Tansu onun bir an önce kendine gelip, babasına ne olduğunu anlatmasını istiyordu ama yaralarını gördüğü için aldığı ilacın daha az dozuyla can acısı çekeceğini tahmin ediyordu. O kendine gelir gelmez kim olduğunu, babasına ne olduğunu öğrenip, asilere bilgi geçmeyi düşünüyorlardı.
Komiteye rapor sunulduktan bir gün sonra koruyucu manyetik alan kaldırıldı. Profesörün Re-gaya dışına çıkarıldığı da neredeyse kesin olduğuna göre daha fazla buna devam etmeye gerek yoktu. Komite de hain elit, asilerle kaçtıysa güvenlik duvarına ihtiyaç kalmadığını söylemişti. Türkiye’nin güvenlik duvarını açması diğer ülkeleri de tedirgin etmiş, herkes neler olduğunu sorgulamıştı. Başkan’ın yaptığı açıklama diğer ülke başkanları ile de paylaşılarak, tedirgin olmak için bir neden olmadığı açıklandı komite tarafından, kalkanlar indirilmişti.
Gökçe Kerekli ve ailesi apar topar vakfa getirilmiş ve ne olduklarını bile anlamadan gizlice yok edilmişlerdi. Hain elitin kimliği tespit edildikten sonra ailesinin sorgulanıp, suç ortağı oldukları sonucuna varıldığı ve yok edildikleri haberi iletişim kaynaklarına verilmek üzere hazırlanıyordu. Koruyucu manyetik alanın kaldırılmasının ardından Başkanlıkta görev yapan ve bir süre önce hain olduğu tespit edilerek yok edilen Bengi Kağan’ın ağabeyi Gökçe Kerekli’nin kardeşi gibi asilerle iş birliği yaptığının anlaşılması üzerine, asiler tarafından kaçırıldığı, sorguları neticesinde suç ortağı olduklarını itiraf eden ailesinin de hükümet güçleri tarafından ortadan kaldırıldığı ekranlarda geçmeye başladı.
Tansu, dayısının ve ailesinin hain ilan edildikleri, dayısının asilerle kaçtığı haberini duyunca bir kez daha neye uğradığını şaşırdı. Dayısını neredeyse dört beş yıldır hiç görmemişti ama hain olmayacağını bilecek kadar ona güveniyordu.
“Babanın kaçışını ört bas etmek için yapmış olabilirler!” dedi Ava.
“Babam kurtuldu ama dayımı mı kurban ettiler yani ve tüm ailesini!”
“Bunca yaygaranın bir nedenini açıklamak zorundalar!” dedi Ava.
“Ya da dayım ve ailesi sahiden hain!”
“Buna inanıyor musun?”
“Hayır! Şu asi bir an önce kendine gelse iyi olur!”
“Yarından önce değil!” dedi Ava, “Az önce ona bir iğne daha yapmak zorunda kaldım, titriyordu!”
Tansu, üniteden döndükten sonra Ava ondan bir ölçü kan alarak Arkın’a vermişti. Önceliği Tansu’yu korumak olduğundan, asiyi kaybedecek bile olsalar daha fazlasını alamazdı. Dayısı ve ailesinin başına gelenler Tansu’yu sarsmıştı. Hem kendi ailesi hem de dayısının ailesi bir sürü yalan dolanla yok edilmişti. Babasının yaşadığını biliyordu ama henüz annesine ne olduğundan haberi yoktu. Ağabeyinin adının böyle bir olaya karıştırılmasından ve ailesinin yok edilmesinden haberdar olduysa kim bilir neler hissetmişti.
Asilerin Re-gaya Türkiye ekranlarında dönüp duran bu haberden henüz haberleri yoktu. Koruyucu manyetik duvar kaldırıldığı için profesör hemen geri dönmek ve kızını dışarı çıkarmak istediğini söylemişti. Profesör ile kaçan asilerin iki kişi olduğu ve birinin nerede olduğu henüz anlaşılamadığı için hükümetin güvenlik güçleri geri çekilmemiş, sokaklardaki sıkı denetimler devam ediyordu. Bir asinin elitlerin bölgesinde saklanmasının mümkün olmadığını düşündükleri için halkın yaşadığı bölge sıkı bir şekilde denetlenmeye devam ediyordu.
Yaşananlardan sonra Agora Adal tam olarak böyle bir önlem alınacağını tahmin ettiğinden, eski dostunu yeniden içeri göndermemek konusunda kararlıydı. Ayrıca onu tek başına gönderemeyecekleri için adamların yeniden büyük bir riske girmesi gerekiyordu. Tansu’dan rutin bilgi akışı devam ediyor ancak Arkın’a dair bir bilgi gelmiyordu. Tansu güvendeydi ama Arkın’ın akıbetinden haberleri yoktu, en azından ondan bir haber alana kadar da kimse içeri girmeyecekti. Arkın eğer iyiyse ya çıkıp gelecek ya da Tansu’dan onunla olduğuna dair bir haber alacaklardı. Profesör, Arkın’ın Agora Adal’ın oğlu olduğunu bu tartışma sırasında öğrendi. Arkadaşı da oğlu için endişeleniyordu. Üstelik profesörün hayatını kurtaran ekibin başında Arkın vardı.
“Agora gerçekten çok üzüldüm ben bilmiyordum!” dedi profesör ısrar etmeyi bırakarak.
“Bak Ertim, hepimizin çocukları değerli!” dedi Agora, “Senin kızın, benim oğlum ve diğerleri! Ancak kendi topluluğumuzun güvenliği bunlardan çok daha önemli anlıyor musun? Hepimiz bu işin başından beri tehlikeleri biliyorduk ve çocuklarımızı da buna dahil ettik!”
“O haklı!” dedi Bengi Kağan, “Bir anne olarak kızımı çok merak ediyorum ama bir yandan da onunla gurur duyuyorum! Senin burada olman da onun verdiği desteğin de önemi büyük! Arkın umarım onunla ve umarım iyidir! O gerçekten çok iyi bir delikanlı Agora, senin kadar ben de üzgünüm!”
“Bekleyip, göreceğiz!” dedi Agora duygularını gizleyerek.
Ertim bey ısrar etmeyi bırakıp, Agora’nın diğer oğlu Arbuz ile asilerin ellerindeki teknolojileri nasıl daha iyi yapacaklarına bakmaya gitti. O da ilk kez asi bölgesine geçiyor ve burada ne olup, bittiğini, ellerinde ne olduğunu ve nasıl kullandıklarını ilk defa görüyordu. Geri dönmeden önce her şeyi iyice incelerse, bundan sonra ihtiyaçlara daha anlamlı bir şekilde yanıt verebilir, malzeme veya teknoloji temin edebilirdi. Artık o malzemelere kendisi de doğrudan ulaşamayacağı için asiler onun için de malzeme çalmak zorunda kalacaklardı. Vakfa giren bir çok geçit olsa bile elini kolunu sallaya sallaya her yere girmesi imkansızdı artık.
Abız Yeki’nin bulduğu çözüm ve Kerekli ailesinin yok edilişi, herkesi sakinleştirmişti. Elitler hiç ummadıkları şekilde içlerinden çıkan bu ikinci hain yüzünden birbirlerinden şüphe duymaya başlamışlardı ama kimse doğrudan diğerini suçlayamıyordu. Kerekli ve profesörün ailesine yakın olanlara daha da şüpheyle bakılmaya başlanmıştı. Elitler arasındaki bu gerginlik şimdilik hükümetin işine geldiği ve inandırıcılığı arttırdığı için müdahale etmiyorlardı. Elitlerin birbirlerini denetime alıp, açık kollamaları, varsa başka oluşumlar yakalanmaları için de yardımcı olacaktı. Profesör yakalanmış olmasına rağmen, asilere bilgiyi kimin ulaştırdığını hâlâ çözemiyorlardı. Tabi kızının nerede olduğunu da.
Ava Arkın’ın sargılarını değiştirip, değerlerini kontrol ettikten sonra ekranın başına yerleşti. Tansu, Ava onun yakında ayılabileceğini söylediği için gelip baş ucuna oturmuştu. Bir süre sonra Arkın huzursuz bir şekilde kıpırdanmaya başlayınca, “Uyanıyor!” dedi Ava’ya heyecanla. İkisi birden onun gözlerini açmasını umarak beklemeye başladılar ama Arkın bir saat daha sadece inleyip, rüya görüyormuş gibi kıpırdanmaya devam etti. Sonunda gözlerini araladığında baş ucunda duranın kim olduğunu tam anlayamadığı için korunma iç güdüsü ile doğrulmaya çalıştı ama canı çok yanınca “Ah!” diyerek yastığa geri düştü.
“Ne yapıyorsun?” dedi Tansu bandajı kontrol ederek, “Yeniden kanaman olursa seni toparlayamayız!”
“Sen profesörün kızı mısın?” dedi Arkın zorlanarak.
“Evet Tansu ben! Babam yaşıyor mu?”
Arkın profesörle son birlikte oldukları anı anlattı elinden geldiğince, kaykaydan atlayıp gittiği için ne olduğunu bilmiyordu.
“Aman Allahım! Yani o yakalanmış veya ölmüş olabilir!” dedi Tansu
“Buraya gelmiş olması gerekiyordu!” dedi Arkın
“Ama yok işte!” diyerek sesini yükseltti Tansu ama sonra “Afedersin senin suçun değil biliyorum!” diyerek kendini toparlamaya çalıştı.
“Burada olduğumu merkeze bildirmen gerek!” dedi Arkın, “Onlar da merak ediyor olmalılar! Benim geldiğimi ama babanın olmadığını! Bu durumda operasyonun başarısız olduğunu tabi!”
“Ben hallederim!” dedi Ava ve hemen sinyali oluşturmaya başladı.
“Bu Ava!” diye açıkladı Tansu
“Annen bahsetmişti!” dedi Arkın dönmeye çalışarak.
“Annem yaşıyor mu?” dedi Tansu bu defa heyecanlanarak
“Anneni kaçırdık, senin haberin yok mu?”
“Hayır! Onu almaya geldiklerinde biz Ava ile buraya kaçtık! Onu sonra ekranlarda gördüm bir hain olarak!”
“Hain mi? Annenin hiç bir şeyden haberi yoktu! Zavallı kadın senin ve profesörün akıbetini merak ediyordu! Babanın yaşadığını senden öğrendik hepimiz!”
“Evet ama şimdi nerede bilmiyoruz. Ava vakfı yeniden taramaya başladı, onu öldürmedilerse nereye saklamış olabilirler bilmiyoruz!”
(devam edecek)