“Bakın çocuklar!” dedi profesör, “Sizin kaygılarınızı anlıyorum! Ancak birinin içeriden bilgi akışını sürdürmek için Re-gaya’da kalması gerekiyor. Eğer eşim de sizinleyse, kızımı da yanınıza almanızı istiyorum. İçeride ben kalacağım, güvenli evde beni kimse bulamaz ve eski işime devam edebilirim!”
Arkın ve diğerleri birbirlerine baktılar, “Profesör, kızınız bir süre daha idare etmeli bence. İnanın gayet başarılı bir şekilde devam ediyor!”
“O daha on yedi yaşında! Bu sorumluluk onun için çok fazla, ben yapmalıyım! Ailemi daha fazla riske atamam!”
“Biraz konuşalım!” dedi Beskak, Arkın’a işaret ederek.
Erez, Arkın ve Beskak, profesörden biraz uzaklaşıp, kendi aralarında durum değerlendirmesi yapmaya başladılar.
“Vaktimiz kalmadı bence!” dedi Erez, “Profesörün kızını bulmak için harcayacak vaktimiz yok! Baksana başka bir geçitten söz ediyor! Biz onu çıkarmak için emir aldık, kızını değil!”
“İçeride biri kalması gerektiği konusunda haklı!” dedi Arkın.
“Tamam işte kızı var ya güzel idare ediyor! Zaten bir süre içeri giremeyeceğiz bile, tabi eğer çıkabilirsek, kızının peşinde değil kimse onu yakalayamazlar!”
“Erez haklı!” dedi Beskak, “Biraz daha kalırsak hiç birimiz geri dönemeyeceğiz!”
“Ben profesörü güvenli eve götüreyim, siz çıkışa gidin ve beni bekleyin! Eğer kapanacağını hissederseniz hemen çıkın! Ben profesörü bırakıp, kızını alacağım ve geri geleceğim anlaşıldı mı?”
“Delirdin mi sen Arkın! Asla yetişemezsin, o kızla birlikte yakalanacaksın!”
“Hiç değilse, profesör ve siz kurtulmuş olursunuz, bilgi akışı da kesilmez! Ayrıca bu bir emirdir!”
“Üçünüzü birden kaybedersek bu plan ne işe yarayacak söylesene?”
“Üçümüzü kaybedemezsiniz, en kötü profesörle ben yakalanırız, kız kurtulur, ya da tam tersi!”
“T-a-m-a-m! Yeter artık!” dedi Beskak ve Erez’i kolundan tuttuğu gibi geçitten çıkardı. ikisi birden hızla Re-gaya çıkışına doğru hareket ettiler.
Tansu yarım saat sonra Ava’nın ekranda neler gördüğünü merak etmeye başlamıştı. Dayanamayıp, gizli odanın kapısına gitti ve açtı.
“Neler oluyor?” dedi heyecanla, “Çıktılar mı?”
“Hayır! Anlamıyorum ikiye ayrıldılar!” dedi Ava.
“Babam hangi grupta?”
“Bilmiyorum!”
Tansu sıkıntıyla kapıyı yeniden kapatıp ekranı takip etmeye gitti, “Belki de peşlerindekileri atlatmak için ayrılmışlardır!” dedi kendini ikna etmek için.
Arkın ve profesör kaykaya binip, güvenli eve gidecek olan diğer geçide doğru yola çıktılar. Herkes duyurulardan sonra evlerine çekildiği için sokaklar sessizleşmeye başlamıştı. Aralardan geçen güvenlik güçlerinin motorlarının sesi duyuluyordu. Re-gaya halkından veya elitlerden kimse hızlı kaykay kullanmadığı için biri tarafından görülseler asilerden oldukları hemen ortaya çıkacaktı. Kaykaydan inip yürüseler çok dikkat çekecekler ve yetişemeyeceklerdi.
Profesörün tarif ettiği geçide doğru yaklaşırken birden bire çıkıveren iki motorlu güvenlik memuru kaykayı görünce doğrudan iyon tabancaları ile ateş etmeye başladılar. Albız Yeki tüm güvenliğe sınırsız yetki vermişti. Ölümü ilan edildikten sonra profesör elini kolunu sallayarak ortaya çıkmamalıydı. Komite onları kandırdıklarını duyarsa her şey iyice sarpa saracaktı. Dar ve karanlık sokaklarda bir kovalamaca başladı. Arkın’ın kaykayı hızlı olsa da iki kişiyi idare etmek zor olduğundan her zaman ki gibi seri bir kaçış sağlayamıyor, ateşe denk gelmemek için korunaklı ilerlemek zorunda kalıyorlardı. Profesör onun tepkisine aldırmadan hızlıca güvenli eve nasıl ulaşacağını tarif edip kendini kaykaydan aşağı attı. O gelmese bile kızını bulup çıkarmasını istiyordu. O bir yolunu bulup oraya ulaşabilirdi ama kızı ve Arkın’ın çıkması için zaman kalmamıştı.
Arkın daha bir şey demeye fırsat bulamadan profesör yuvarlanarak düştü ve karanlık bir yolda koşmaya başladı. Motorlu güçler birinin atladığını fark etmedikleri için Arkın’ın peşindeydiler. Artık profesör olmadığından o da kaykayla olan tüm yeteneğini konuşturmaya başladı ama profesör atlamadan ardından gelen ateş devam ettiği için iki yerinden yaralanmıştı. Kaykayın tek başına kullanılırken ki hızına motorlar yetişemediği için onları atlatıp, profesörün tarif ettiği yeri aramaya başladı. Yaralarını kontrol edemediği için kanamasının çoğaldığının farkındaydı. Öylece yolu ortasında düşse kurtulmak için hiç şansı olmazdı. On dakika kadar dolaştıktan sonra nihayet bahsedilen evi buldu.
Kapıyı çaldığında, Tansu tam yerinden kalkmış bir kez daha Ava’nın yanına gidiyordu ki, kapı çalınca sıranın onlara geldiğini düşünüp, hemen kapıya gitti. Tansu daha kapıyı açar açmaz, Arkın üzerine doğru yıkılıverince neye uğradığını şaşırdı.
“Baban geldi mi?” diye inledi Arkın.
“Sen onlardan mısın?” dedi Tansu hemen telaşla ve ağırlığına rağmen onu koltuk altlarından tutup içeri çekti ve kapıyı kapattı.
“Arkın babasını sorduktan sonra kendinden geçmişti!”
Tansu onu çevirip yaralarını görünce “Ava! Ava!” diye bağırmaya başladı, “Çabuk gel, yardıma ihtiyacım var!”
Bu arada güvenlik kapıya gelir diye düşündüğünden Arkın’ı dolabın önüne doğru çekmeye çalıştı. Geçit kapalı olduğundan Ava onu duymuyordu. Onu dolabın önüne yatırdıktan sonra geçit kapısını açtı “Yardım et!” dedi Ava’ya, robot onun heyecan seviyesini ölçünce hemen yerinden kalktı ve yerde yatan delikanlıyı görünce sorgulamadan onu içeri çekmesine yardım etti. O da az önce ekranda kendilerine yaklaşan bir nokta olduğunu fark etmişti.
“Sanırım asilerden yaralı! Ben içeriyi temizlerken sen de yaralarına bak!” dedi ve hızla çıkıp, ünitelerden aldığı eski kıyafetlerden biriyle yerdeki kan izlerini silmeye başladı. Her yeri iyice temizlediğinden emin olduktan sonra da kanlı giysiyi gizli odanın içine atarak, Ava’nın yere yatırıp yarasına müdahale ettiği Arkın’a baktı!
“Babamı sordu!” dedi nefes nefese, “Sanırım başlarına bir şey gelmiş!”
Tam o sırada kapı yeniden çalındığı için üzerinde kan olup olmadığını kontrol etti ve geçit kapısı ile dolabı kapatıp, gidip kapıyı açtı. Ayağı aksadığı için tüm bunları istediği hızda yapamıyordu. Kapı hemen açılmadığı için şüphelenen görevliler ona bir şey söylemeden omuzları ile itip içeri girdiler ve her yeri didik didik aradılar. Sonra yine bir şey söylemeden Tansu’nun bileğini ellerindeki cihaza tutup kimliğini kontrol ettiler ve bir şey söylemeden çıkıp gittiler.
“Geri zekalı herifler!” diye söylendi Tansu arkalarından. Buraya geldiğinden beri bir elit kızı gibi davranmayı çoktan bırakmıştı. Geri gelmelerinden endişe ettiği için bir süre pencerenin arkasından dışarıyı kontrol etti. Güvenlik güçleri yandaki evlere de girip uzaklaştıktan sonra hemen geçide koştu. Ekranlarda asilerin yakalanması ile ilgili bir haber verilmiyordu henüz.
Ertim Kağan karanlık sokakta koştururken bir anda arkasından gelen hızlı bir şey olduğunu fark etti ama daha arkasını dönemeden Beskak onu yakaladığı gibi kaykayına aldı.
“Başınıza bir iş geleceğini biliyordum!” dedi gergin bir sesle, “Arkın nerede?”
“Onu kızımın yanına yolladım!” dedi profesör.
“O halde biz gidebiliriz!” diyerek, doğruca çıkışta bekleyen Erez’in yanına doğru gitmeye başladı. Profesörün atlamasını engellemek için onu sıkı sıkı tutuyordu. O ne söylerse söylesin aldırmadan doğruca çıkışa ulaştı ve üçü birden çıkış kapanmadan önce geçtiler.
Asilerin alanına varıp kaykaylardan indiklerinde “Ne yapıyorsunuz siz?” diye bağırdı profesör, o sırada kocasını gören Bengi Kağan ona doğru koşup sarılmıştı ve herkes etraflarını sarmıştı. Kahraman profesör nihayet yanlarındaydı.
Agora Adal, gelenlerin içinde oğlunu göremeyince kalbinde bir sızı hissetti ama hemen bir şey söyleyemedi. Beskak ve Erez kalabalık profesöre odaklıyken yanına yaklaşıp olanları hızlıca anlattılar.
“Arkın oraya ulaşabildi mi peki?” dedi Agora Adal gençlerin yüzlerine bakıp. İkisi de başlarını iki yana sallayarak “Bilmiyoruz!” dediler.
Agora Adal “Umalım da iyi olsun!” dedikten sonra kalabalığın içinden profesörün yanına ulaştı.
“Agora!” dedi profesör, iki eski dost sıkıca kucaklaştılar.
(devam edecek)