Kurtuluşa giden yol – Bölüm 25

Ertim bey onu kurtardıkları için minnettar olmakla beraber, kızı yerine onu çıkardıkları için çok üzgündü .

“Çocuklar emirleri uyguladılar!” diye açıkladı Agora, kızının nerede olduğunu bilmediğimiz gibi, bilgi akışımı sağlayanın da o olduğunu bilmiyorduk! Başta güvenmedik ama seni aratmadı. Onu gerçekten iyi yetiştirmişsin!”

“Yetiştirmedi!” dedi Bengi Kağan, “Yıllardır onun beynini bunlarla doldurduğunu tahmin bile edemedim!”

“Bana güvenmeni söylemiştim!” dedi Ertim bey karısının sırtına doladığı koluyla kendine çekip saçlarından öperken. Sonra yeniden ciddileşti.

“Kapılar kapandığına göre bir süre içeri giremeyeceğim. Umarım adamınız güvenli eve ulaşmıştır!”

“Arkın en iyilerimizdendir!” dedi Beskak, “Eminim ulaşmıştır. Yakında kızınızdan haber alırız değil mi?”

“Evet elbette bize haber verecektir!” dedi Ertim bey düşünceli bir sesle, asilerin olduğu bölgeden kız ile iletişim kurmasının mümkün olmadığını biliyordu. Bunu güvenlik nedeniyle böyle planlamışlardı. Re-gaya’nın ülkesi üzerindeki koruyucu manyetik duvarları kalktığında yeniden içeri girip, onun çıkmasını sağlayacaktı. Bu kadar kısa zamanda her şeyi çözmüş olamazdı.

Tansu, kontrole gelen güvenlik güçleri gidince hemen gizli odaya döndü. Ava, Arkın’ın yaşamsal değerlerini kontrol etmiş, Ertim beyin depoladığı ecza ünitesinden işine yarayacak şeyleri çıkarmış, yardım etmesi için Tansu’yu bekliyordu.

“Ona bir iğne yaptım, canı çok yanmış olmalı!” dedi Tansu’yu görünce, “Üniteye gitmene çok kalmadı! Döndüğünde senden biraz kan almak zorundayız! Şimdilik yaralarını temizleyip, dikmek zorundayız!”

“Tamam, nasıl yapılacağının programı var mı sende!”

“Profesör her ihtimali düşünmüş inan bana!” diyerek Tansu’nun ellerini strelize ettikten sonra ona yardım etmesi için gerekli komutları vermeye başladı.

Tansu daha önce hiç açık yara görmediği için Ava çalışırken başını duvara çevirmiş bakmamaya çalışıyordu. “Tabancaları öldürmeye ayarlamışlar, gerçekten kötü yanmış!” diyordu Ava işine devam ederken.

“Umarım baban yaşıyordur!” diye inledi Ava, asilerden biri böyle yaralandığına göre, babası ele geçmiş veya öldürülmüş bile olabilirdi.

“Diğer grup Re-gaya’dan çıktı, eminim onlarla kurtulmuştur. Kendine geldiğinde ondan öğreniriz!” dedi Ava. İşini bitirmişmiş Arkın’ın yaralarını bandajlıyorlardı.

“Onu bu odada tutmalıyız!” dedi Tansu, “Sırayla yanında dururuz!”

“Buna gerek yok, ben burada hem ekranlara, hem ona bakabilirim! Sen çıkmak için hazırlanmalısın artık!”

Tansu, Arkın’a bir göz atıp, “Tamam!” dedi, içeri gidip, kendi yastığını ve yorganını Arkın’ı rahat ettirmesi için Ava’ya verdikten sonra, pelerinini giyip çıktı evden. Ünite zamanı olduğundan saklanan herkes mecburen dışarı çıkmıştı. Güvenlik güçleri hiç olmadığı kadar çok her köşe başında rastgele durdurup, bilek çiplerini kontrol ediyorlardı. Tansu üniteye varana kadar tam üç kere durduruldu.

O çıkar çıkmaz Ava’da Arkın’ı rahat ettirecek şekilde yerleştirip, ekranlara odaklandı. Koruyucu manyetik alanların kapatıldığı ve yüksek güvenlik alarmı verildiği tüm ekranlarda dönüyordu. Profesörü öldü ilan ettikleri için ondan bahsedemiyorlardı ama insanları sindirmek için buldukları bu fırsatı iyi değerlendiriyorlardı. Sadece dışarıdaki halk değil, elitler de bu üst düzey güvenlik önlemlerinden huzursuz olmuşlardı. Bir kaç saat sonra asilerin profesörle Re-gaya çıkışına ulaştıklarını gösteren görüntüler Albız Yeki’ye ulaştırıldı. Tam olarak nereden girdiklerini veya çıktıklarını tespit edemiyorlardı ama asiler girmeden veya çıkmada önce hep ortak noktalarda görüntülendikleri için çıktıkları tahmin ediliyordu. Görüntülerde profesör net olarak gözükmediği için güvenlik düzeyi yüksek bilgi diyerek kaçırılan elitin kimliği saklı tutuluyordu. Son görüntülenen asilerin iki kişi olduğu tespit edildiğinden üçüncü asinin hâlâ içeride olma olasılığı vardı.

Komite Türkiye’de birden bire alınan bu olağanüstü güvenlik önlemlerinin nedenini bilmek istiyordu. Üst düzey güvenlik bilgisi olan bir elitin asilerce kaçırıldığı bilgisi doğruysa, o kimdi? Başkan ve Albız Yeki’nin acilen bir rapor hazırlayıp, komiteye sunmaları bekleniyordu. Başkan’ın ofisindeki ses geçirmeyen ve dışarıdan dinlenmesi imkansız odada Albız Yeki ile Başkan durumlarını tartışıyorlardı.

“İç güvenlikle ilgili gizli bilgilerin çalındığını zaten söyledik!” dedi Albız, “Başka bir açılama yapmamıza gerek yok!”

“İç güvenliğimize dair bu kadar önemli bir bilgiyi vakfa kadar giren asilere bir de elitle birlikte kaptırmış olmamızı sence ödüllendirecekler mi?” dedi Başkan öfkeyle

“Profesörü yakalasak bile zaten bunu komiteye açıklayamazdık!”

“O zaman koruyucu manyetik duvarları kullanmadığımız için açıklamak zorunda da kalmayacaktık Albız!”

“Ayrıca komite üst düzey güvenlik tedbiri almamızı gerektiren bu bilginin ne olduğunu sorgulayacaktır!”

Artık sıcak savaşlar yaşanmadığından ülkelerin kendi iç güvenlikleri ile ilgili kolluk kuvvetleri dışında bir askeri birlikleri ya da donanımları yoktu. Dolayısıyla eski toplumlarında olduğu gibi ülkelerini, diğer ülkelere karşı zayıf duruma düşürecek askeri sırları da kalmamıştı.

“Asilerin vakfın gizli odalarının planlarını ele geçirdiklerini söyleriz!” dedi Albız.

“İçeri kadar girdikleri yetmiyor, bir de tüm planlara sahip oldular diyeceğiz öyle mi? Bu adamlar zaten içeride elleriyle koymuş gibi dolaşıyorlar! Sence de bu bilgileri çoktan çalmamışlar mı?”

“Ülkeyi ben yönetmiyorum efendim!” dedi Albız sinir bozucu bir şekilde

Başkan bu güvenlik açıklarının ve asilerin kontrol edilememesinin kendi suçu olduğunu ima edilmesinden hiç hoşlanmamıştı ama ülkenin en değerli kurumunu ve içeridekileri koruyamıyor olmak gerçekten de başkanın ülkesini koruyamadığının işaretiydi maalesef.

“Profesör konusunda başımıza iş açan sensin ne yazık ki! Vakıf içindeki tecrit odaları senin sorumluluğunda! Yani suçu benim üzerime kolayca yükleyemezsin!”

“Tamam, çocuk gibi birbirimizi suçlamayı bırakalım, komiteye bir süredir içeride asilere bilgi sızdıran hainin peşinde olduğumuzu, kaçırılan elitin o hain olduğunu, asilere tüm bu bilgileri onun verdiğini tespit ettiğimiz için de asiler tarafından kaçırıldığını söyleriz!”

“Birini feda etmemiz gerekecek bu durumda, kaçan elitin kimliğini açıklayacaksak, vakit kaybetmeden onu ortadan kaldırmalıyız!”

“Ailesini de!” dedi Albız

“Aklında biri var sanırım!”

“Evet!” dedi Albız, “Gökçe Kerekli!”

Başkanın gözleri parladı birden, Gökçe Kerekli, Bengi Kağan’ın ağabeyiydi. Yakın zamanda hain ilan edilen ablası ile birlikte asilerin iş birlikçisi olduğuna herkes kolayca inanırdı. Gökçe Kerekli başkanlıkta, Stratejik Projeler Başkanlığında çalışıyordu. Pozisyonu da hainlere bilgi veremeye çok müsaitti. Kız kardeşi ve ailesinin başına gelenlerden sonra sessiz kalmıştı. Aslında Bengi Kağan ile uzun bir süredir görüşmüyorlardı bile ama komite, elitler veya halkın bu konuyu bilmesi mümkün değildi.

“Git hallet!” dedi Başkan, “Ben de raporu yazdırıp bir an önce göndereyim!”

Albız Yeki’nin, Gökçe Kerekli’yidüşünmesinin nedeni kız kardeşi hain ilan edildikten sonra bir süre izne ayrılmış olmasıydı. Görevinin başında olmadığından kimse olayların patlamasından sonra ortadan kaybolduğunu fark edemeyecekti. Tabi ailesinden başka, o yüzden ailesi ile birlikte yok edilmesi gerekiyordu. Albız’ın güvenilir adamları Gökçe Kerekli ve ailesini gizlice vakfa getirmek için hemen harekete geçtiler.

Başkan’da raporu yazdırıp yolladıktan sonra aynı açıklamanın kendi sesinden halka duyurulması için İletişim Başkanlığına hazırlattığı metni yolladı.

Tansu, gelirken de iki kez durdurulduktan sonra üniteden aldığı paketle nihayet eve dönebilmişti. Paketi hiç açmadan masanın üzerine fırlatıp, gizli odaya gitti.

“Bu aksak hayatımdan çalıyor inan bana!” dedi ekranlardan gözünü ayırmayan Ava’ya.

Arkın hâlâ baygın bir şekilde yatıyordu. Ava’nın ona yaptığı ağrı kesici iğnesi gerçekten güçlü bir ilaçtı. En azından gözlerini yeniden açtığından canı biraz daha az yanacak kadar uyuyacaktı. O zamana kadar onu Ertim beyin stoklarından çıkan serum ile destekleyeceklerdi. Sonrasında ise üniteden alınan yiyecekleri paylaşacaklardı.

“Umarım toparlanması için yeterli olur!” dedi Tansu

“Şimdilik başka çaremiz yok!”

(devam edecek)

Yorum bırakın