Kurtuluşa giden yol – Bölüm 28

Arkın bir kaç gün sonra kendi başına kalkıp dolaşacak kadar güçlendiğinden Ava ona artık iğne yapmıyordu. Profesörün kendi laboratuvarı dışında kurmuş olduğu bu güvenli ev ve gizli odayı hayranlıkla incelemişti. Hele Tansu’yu çocukluğundan beri bilinç altı kodladığını öğrenince daha da şaşırmıştı.

“Gerçekten onun kızı olduğun için çok şanslısın!” dedi hayretler içinde.

“Sıradan bir adam olsaydı şimdi yanımda olabilirdi ama!” dedi Tansu onun heyecanına katılmayarak.

“Öyle söylesen de onun sana bıraktığı tüm görevleri oldukça iyi yapıyorsun. Düzenin tüm gerçeklerine son bir kaç aydır uyandığın düşünülürse, çok da cesur bir kızsın inan bana! Bir şeyler bilmek ya da imkanlara sahip olmak tek başına bir şey ifade etmez!”

Tansu daha önce böyle iltifatlar duymadığı için yanakları kızardı hemen, “Sen de çok cesursun!” dedi mahcup bir ifadeyle, “Re-gaya’ya gizlice girmek, hele vakfa girip hem annemi, hem babamı kurtarmak benim gösterdiğim cesaretin adını bile andırmayacak bir yürek ister bence!”

Arkın da mahcup bir şekilde kafasını kaşıdı, “Teşekkür ederim, ikimiz de babalarımızın izinden gidiyoruz!”

“Evet!”

Ava, Tansu’nun kendi türünden biriyle uzun zamandır sohbet edemediğini bildiği için işlere odaklanıp onların birlikte vakit geçirmelerine olanak sağlıyordu. Ünitelerden alınan yemekleri yemek Arkın için de zordu. Asiler onca imkansızlıkları olsa da, halktan daha iyi koşullarda yaşıyor ve besleniyorlardı.

“Neden herkesi bir anda çıkarmıyorsunuz buradan?” dedi Tansu, “Hep birlikte harekete geçseniz sizi kimse durduramaz!”

“Amacımız sadece onların hayatını kurtarmak değil ki!” dedi Arkın büyük bir ciddiyetle, onların sahip olmaları gereken her şeyi kurtarmak! Geleceklerini, onlardan esirgenen zenginliği, imkanları her şeyi! Düşünsene hepsini asilerin alanına götürsek bu defa oradaki kaynaklar yetersiz kalacağından belki daha zor koşullara sürüklenecekler. Üstelik şimdi onların yıkanmış beyinlerine asilerle iş birliği yapmalarını da sokmak mümkün değil!”

“Gerçekten buna inanamıyorum. Bu insanlar ne sahip oldukları kötü koşulların ne fazlası olduğunun farkındalar. Kendi zihinlerini kullanamıyorlar, kararlar alamıyorlar, duyguları bile yok!”

“Ava onlardan daha insan aslında!” dedi Arkın da çaresiz bir sesle. Ava gülümsedi bu söze ve işini yapmaya devam etti.

“Peki ne yapmayı planlıyorsunuz?”

Arkın, Tansu ve Ava’nın o ana kadar detaylarıyla bilmediği Re-gaya ve asilerin kullandığı alan dışında komite tarafından korunan gizlenen cennet alanından bahsetmeye başladı.

“Orayı ele geçirip, tüm halkların dünyanın sahip olduğu zenginliklere yeniden ulaşmalarını sağlamamız gerek!”

“İnsanlar önceden yaptıkları gibi kaynakları yine aynı bencillikle tüketecekler ve bu sona yeniden ulaşılacak!” dedi Ava bu kez sessiz kalmayıp.

“Daha önce türün, dünyayı insanlardan korumak için bizi yok edebileceğiniz şüphesiyle suçlandı biliyorsun!” dedi Tansu gülerek, “Yine de maalesef haklısın!”

“Tarih boyunca dünya hiç bu kadar harap edilmemiş. İki binli yıllardan sonra neredeyse planlı bir yok ediş hareketi başlamış gibi. Bunca zaman hâlâ kurtarılacak kaynakları olması bile mucize!” dedi Arkın, “Yine de yaşadıklarımızdan ders almak zorundayız!”

“Sen alabilirsin belki ama dışarıdaki o insanların ders alacakları bir dönem geçirdiklerine dair bir şuurları bile yok! Onları tekrar bu hale gelmemek için farklı davranmaları gerektiğine nasıl ikna edeceksin!”

“İşte tam da bu yüzden onlar buradayken fark etmeliler gerçeği, zihinlerini komitenin elinden kurtarmak zorundayız!”

“Nasıl?”

“Babanın projeleri sayesinde!”

“Babamın bunu başarabilecek bir projesi mi var?”

“Babamın bahsettiğine göre var! Ancak henüz ben de detaylarını bilmiyorum. Baban projeyi komiteye vermek istemediği için başınıza geldi tüm bunlar!”

“Ulaştığım çiplerde henüz böyle bir bilgi yok!” dedi Ava merakla ona bakan Tansu’ya.

“Profesör o yüzden kendi gelmek istiyor buraya, eninde sonunda babam onu buraya yollamanın bir yolunu bulacaktır. O zaman ben de sizi alıp bizim bölgemize götüreceğim, sen de annenle olacaksın!”

“Hayır bence annem de gelmeli ve biz burada babamın yanında olmalıyız!” dedi Tansu diklenerek

“Baban böyle düşünmüyor üzgünüm! Eninde sonunda gelecek ve seni ve robotunu benimle gönderecek, hiç şüphen olmasın! Sizin güvende olmanızı istiyor, haklı da!”

“Asilerin yanı nasıl güvenli olabilir?” dedi Ava, söylenen her cümleyi kendi mantık zincirleri içinde analiz etmeye programlıydı, “Neredeyse tüm dünya size karşı ve yok etmek istiyor! “

“Ama yapamıyor öyle değil mi?” dedi Arkın gülerek, asiler bölgesi de burası gibi her ülkenin kendine ait grupları ve alanları var, tek fark buradaki gibi birbirimize düşman veya rakip değiliz. Yani komitenin burada sağladığını söylediği asıl birlik bizim alanımızda var! Buradaysa tek olan kandırmaca ve sömürü!”

“Bahsettiğin şu cennet alanına odaklanmalıyız sanırım!” dedi Tansu, “Madem babam gelene kadar sorumluluk bizde, o halde işimize bakalım!”

Arkın’a bu bölge hakkında bildiklerini yeniden anlattırırken, Ava’nın kendine yüklediği çiplerde bundan bahseden bir kaç yer olduğunu keşfettiler. Ertim Kağan, Arkın’ın bildiğinden fazlasına sahipti belli ki ama yine de güvenip bunları güvenli evde bıraktığı çiplere bile açık açık işleyememişti.

“Bilgiyi birden çok çipe dağıtmış gibi gözüküyor!” dedi Ava, daha önce bu yerden haberleri olmadığı için profesörün parça parça söylediklerini anlamlandıramamışlardı. Daha fazlasının henüz yüklenmemiş çiplerde olduğundan da şüpheleri yoktu.

Arkın ve Tansu gizli odada yürütülen tüm işleri üstlenip, Ava’nın kalan tüm çipleri hızlıca kendine yükleyip, analiz etmesine karar verdiler. Tansu panellerdeki bilgileri ve sinyal göndermeyi Arkın’a öğretmeye başladı. Arkın her şeyi öğrendikten sonra panellerin başında nöbetleşe duracaklardı. Ava’da çiplerdeki dağınık bilgileri çözümleyip bir araya getirdikçe onlara anlatacaktı. Ava onlar gibi uyuyarak vakit kaybetmese bile Ertim Kağan’ın yıllar süren çabaları ile oluşmuş bu arşiv çiplerini yükleyip analiz etmek neredeyse iki hafta sürdü. Bu iki hafta boyunca Tansu hiç bir şey olmamış gibi her gün dışarı çıktı ve artık Arkın’da bulamaç yemek istemediği için atıştırmalıkları bölüşmek zorunda kaldılar.

Profesör kaçırılalı neredeyse bir aya yakın olmasına rağmen ve asiler tarafından hiç bir saldırı veya eylem olmaması Albız Yeki’yi düşündürüyordu. Profesörün o tarafta olmasının onlara ne tür bir tehdit oluşturduğunu çok iyi hesaplamaları gerekiyordu. Profesör alanındaki bilgisi dışında vakıf ve tüm gizli bilgiler, sistemler hakkında da çok fazla bilgiye sahipti. Aslında komiteye açıklamış oldukları gizli bilgilerin asilere verilmesi Profesör gibi yetkin başka biri olmadığı için de sistemleri ondan korumak veya yenilemek şimdilik mümkün değildi. Asilerle yıllardır sürdürdüğü bir bağı olduğu artık kesin olan profesör bu tür durumları da düşünerek kim bilir ne önlemler almış veya planlar yapmıştı.

“Bunu komiteden daha fazla saklamamalıyız!” diyordu aynı kaygılar taşıyan Başkan.

Profesörün asilerin yanında olması tüm komite ve yeni dünya düzeninde yaşayanlar için risk taşıyordu. Sadece kendi kullandıkları değil, diğer ülkelerin ve hatta komitenin bile kullandığı sistemlerin yaratıcısı Ertim Kağan’dı. Sadece bilek çiplerine bile müdahale etse bir kaos yaşanırdı.

“Bunu açıklayıp, tüm sorumluluğu şimdiden üstümüze mi alalım istiyorsunuz?” dedi Albız gergin bir şekilde.

“Ortaya çıkacağı aşikar olan bir şeyi saklayarak önlem alamayız ki?”

“Kendimizi şimdi ele vererek önlem alınabileceğine inanıyor musun?”

“Neden olmasın? Komitenin elinde onun düzeyinde başka bilim insanları da vardır, hiç değilse bizim yapamadığımız müdahaleleri yaparlar!”

“Siz ülkenin tüm sistemlerini yabancılara açmaktan mı bahsediyorsunuz?” dedi Albız Yeki şaşkınlıkla “Yani hem kendimizi feda edelim, hem de tüm sırları öyle mi? O sırlara ulaşacak imkanlara sahip olduktan sonra bir daha geri çekileceklerini düşünmüyorsunuz herhalde! Bu ülkenin sonu olur ve komite besleyecek bir ülke nüfusu daha ortadan kalkacağı için buna seyirci kalacaktır!”

(devam edecek)

Yorum bırakın