Kurtuluşa giden yol – Bölüm 23

Erez bir anda titreşime geçen bileğini tutunca

“Ne oldu?” diye sordu Arkın.

“Bilmiyorum sanırım çipimde bir sorun var!”

Arkın hemen kolunu çevirip bileğine baktı, kredileri tam gözüküyordu, rengi de yeşildi.

“Bu bir işaret mi?” dedi Beskak.

“Ne işareti?”

“Bunu denemek zorundayız değil mi başka çaremiz yok!” dedi Beskak ve Erez’in bileğini tutup kapıdaki okuma paneline yaklaştırdı.

“En kötü ne olabilir?” diyordu Erez gözlerini kapatmış bir şekilde.

“Yetkisiz giriş!” diyecek dedi Beskak, “Bütün ülkenin alarmları çalmaz herhalde bunun için!” dedi ve Erez bileğini panele değdirdi. Kapının küçük lambası bir ana yeşil olunca, üçünün de yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Hemen içeri girdiler. Ekrandaki üç nokta bir anda kayboldu.

“Girdiler!” dedi Tansu, “Bunun işe yaradığına inanmıyorum! “

“Yetkiyi hemen kaldır!” dedi Ava ve Tansu aceleyle Albız Yeki’nin yetkilerini Erez’in çipinden geri aldı. Yine anlaması için çipi bir kez daha titreşime geçirdi. Elinde iyon silahı olduğu için titreşimi görmezden geldi Erez, şimdi silahını indiremezdi.

“İşte orada!” dedi Arkın, “Profesör bu!”

Ertim bey içeri giren çıkanla hiç ilgilenmediği için başını çalıştığı ekrandan ayırmadı.

“Profesör?” dedi Erez.

Üzerlerinde vakıf üniforması olmayan ve ellerinde iyon silahları tutup, göğüslerinde kaykayları asılı bu gençleri görünce profesör de şaşırdı.

“Siz buraya nasıl girdiniz? Burada olduğumu size kim söyledi!”

“Profesör kaybedecek vaktimiz yok!” dedi Arkın telaşla.

Ertim bey hemen kalkıp onlarla birlikte tecrit alanından çıktı. Bengi Kağan’da yaptıkları gibi profesörü Arkın’ın kaykayına aldılar ve yine Erez önde, Beskak arkada ilerlemeye başladılar.

Ancak Albız Yeki’nin aktif çipi, çift kullanım uyarısı vermişti. Bir çipin aynı anda iki yerde birden aktif olması imkansızdı ve sistem bu tür durumlar için hemen uyarı veriyordu.

Albız kolundaki hafif yanmayı hissedince bilekliğine baktı, ekrana kırmızı uyarı yazısı yanıp sönüyordu “Çift kullanım hatası!”

“Neler oluyor?” diyerek hemen vakfın güvenlik birimini aradı. Onlar da ekranlarında aynı uyarıyı almışlardı, “Nerede?” dedi Albız sert bir sesle, asiler bir kez daha içerdeydiler demek.

Güvenlik “A bloktaki Tecrit odası!” deyince, “Kahretsin onu kaçırıyorlar, çabuk kapılarda güvenliğe ve bana ait olanlar dışındaki tüm yetkileri kaldırın. Kimse bir yere gidemesin!”

Güvenlik şefi Albız Yeki aramadan hemen önce ekipleri oraya yönlendirmişti zaten. Onlar Arkın’lar gibi hızlı hareket edemedikleri için A bloğa vardıklarında kimseyi bulamadılar. Tecrit odasının kapısı açıktı ve içeride kimse yoktu. Kimse Ertim Kağan’ın yaşadığını bilmediği için sadece asileri bulmaya odaklanmış durumdaydılar. Yakaladıklarında orada ne aradıklalarını zaten öğrenirlerdi.

Profesör tüm sisteme ve binaya hakim olduğundan onların standart kaçış yolları yerine başka yerlere yönlendiriyordu. Böylece A bloğa doğru akın eden güvenlik güçlerinin yoluna çıkmadan ilerleyebiliyorlardı. Kimseye yakalanmadan Arşiv odalarına geldiklerinde hepsi nefes nefese kalmıştı.

“Burası olmaz!” dedi Ertim Kağan

“Neden?” diye söylendi Erez, “Şuradan çıkıp gideceğiz işte!”

“Hayır!” dedi profesör yine kaykaydan indikleri için koşarak koridora çıktı ve diğerleri de onun peşinden gittiler. Sadece onun bildiği ve doğrudan güvenli evlere giden birden çok geçit vardı. Biri ele geçtiğinde diğerleri kullanılabilsin diye hepsini aynı anda kullanıma sokmuyorlardı. Profesörün ulaştığı merdivenlerden bir üst kata çıkıp kapalı kapılardan birinden içeri girdiler. Profesör dolabı açıp “Buradan!” diyerek çocuklara yolu gösterdi. Üçü hızlıca dolaba girip geçide girdiklerinde ise kapıları kapattı.

Tansu ve Ava nefeslerini tutmuş ekrandaki üç noktayı izlerken ekrandaki diğer kırmızı noktalar belirdi. Güvenlik A bloğa doğru akın etmişti. Albız Yeki de onlarlaydı.

“Fark etmiş olmalılar!” dedi Ava.

“Sorun değil, onlardan çok uzaktalar!”

“Henüz vakıf binasından çıkamadılar ama!”

“Çıkacaklar!” dedi Tansu dua eder gibi, “Bence asilere mesaj göndermeliyiz, onların durumu takip edebildiklerini sanmıyorum!”

Ava hemen yerinden kalkıp sinyal ekranına oturdu ve “Profesör kaçırıldı ancak henüz binadalar!” mesajını şifreleyip, sinyale dönüştürdü ve gönderdi.

Haber kaynağından böyle bir bilgilendirme beklemeyen asiler haberi duyunca coşkuyla dalgalandılar. Bengi Kağan elleriyle yüzünü kapatmış tedirgin bir bekleyiş içindeydi.

“Lütfen kızımı da bulmuş olsunlar!” dedi içinden, “Lütfen!”

Bilmedikleri bir yolda olduklarından Arkın, profesör ile birlikte öne geçti ve kaykaylarla hızla geçitlerden ilerlemeye başladılar.

“Nereye çıkacağız?” dedi Arkın, hemen Re-gaya’dan çıkmamız gerek

“Olmaz!” dedi profesör

“Ne demek olmaz?”

“Kızıma ulaşmak zorundayım!”

“Kızınız mı? Nerede o?”

“Güvenli evde olduğunu umuyorum!”

“Profesör hepimiz hayatımızı sizi buradan çıkarmak için riske attık! Başka yere uğrayamayız kaçtığınız fark edilince tüm giriş çıkışlar kontrol edilecek! Vaktimiz yok!”

Profesör cevap vermedi, Arkın’ın sözlerine. Diğerlerinde sadece Arkın’ı duyacak mikrofon olduğundan konuşmanın onun söylediği kısmını duyabilmişler, hızla geçitlerden ilerledikleri için bir şey söylememişlerdi. Nihayet dışarıya açılan kapıya ulaştıklarında durup, kaykaylardan indiler.

“Neler oluyor?” dedi Beskak.

“Profesör kızını da almak istediğini söylüyor!” dedi Arkın.

Diğerlerinin yüz ifadelerindeki endişeyi anlamak için bir şey söylemelerine gerek yoktu. Arkın’ın söylediğini duymuşlardı ve aynen katılıyorlardı. Bir an önce Re-gaya’dan çıkmak zorundaydılar.

“Beni nasıl buldunuz?” dedi profesör.

“Bunu sonra konuşabiliriz!” dedi Arkın.

“Hayır, bilmem gerek!”

“Bilgi akışı sizin öldüğünüz haberi yayıldıktan bir süre sonra yeniden başladı!”

“Tansu!” dedi profesör, “Size benim yerimi o söylemiş olmalı, akıllı kızım benim!”

Üçü de bir şey anlamadıkları için birbirine bakıyordu.

“Dışarı onun çıkması gerek profesör, ben içeride kalacağım?”

“Ne?” dedi Ezer, “Delirdiniz mi siz?”

Onu caydırmakla vakit kaybetmek istemeyen Arkın “Nerede o?” dedi hemen, “Kızınız nerede?”

“Bir başka geçide geçmeliyiz! Buradan gidemeyiz!”

“Siz Erez eve Beskak’la gidin, ben onu bulurum!”

“Olmaz benim de gelmem gerek, onu çıkarmanızı istiyorum! Bengi’den haberiniz var mı?”

“Evet o bizimle birlikte!”

“Harika, harika!” dedi profesör kutlanacak bir durumları var gibi sevinmesi tuhaflarına gidiyordu hepsinin.

“Şu kapıdan çıkmadan hızlıca bir karar vermemiz gerek!” dedi Erez, “Vakit daralıyor hepimiz içeride kalacağız!”

Albız Yeki profesörün kaçırıldığını ilan edemediği için tecrit odasındaki çok gizli bilgilerin çalındığını söylemek zorunda kalmıştı. Sadece Başkan gerçeği biliyordu. Bir kez daha çuvalladıkları için başlarına ne geleceğini artık düşünmek bile istemiyordu. Re-gaya’nın olası savunma durumunda kullanılmak için hazır bekletilen tüm sistemleri devreye sokuluyordu. Dış manyetik alan tamamen kapatılırsa, dışarı kimse çıkamaz, içeri de kimse giremezdi. Tüm güvenlik birimleri elitlerin ve halkın olduğu bölgelerde alarma geçmişler, tüm sokakları, evleri, çalışma alanlarını didik didik arıyorlardı.

“Ne bekliyorlar?” dedi Tansu, “Babama bir şey mi oldu yoksa?”

O sırada ekranlardan herkesin evine girmesi, güvenlik güçleri geldiğinde de onlara yardımcı olmak için her şeyi yapmaları hatırlatılıyordu. Hainler bir saldırı gerçekleştirmişlerdi ve onlara yardım eden olursa onlarla birlikte tüm aileleri hain ilan edilecekti.

“Burayı kapatmak zorundayız!” dedi Ava, “Her an buralara gelebilirler!”

“Tamam!” dedi Tansu, seni bilmiyorlar, sen içeride kal ve yapabileceğin bir şey olursa kendin karar verip uygula, sana güveniyorum. Ben geçidi kapatıp güvenlik güçlerinin gelmesini bekleyeceğim. Ben içeri gelmeden sen sakın dışarı çıkayım deme!”

Ava komutu onayladıktan sonra Tansu hemen dışarı çıkıp geçidi kapattı, dolapta geçit kapısının önüne de bir şeyler koyup, ekranlardan olan biteni takip etmek için masaya oturdu.

(devam edecek)

Yorum bırakın