“Dünya dışına gönderilmiş eski-yeni o kadar çok uydu var ki!” dedi Ava, “Buradan anladığımız kadarıyla profesör onların çoğuna ulaşmanın bir yolunu bulmuş, bazıları doğrudan görüntüler, bazıları ise sadece Sonar [ ses dalgalarını kullanarak cismin boyut, uzaklık ve diğer verileri görmemize yarayan alet. ] aracılığı ile çizilen haritalar içeriyor. Cennet alanını görmemizi engelleyen manyetik duvarlar, dünya yüzeyinde manyetik bir anomali (bozulma) gibi algılanıyor olmalılar!”
“Yani yeryüzündeki tüm manyetik bozulmaları tespit edebilmek gerekiyor öyle mi?” dedi Tansu.
Ava başıyla onayladı bu sözleri, “Buradaki uydu bağlantılarına bakınca profesörün de bunu yaptığını görüyorum! Beyaz Tavşanı takip et Alice!”
“Ne?” dedi Tansu Ava’nın son söylediği cümleyi duyunca. Tıpkı kaçarlarken olduğu gibi Tansu’nun sevdiği masallardan bir alıntı yapmıştı Ava yine, bunu yaparken de yine o gün olduğu gibi gözlerinde renkli ışıklar yanıp sönmüş ve sonra durmuştu.
“Ne, ne?” dedi Tansu’ya bakarak, Ertim beyin tetiklenerek söylemesini sağladığı bu cümleleri tekrarladığını kendisi de fark etmiyordu.
“Haklısın!” dedi Tansu birden bire, bu söz, yine zihninde saklı bir şeyleri tetiklemişti, “Koordinatlar? Çipler koordinatları veriyor!”
“Ne oluyor böyle?” dedi Arkın şaşkın şaşkın. Tansu ona babasının robotu ve onun arasında tetiklenmelerle ortaya çıkan ve onun bilinçaltında saklı olan bilgiler olduğunu tekrarladı. Daha önce üstünkörü anlattığı için Arkın neden bahsettiğini anlayamamıştı. Kaçıştan sonra da bir daha ortaya çıkmadığı için Tansu’da çok üzerinde durmamıştı ama tam da şimdi doğru zamanda yeniden olmuştu işte.
“Baban hangi bilginin ne zaman tetiklenip bilinden çıkması gerektiğini nasıl hesaplamış olabilir?”
“Muhtemelen belirli anahtar kelimeler kullanıldığında oluyor!” dedi Tansu, “Yani henüz çok emin değilim ama önce Ava, arkasından onun söylediği tuhaf cümlelerle ben tetiklenip, daha önce hiç bilmediğim bir şey hatırlıyorum!”
“Peki şu beyaz tavşan yani o nedir bilmiyorum ama bir alamı var mı?”
“Eski bir çocuk masalı!” dedi Tansu gülerek, babam bana eskilerin anlattığı bir çok masal anlatırdı küçükken, tetiklenme içinde masalları kullanmış sanırım. Onları bilen gerçekten çok az insan var.
“Masal mı?” dedi Arkın gülerek, “Dinlemek isterdim doğrusu!”
Ava iki genç arasındaki güçlü elektriklenmenin yine başladığını fark etmişti ama şimdi akıllarını konuştukları şeye vermeleri gerekiyordu.
“Beyaz Tavşan’ın zamana olan takıntısı hikayede belirgin bir semboldür. Sürekli cep saatini kontrol edip, “Geç kaldım, geç kaldım, çok önemli bir randevuya!” diye bağırırken, zamanın kayıp gitmesi kavramını ve toplumsal beklentilere ayak uydurma baskısını temsil eder” diyerek araya girdi.
“Yani zamanla ilgili bir mesaj mı vermeye çalışıyor bize?” dedi Tansu,
“Ava onu söyledikten sonra den se çiplerle ilgili bir şey söyledin?” dedi Arkın hatırlayarak.
“Haklısın, çipler manyetik anomalilerin koordinatları o çiplerde saklı!”
“Hepsini taradım!” dedi Ava, “Herhangi bir koordinat bilgisi yok!”
“İçlerindeki bilgiler değil! Çip numaraları!” diye bağırdı Tansu heyecanla, “Ah bunu niye daha önce hatırlamadım sanki!”
Hemen bir kağıt alıp, Ava’nın içinde bilgiye rastladığı çiplerin Ertim beyin verdiği numaralarını tarih sırasına göre bir kağıda yazdılar. Beyaz tavşanın zaman ile ilgili takıntısı onların tarih sırasında olması gerektiğini söylüyordu muhtemelen. Ava yazılan bu sayıları koordinatlara çevirince haritada iki büyük alana karşılık geldiğini fark ettiler, birisi eskiden Gobi çölü olarak anılan yer, diğeri ise yine eskiden kuzey kutbu olarak anılan bir alandı.
“Şimdi bu alanları tarayan uyduların hangileri olduğunu bulmalıyız?” dedi Tansu ve hemen panellerin başına geçip, sistemin bağlanabildiği tüm uyduların görüntü alanlarını taramaya başladılar. Belirledikleri iki bölgeyi tarayabilen yirmi uydu vardı bağlanabildikleri. Manyetik anomalileri tespit edebilmek için bu yirmi uydunun geçmiş verilerini kontrol etmeleri gerekiyordu ve ekranda listelenen bilgileri görünce bunu çabucak halledemeyeceklerini anladılar.
“Haydi sen biraz dinlen!” dedi Arkın, Tansu’ya, “Ben Ava ile bakarım!”
“Bunu genelde Ava söyler bana!” dedi Tansu gülerek, “İyiyim ben sizinle çalışacağım!”
“Arkın haklı!” dedi Ava, “Sen dinlenmelisin! O senden daha güçlü bir metabolizmaya sahip!”
Tansu elinde olmadan Arkın’ın kaslı bedenine bakmaya başladığı anda Arkın’ın fark ettiğini anlayınca kıpkırmızı oldu.
“Tamam! Ben en iyisi şey yapayım!” diyerek arkasını dönüp hızla çıktı gizli odadan.
“O çok tatlı bir kız!” dedi Arkın artık vakit geçirmeye alıştığı robota.
“Dinlenmesi gerek!” diye cevap verdi Ava ve uyduları aralarında paylaşıp, geçmişe dönük verileri kontrol etmeye başladılar. Bazılarında çok kısa süreli anomaliler olsa da, orada kocaman gizli bir yaşam alanı olduğunu gösterecek boyutta değillerdi.
Arkın’da güçlü metabolizmasına rağmen, henüz yeni toparlandığı için bir kaç saat sonra esnemeye başladı. Ava ona ilaç vermeyi henüz tamamen kesmemişti. Burada asilerin bölgesindeki gibi iyi beslenemediği için güçten düşmesi daha kolaydı.
“Sende uyu!” dedi Ava, “İkinizin de güçsüz düşmesi hiç istediğim bir şey değil! Burada kaynaklar çok sınırlı!”
“Biliyor musun senin robot olduğuna inanmak çok zor!” dedi Arkın, asilerin bölgesinde üretim bandındaki basit robotlar dışında robot kullanılmıyordu. Elitlerin yaşadığı alanlardaki insan görünümlü robotlar, ev yardımcılığı, üretim bantları, mekanik işler gibi işlerde kullanılırken, her birinin yapay zekası yaptığı işe özgü ilerliyordu. Ava Ertim beyin özel üretimi olduğundan sıradan bir robottan fazlasıydı. Yapay zeka yazılımı her türlü öğrenmeye açıktı, insan duygularını çözümleyebiliyor, uygun karşılıklar verebiliyordu. Arkın neredeyse onun Tansu’yu gerçekten sevdiğine inanacaktı. Arada bir kalkıp, uyurken onu kontrol ediyor, üzerine bir şeyler örtüyordu.
“Ben türümün tek örneğiyim!” dedi Ava işine devam ederek, “Şimdi uyuman gerek!”
“Peki tamam anne!” dedi Arkın gülerek, “Seni görünce annemi özlüyorum gerçekten!”
“Annen sizinle mi?” dedi kapıda beliren Tansu’nun sesi.
“Sen neden uyumadın?”
“Bilmiyorum ama dönüp duracağıma burada yanınızda olmak istedim!” dedi Tansu uykulu gözlerle. Bir an önce o yeri bulmak istiyordu aslında, kafasını yastığa koyduğunda babasının zihnine gömdüğü başka bilgileri bulmaya çalışıyor ama onlara nasıl ulaşacağını bilmiyordu.
“Arkın uyanana kadar dur o zaman!” dedi Ava, Arkın hemen arkaya hazırladıkları yer yatağına uzanırken, Tansu onun listesini devralıp devam etti. Arkın’ın düzenli derin nefesleri odayı sardığında elinde olmadan Tansu’nun da uykusu bastırmaya başladı. Ava’ya belli etmemek için işe devam etti ama bir süre sonra, başı panelin üzerine düşünce, Ava onu tutarak, Arkın’ın yanına yatırdı. Artık eskisi gibi küçük olmadığından, Tansu’yu kolayca taşıyamıyordu.
Albız, Başkan’ı en azından biraz daha beklemeye ikna etmiş, asilerin saklandıkları yeri bulmak veya içeride onlara yardım edenleri yakalamak için daha da hırslanmıştı. Asilerin, cennet alanını bulamadıkları gibi, yıllardır komite ve hiç bir ülke asilerin alanına erişememişti. Aslında erişememelerinin nedeninin profesörün sağladığı teknolojiler olduğunu asilerle iş birliği kesinleşene kadar düşünen olmamıştı. Ertim Kağan’ın asilerle iş birliği içinde olduğunu bilen sadece iki kişiydi ve Başkan’ın aklı ne yazık ki Albız’ın ki kadar iyi çalışmıyordu.
(devam edecek)