Kurtuluşa giden yol – Bölüm 22

Komite bir süreliğine başka ülkelerde yaşanan iç sorunlara odaklandığı için Başkan ve Albız Yeki’yi sıkıştıran yoktu. Albız diğer her konuyla beraber, profesörle ilgili yaptığı her şeyi de Başkan’a rapor ediyordu. Tansu’yu ellerinden kaçırdıklarını henüz kimse bilmediği için bu konuda içi rahattı. Bulduğu çözüm işe yararsa kızı zaten kimse umursamazdı. Onu da annesi gibi asilerin kaçırmış olabileceğinden şüpheleniyordu. Eğer öyleyse çoktan Re-gaya’nın dışına çıkmıştı zaten. Ancak yine de içeriden asilere bilgi akışını hâlâ kimin sağlamaya çalıştığını anlayamıyordu. Profesörün tüm çalışma ve yaşama alanlarındaki cihazlarına ve eşyalarına el koymuşlardı ve hiç biri aktif değildi.

Ertim Kağan projeyi teslim etmekten vazgeçtiğinde zaten her şey şimdi kızının saklandığı güvenli eve geçirmişti. Bir yolunu bulup geçitlerden oraya ulaşıyor sonra da kimse fark etmeden geri geliyordu. Tüm dehlizlerden oraya ulaşmayı bilen bir tek o vardı.

Komite Türkiye’nin elindeki en önemli kozu olan profesörün öldürüldüğünü düşündüğü için proje ile ilgili bir gelişme olmasını beklemiyor, bu nedenle de sıklıkla sorgulamıyordu. Başkan profesörün yardımcılarının projeyi ele alıp, son haline getirmeye çalıştıklarına dair kısa bir rapor vermişti. Diğer ülkeler de onların bu yarıştan çıktığını düşündükleri için kimse Başkan ve Albız Yeki’in neyin peşinde olduğuyla ilgilenmiyordu.

Ertim Kağan, Albız Yeki’nin onu klonlamaya kalkacağını düşünmüş ama bununla bir yere varamayacağından emin olduğu için deneyeceğini düşünmemişti. Klonlanma genler ve bilinci kopya bedene aktarabiliyordu ama hisleri kimse kopyalayamazdı. Eğer bir klona aktarılırsa karısı ve kızına duyduğu hisler kaybolacak, anıları olsa da sevgisi sadece rol olarak işleyecekti. Albız’ın bu durumundan nasıl faydalanacağından da asla emin olamazdı. Onun ve karısının hayatları boyu en büyük yaşama motivasyonları kızlarına duydukları sevgi ve onun güvende olmasıydı. Klon bir babanın bu motivasyona sahip olması beklenemezdi. Şartlar tercih yapmasını gerektirirse, mantığı devreye girecek ve muhtemelen görev bilinci ile ailesini feda edilebilir sınıfına sokacaktı. Öte yandan kendi bedenine ait bir kopyaya transfer edilmesi sadece duygularını kaybettirecekti, projeyi Albız’a vermemesinin ailesine duyduğu sevgiyle değil tam olarak görev bilinci ve ülkesine bağlılık ile ilgisi vardı. Eğer onun birikiminin kaybolmasını istemedikleri için bunu yapıyorlarsa o halde projeyi artık istemiyorlar mıydı?

“Ne karıştırıyorsun Albız?” dedi kendi kendine, “Beni başka bir bedene transfer etmeye cesaret edebilir misin?”

Agora Adal adamları ile toplantı yapmış, profesörün kurtarılma ihtimalinin gelecek için üç adam kaybetme ihtimalinden daha önemli olduğu sonucu çıkmıştı. Arkın, Beskak ve Erez bir kez daha vakfa gireceklerdi.

Bengi Kağan kocasının kızının yerini bilmesini umuyordu. Eğer öyleyse onu almadan Re-gaya’dan çıkmak istemeyecekti. Şu an profesörün hayatı asiler için herkesten daha önemli olduğundan, Tansu’yu da beraber kurtarıp kurtaramayacakları belli değildi.

Tansu, Ava’yı dinlemiş, bilgileri aktaranın o olduğuna dair hiç bir sinyal göndermemişlerdi. Şimdi yapabilecekleri tek şey asilerin yeniden Re-gaya’ya ve vakfa girişlerini kontrol etmekti. Eğer onlar vakfa girmeyi başarırlarsa işlerini kolaylaştırmak için neler yapabileceklerine odaklanmaya karar vermişler, ulaşabildikleri güvenlik sistemlerini gözden geçiriyorlardı. İkisi de onların vakfa girerken kullanacakları yolu bilmedikleri için şimdilik sadece tecrit alanının etrafına odaklanmışlardı. Asileri ekranlarından sadece birer nokta olarak görebiliyorlardı. Bileklerindeki kimlik çipleri Re-gaya içinde tecrit alanı gibi gizli alanlar hariç, nerede olurlarsa olsunlar onları takip etmeye yarıyordu.

Üç kahraman asilerin alanından ayrıldığında, kalanlar yine gergin bir bekleyişe girmişlerdi. Profesör oraya gelebilirse, bundan sonra çalışmalarını eldeki imkanlarla yürütebilecekti. Henüz komitenin ve elitlerin tüm sırlarına ulaşmış değillerdi ve bu Re-gaya içinde onun gibi biri olmadan nasıl mümkün olacaktı kimse bilmiyordu. Şu anda profesörün sistemlerini kullanan kişinin kimliğini ondan öğrendiklerinde her şey daha net olarak anlaşılacaktı.

Asiler çiplerine kimlik yüklediklerinde sistem Tansu ve Ava’yı uyarınca, ikisi birden gizli odaya koştular. Son yirmi dört saattir bu anı bekledikleri için kulakları sistemin uyarılarındaydı.

“Geldiler! Onu kurtaracaklar!” dedi Tansu heyecanla. Vakfa girdikleri durumda onlara yardımcı olacak müdahaleleri yapabilmek için hemen paneldeki yerlerini aldılar.

Arkın ve arkadaşları bu kez Bengi Kağan’ı kaçırırken olduğu gibi güvenli bir evde beklemeyeceklerdi. Varlıkları fark edilmeden olabildiğince hızlı hareket edip, profesörü canlı olarak Re-gaya’dan çıkarmaktı görevleri. Daha önce yaptıkları gibi dehlizlerden doğruca arşiv odalarının bulunduğu yere yönlendiler. Dehlizlere indiklerinde çipleri sinyal yaymayı kesiyordu. Daha önce de benzer şeyler gördüklerinden Tansu ve Ava yeniden ortaya çıkacakları yeri kaçırmamak için dikkatle panel ekranlarını izlemeye devam ettiler.

Bir kaç saat sonra ekranda asilere ait olan noktalar yeniden belirdi.

“Vakıftalar!” dedi Tansu heyecanla.

“Bulundukları yeri tespit ediyorum” dedi Ava, vakıf haritalarını ekrana getirmişti, “Arşivdeler, bak! İşte orası!”

“Bizim yaptığımız gibi dolaplardan mı girip çıkıyorlar sence?” dedi Tansu gergin bir heyecanla. Babasının kurtulacağını düşündüğü için çok mutluydu ve bu kaçırma görevinin başarıyla sonuçlanmama ihtimalini aklından sürekli çıkarmaya çalışıyordu.

Albız Yeki, Ertim Kağan’dan transfer edilen bilincin, klonlara aktarılması çalışmalarına çoktan başlamıştı. Ortaya çıkabilecek sorunları görmek için önce sadece bir tanesine transfer yapıldı. Klonun, asıl versiyonundan gelen bilinci silmek henüz mümkün olmadığı için adam bir kaç saat korkuyla bağırıp çağırmaya başladı. Kafasının içinde alışık olmadığı anılar, sesler dönüp duruyordu. Profesöre ait olan bilincin baskın olması için bildikleri her şeyi denemişlerdi ama anlaşılan özgün bilinç sandıkları kadar dirençsiz değildi. Bu çalışma komite ve vakıftaki pek çok kişiden gizli yürütüldüğünden heyet görüşlerine başvurup, komite arşivlerini çok kurcalayamadan devam etmek zorundalardı. Daha önce sadece deneysel olarak çapraz transfer denenmişti ve başarılı bir sonuç alınamamıştı. Ertim Kağan bunu etik bulmadığı için denememişti bile. Bu nedenle de konu deneysel olmaktan öteye hiç geçememiş, teori seviyesinde kalmıştı.

İlk gün adamın biraz sakinleşmesi için onu uyutmayı denediler. Bilinç uykuda daha aktif çalışacağından daha çabuk toparlanacağını düşünüyorlardı.

“Kimse kolay olacağını söylemedi!” dedi Albız, Başkan ile konuşurken. Dört adaydan en az biri ile mutlaka başarıya ulaşacaklardı. Ulaştıkları an da profesörü kendi elleriyle yok etmekten büyük bir zevk duyacaktı. Kariyerindeki tüm başarısızlıkların tek nedeni ve sonsuz hayatının önündeki tek engel olarak onu görüyordu. Başarıya ulaşmaya odaklandığını için profesörü şimdilik görmezden geliyordu. Yok edilmeye götürülürken yüzündeki ifadeyi görmek onun için en büyük ödül olacaktı.

Arkın, Erez ve Beskak, tecrit odasına yaklaştıklarında, Tansu ve Ava yollarına kimse çıkmaması için ellerinden geleni yapıyorlardı. Kayıtlara girmemeleri için kameraların açılarını değiştiriyor, güvenlikten birilerine denk gelirlerse telsizlerine farklı yönlendirmeler gönderiyorlardı. Gençler güvenli evdeki tezahürat ve tedbirlerden habersiz, temkinli bir şekilde tecrit alanının hemen dışına ulaştılar.

“İçeri nasıl girecekler?” dedi Tansu bir anda

“Oraya kadar geldiklerine göre bir çözümleri vardır herhalde!”

“Nasıl?”

Dikkat çekmeden tecrit alanının önüne bile gelmeleri mucizeydi Arkın ve arkadaşlarına göre ama onlar da Tansu gibi içeri nasıl gireceklerini düşünüyorlardı. Panelde oturanın kim olduğunu bilmedikleri ve onunla ortak bir planla hareket etmedikleri için bileklerindeki çiplerin bu kapıyı açmaya yetkili olup olmayacağından emin olamazlardı.

“Albız Yeki’nin yetkisini kısa bir süreliğine onlara aktarmalıyız!” dedi Tansu panik halinde.

“Bu fark edilirse hepsinin sonu olur!”

“Sadece kısa bir süreliğine, onlar kapıyı açana kadar!” dedi Tansu ve tereddüt etmeden düşündüğü şeyi yapmaya başladı.

“Hangisinin bilekliğine aktaracaksın!”

“Bilmiyorum, bilmiyorum! Sanırım şunun!” dedi ve Erez’in bilekliğine yetkiyi verdikten sonra anlaması için kredisi bitiyormuş gibi titreşime geçmesini sağladı.

Erez bir anda bileğini tutunca hepsi birden ona döndüler.

(devam edecek)

Yorum bırakın