“Gerçekten çok üzgünüm!” dedi Arkın, “Her şey iyi gidiyordu ama sonra baban seni almamız ve onu bırakmamız gerektiğini söyleyince, planın dışına çıkmak zorunda kaldık!”
“Senin kim olduğunu söylemeliyim?” dedi Ava araya girip
“Arkın Adal benim adım! Agora Adal’ın oğluyum!”
“Asilerin başındaki adam!” dedi Tansu
“Babanın arkadaşı!” diye tamamladı Arkın onun sözünü ama dönünce ağrısı çoğaldığı için yeniden toparlanıp eski pozisyonuna döndü.
“Sana bir iğne daha yapmalıyım!” dedi Ava, mesajı gönderdikten sonra, Arkın’ın cevap vermesine fırsat vermeden iğneyi koluna batırdı.
Tansu dayısının haberinin üzerine babasının da yakalanmış veya öldürülmüş olduğunu öğrenince çok gerilmişti. Ava gidip biraz dinlenmezse aynı iğneyi onun koluna da batıracağını söyleyerek, içeri gönderdi onu.
Hem Arkın hem de Tansu uyurlarken o da profesörün yerini tespit etmek için biraz daha uğraşacaktı. Sonunda o da Albız Yeki’nin adamları gibi profesörün son görüldüğü yeri yakalamayı başardı. Arkın’ın anlattığının aksine yanında iki asi olduğuna göre, ondan ayrıldıktan sonra bir şekilde bir araya gelmiş olmalıydılar. Bunun da anlamı profesörün kaçmış olma ihtimali çok yüksekti. Hemen yerinden kalkıp Tansu’yu kontrol etmeye gittiği. Tansu hissettiği acı yüzünden bir türlü sakinleşip uyuyamamıştı. Ava’yı görünce bir şeyler olduğunu anlayıp hemen doğruldu.
“Merak etme!” dedi Ava, “Babanı buldum ve sanırım iyi!”
“Nerede?” diyerek hemen kalkıp gizli odaya koştu Tansu
Ava da peşinden gidip ona bulduklarını gösterdi. Onların telaşlı giriş çıkışları Arkın’ı da uyandırmıştı. Ava ve Tansu’nun yardımı ile kalkıp kamera görüntülerine baktı.
“Erez ve Beskak bunlar! Onu bulmuşlar!” dedi Arkın mutlulukla, “Kapılar kapanmadan çıkmış olmalılar, demek ki babanız yaşıyor! Hatta annenizle birlikte olduğunu bile söyleyebilirim!”
“Ah sahi mi?” dedi Tansu sevinçle, neredeyse Arkın’a sarılıverecekti. Ancak Ava onu daha fazla ayakta tutmamalarını söyleyip, Tansu’dan yerine yatırmasına yardım etmesini isteyince, toparlandı.
Ava’nın gönderdiği sinyal asilere ulaştığında Agora Adal’ın yüz hatları nihayet gevşemeye başladı. Arkın hayatta ve Tansu’nun yanındaydı. Bunun anlamı operasyon başarı ile sonuçlanmış ve herkes güvendeydi. Mesajda Arkın’ın yaralı olduğunu söylense de Ava durumun ağırlığını belirtmekten kaçınmıştı.
Bengi Kağan kızının yanında güvenebilecekleri biri olduğu için rahatlamıştı. Profesör de Arkın’ın orada olmasına mutlu olmuş ve rahatlamıştı ama artık her şeyin yolunda olduğu ortaya çıktığına göre bir an önce Tansu ile yer değiştirmeliydi. Arbuz’la gerekli incelemeleri tamamlamak üzereydiler. Bundan sonra olası ihtiyaçlar ve mevcutlar için gerekli malzeme ve güncelleme listesi bir kaç güne hazır olacaktı. Buradan, güvenli eve haber ulaştırmak iletişim kaynakları ile mümkün olmadığından Tansu’ya ihtiyaçları bildirmenin bir yolu olmadığı gibi, onun babası gibi bunları temin etmesi imkansızdı, en azından şimdilik.
Bu arada fırsat varken Ertim bey, Albız Yeki’den gizlediği projenin detaylarını da Agora Adal ile paylaşmıştı. Dosyaları bir an önce onlara ulaştırmak için de güvenli eve gitmesi gerekiyordu, Tansu’un henüz bilmediği ve hakim olmadığı pek çok detay vardı. Oğlunun iyi olduğu haberi gelmiş olsa da, Agora Adal Re-gaya’ya girmenin henüz güvenli olmadığını düşünüyordu. Kimseyi profesörün yanına verip yeniden tehlikeye atamazdı.
“Bunu daha önce de konuştuk!” dedi sakin bir şekilde, “Bunun için biraz daha beklemen gerekecek!”
“Agora ben değil kurtulmak isteyen herkes bekliyor anlamıyor musun?” dedi Ertim bey sabırsız bir şekilde.
“Sabrettiğimiz için hayattayız!” dedi Agora Adal, “Zamanı geldiğinde sana söyleyeceğim inan bana!”
Ava’nın günlük gönderdiği sinyallerde, içerideki güvenlik kontrollerinin henüz sonlanmadığı belirtiliyordu. Tansu istemediği için şimdilik dayısının başına gelenlere onlara bildirmeyeceklerdi ama elitler arasında iş birlikçi olarak damgalananlar olduğunu yine de bildirdiler. Bunların büyük bir kısmının da profesör ve ailesine yakın olanlardı elbette.
“Saçmalık!” diyordu Bengi hanım, “Ailemize en yakın elit Albız Yeki’nin ta kendisi değil miydi?”
Ertim bey daha önce Albız Yeki’nin engelleri ile tutsak hissederken, şimdi de arkadaşının engelleri ile tutsak edildiğini düşünüyordu. O bir bilim insanıydı ve burada olmaktan çok, güvenli evde işe yarayacaktı.
“Ertim Agora’ya güvenmek ve onu dinlemek zorundasın! Bunca zamandır herkesi korumak için elinden geleni yaptı biliyorsun!” dedi karısı onu sakinleştirmek için.
“Bundan sonra daha fazlasına ihtiyacımız olacak Bengi, artık biz de asilerin yanındayız! Komitenin Re-gaya dışındaki alanını bir an önce bulup ele geçirmezsek, projemin hiç bir faydası olmayacak!”
Geldiğinden beri bolca vakitleri olduğundan o güne kadar karısından sakladığı her şeyi anlatmıştı Ertim bey. Bengi hanım onu dinledikçe şoktan şoka girse de, kocasının elde ettiği bu gizli başarılarla gurur duymuştu. Yıllarca onun bir korkak gibi komiteye hizmet ettiğini düşündüğü için utanıyordu.
Tansu her gün ünite saatlerinde çıkıyor, paketleri alıp hemen geri geliyordu Güvenlik güçleri her köşe başında durmaya devam ediyorlardı. Bir kişi için sağlanan gıda ile şimdi iki kişi beslenmek zorundaydılar. Ava çabuk toparlanması için Arkın’a bulamaçları yedirmeyi tercih ederken, Tansu atıştırmalıklar kendine kaldığı için seviniyordu. Tabi Ava’nın ona hiç bulamaç yedirmiyor değildi, sadece hepsini yemek zorunda değildi artık.
Albız Yeki ve Başkan yaptıkları açıklamalar ve sonrasında sebep olanları yok ettiklerini duyurmaları nedeniyle bu defa komitenin gazabından kurtulmayı başarmışlardı. Ancak artık ellerinde ne profesör ne de koz olarak kullanabilecekleri Tansu vardı. Albız Yeki, işler daha da sarpa sararsa açıklama yapmak zorlaşacağı için, kızın ortadan kaybolduğunu Başkana açıklamak zorunda kalmıştı.
“Harika!” diyordu Başkan, “Ne proje, ne profesör, ne de kızı var elimizde! Söylesene Albız şimdi ne yapacağız!”
Yapacak bir şey yoktu, elitlere yakında alacaklarını vaat ettikleri ayrıcalıkları şimdilik unutmak zorundaydılar. Hainlerin çoğalması nedeniyle zaten huzursuz olan elitler, imkanların artmayacağını duyduklarında daha da huzursuz olacaklardı.
Her zaman algı ve zihin kontrollerinin daha azına maruz bırakılan elitler bu kez halka uygulanan dozla uyuşturulmak zorundaydılar. Albız Yeki elit alanlarındaki tüm frekans yayıcıların elitlerin Başkan’a olan destek ve güvenlerinin artması ve mutlu ve huzurlu hissetmeleri için ayarlanmasını istedi.
Havalandırmalar, ekranlar ve vericilerin tamamından yayını yapılan yeni frekansın gücü, elitlerin damarlarında dolaşan parçacıkları ve bilekliklerini etkilediğinden, güvensizlik duyguları bir anda kaybolup, canla başla çalışmaya ve mutlu bir hayat sürmeye devam ettiler. Olanları hatırlamaya devam etseler bile onların eskilerde kaldığı ve önemsiz olduğu hissine sahip oluyorlardı.
Dışarıdaki halka dağıtılan atıştırmalıkların içecek versiyonu da elitlerin damarlarında dolaşan parçacıkları yeniliyordu. Soğuk ve sıcak tüketilerek, sütle de karıştırılabildiğinden her yaş grubundan elitin severek içtiği bir karışımdı. İki bin yetmiş beş yılında doğal süt söz konusu olmadığından laboratuvarlarda üretilen sentetik bir sıvı süt aroması katılarak ambalajlanıyordu İnsan bedenine etkisi hemen hemen doğal süt gibi olsa da, kullanılan kimyasallar nedeniyle sindirim sistemini hızlı yaşlandırıyordu.
Dünya üzerinde süt veren ve çoktan yok olan hayvanlar saklanan DNA larından yeniden üretilerek komitenin cennet alanında başarıyla yaşatılabiliyor, hatta doğal yollardan üretilebiliyordu da. Dünyanın kurtarılabileceğinden habersiz elitler ve halk var olan bütün din, dil, ırktan insanlarla bu günkü Avusturalya kıtası kadar bir alana sıkıştırılmış her türlü doğallıktan yoksun olarak güdülen bir koyun sürüsü gibiydi. Ne yapmaları isteniyorsa, tüm nüfusa kolayca yaptırabilen komite, dışarıda kalan halkların yok olmasının ardından, elitlerin nüfusunu da azaltarak, kendi yaşam alanlarını genişletmeyi planlıyorlardı. Yeni dünya onların sandığı bir düzen değildi, yeni dünya onların sınırları dışında yeniden kuruluyordu ve bu dünyada onlara maalesef yer yoktu.
(devam edecek)