunu ancak kutuplarında oyuklar, delikler olduğunu dile getiriyor. Bu delikler; tıpkı birer kapı, geçit gibi Dünya’nın içindeki yeni bir dünyaya açılmakta. Ve bu dünyaya da “Agarta” denmekte. Agarta’nın geçmişi aslında Tibet, Orta Asya’ya kadar uzanmakta. Bu geleneklerde sözü edilen bu efsanevi, mistik dünya; ancak bazı coğrafyalarda bulunan dağlar, gizli geçitler aracılığıyla (ki bunların bazılarının Türkiye’de de var olduğuna inanılmakta) ziyaret edilebilir. Oyuk Dünya teorisine göre Dünya’mızın içi bomboş. Evet, yine ortada bir çekirdek bulunuyor ancak bu çekirdek, Dünya’nın içinde var olduğuna inanılan Agarta’ya bir ısı ve ışık kaynağı oluyor.”

“Kuzey kutbunda sadece noel babanın yaşadığını sananların bundan haberi var mı?” dedi Tansu’da Arkın gibi inanmayarak.

“Sonarlarla yer altının haritaları çıkarılmış!” dedi Ava ve bahsedilen haritayı panelin ekranına verdi.

Arkın ve Tansu gördükleri bu devasa yer altı dünyasına daha yakından bakabilmek için ekrana yaklaştılar, “Ne yani şimdi komitenin cennet alanı yerin altında mı?”

“Geçmişten gelen mitoloji, tezler ve eldeki bilgiler birbiri ile örtüşüyor. Ayrıca dünyanın yok olmuş yüzeyini yeniden kullanıma sokmakla ilgili de bir şey yapmadıklarını ve sadece yapar göründüklerini biliyoruz. Eğer burada gerçekten bahsedilen dünya varsa bir şey yapmalarına gerek olmadan yaşıyor olabilirler!” diye açıkladı Ava.

“İyi ama eğer cennet alanı denilen bu yer oradaysa bile nasıl gideceğiz? Re-gaya’nın çok ama çok uzağında bir yerden bahsediyorsunuz!”

“Bence orasının aradığımız alan olduğunu ispatlamaya bu söylediğin bile yeterli bir kanıt!” dedi Tansu, Arkın’a yanıt olarak, “Komite kimseyle paylaşmak istemediği bu yerin Re-gaya’ya yakın olmasını istemez, ayrıca eğer gerçekten tünellerle ulaşılabilen bir yerse belki şansımızı oradan deneyebiliriz!”

“Yalnız buradan değil, eski Türkiye topraklarından bahsediliyor kaçırma!” dedi Arkın.

“Uçan kaykaya binen birinin oraya ulaşmanın zor olduğunu düşünmesi normal mi?” dedi Ava, “Vakfın elinde buraya kolayca ulaşabilecek araçlar olduğu sır değil!”

“Bunu hemen babamlara söylemeliyiz!” dedi Tansu.

“Tarama bitmeden olmaz, şu an elimizdeki tek yer o, henüz bütün uydu verilerini taramadık. O yüzden ikiniz de çalışmaya katılıp sonuca yardım etmelisiniz!”

Arkın ve Tansu bir yandan yer altında bir dünyanın nasıl olacağını tartışırken bir yandan da verileri taramaya başlamadılar büyük bir heyecanla. Ava’nın aktardıklarına göre yer altındaki bu iç dünyanın kendine ait bir güneşi bile vardı. Bu yüzden dünya yüzeyindeki bütün o harap oluştan etkilenmiyordu.”

“Yıllardır yılan hikayesine dönen başka gezegenlerde yaşam oluşturma projeleri yerine dünyanın içine bakılsa yetermiş aslında!” dedi Tansu.

(devam edecek)

Yorum bırakın