“Şu atıştırmalıklar olmasa inan bu ünite kuyrukları hiç çekilmez!” dedi Tansu getirdiği paketi masanın üzerine açıp içinden hemen bir paket atıştırmalık açmıştı.
“Bu kadar çok atıştırmalık yersen yakında onlara benzeyeceksin!”
“Zaten benziyorum şu halime bak!” diyerek aksayan ayağını ve üzerini gösterdi Tansu. Ailesi ile yaşarken giydiği o güzle kıyafetleri, sıcak banyoları, sahip olduğu tüm o ayrıcalıkları özlemişti ve asilerin kazanması onun nesline denk gelmezse yakın zamanda böyle bir hayata yeniden kavuşması pek mümkün görünmüyordu.
Tansu içeri güvenle girince Ava yeniden gizli odaya geçti. Daha atıştırmalığını alıp, kanepeye yerleşir yerleşmez robotun alışık olmadığı çığlığı duyunca boğazına kaçan cips yüzünden az kalsın boğulacaktı. Öksürerek onun yanına geldi hemen.
“Ne yapıyorsun sen? Artık canın da mı yanıyor yoksa?”
“Şuna bak!” dedi Ava, üstteki ekranlardan birini göstererek.
Ağzında kalan son parçayı da zorla yutan Tansu’nun gözleri ekrana kilitlendi ve dondu bir anlığına, “O babam mı?” dedi Ava’ya bakarak, “O babam mı?” diyerek ileri fırladı ve zarar görmesini umursamadan panelin üzerine çıkıp ekrana yapıştı, “Babam yaşıyor Ava, bu o? Neredeler? Hemen asilere haber vermeliyiz?”
“Transfer merkezindeler, sanırım babanı klonlamaya hazırlanıyorlar!”
“Aman Tanrım babam yaşıyor!” diyordu Tansu sürekli gözlerinden yaşlar akarak. Ava onun heyecandan ne yapacağını bilemez haline baktıktan sonra asilere sinyal gönderme işini kendi yapması gerektiğine karar verdi ve profesörün göründüğü kaydı da ekleyerek hemen asilere gönderecekti ki sürekli çalışan analiz sistemi onu durdurdu.
Tansu hâlâ gözlerini ekrandan alamamış babasını seyrediyordu. Ava’nın durduğunu görünce “Ne oldu? Gönder şu kaydı babamı hemen kurtarsınlar!” dedi telaşla.
“Onu nerede tuttuklarını görmedik ki!”
“Tecrit alanı işte, oradaymış babam!”
“Kaydı geri sarıp bakabiliriz ama buradan sonra nereye götürüldüğünü kaçırabiliriz o zaman. Bekleyelim yerini anladıktan sonra gönderelim!”
“Ya o arada babamı yok etmeye kalkarlarsa, niye oyalanalım, yaşıyor işte! Klonlayacaklarsa babamı niye sağ tutsunlar!”
“Transferin testleri yapılmadan buna cesaret edemezler merak etme!” dedi Ava, “Bunu sen de biliyor olmalısın!”
“Biliyor musun beynimde ne olursa olsun, duygularım devreye girince hiç bir şey bilmiyorum ben! Böyle zamanlarda senin gibi olmayı çok istiyorum!”
Ava başını iki yana salladı ve ekranı izlemeye devam etti. Transfer işlemi kısa süren bir işlem değildi. Tansu yine de babasını bulduklarını asilere göndermesi konusunda ısrar etti.
“Hazırlanmaları için de vakit gerekecek, yerini tam tespit edince yine yollarız. Haydi yolla babamı görsünler. O yaşıyor!” derken bu defa gülmeye başlamıştı.
Onun söylediklerini mantıklı bulan Ava, ki güvenliyse öncelik olarak onun dediklerini yapmaya programlanmıştı, hazırladığı kaydı hemen gönderdi.
Sinyal asilerin iletişim merkezine ulaşınca, neredeyse Ava’nın verdiği tepkinin bir benzeri iletişim memurunun ağzından çıktı ve kayıt ve haber hızla Agora Adal’a ulaştırıldı.
Agora Adal kaydı bir kaç kez izledikten sonra “Bu gerçekten Ertim!” dedi, “Kaydın yeni olduğuna güvenmek zorundayız!”
“Yine bir tuzak olduğundan mı şüpheleniyorsun baba?” dedi Arkın.
“Bu kayıttaki profesörse, bizimle bağlantıya geçen kim?” dedi şüphe duyduğunu belli ederek.
Profesörün görüntülerinin geldiği haberi Bengi Kağan’a da ulaşmıştı. Kocasının hayatta olduğunu görebilmek için nefes nefese Agora Adal’ın odasına girdi ve ikisinin önüne geçip ekrana bakınca katılarak ağlamaya başladı.
“Oh! Çok şükür yaşıyor! Ne yapıyorlar ona?”
“Bilinç transferi yapıyorlar!” dedi Agora, “Onu klonlamaya hazırlanıyor olmalılar! Şimdilik yaşıyor anlamına geliyor bu!”
“Albız!” dedi hırsla Bengi hanım, “Kızım nerede, o da mı ellerinde, görüntülerde o da var mı?”
“Hayır kızınız görüntülerde de gelen sinyallerde de yok!”
“Ertim ellerindeyse bu bilgileri kim yolluyor?” dedi Bengi hanım da Agora Adal gibi.
“Biz de tam bunu tartışıyorduk!”
“Bir süredir gelen sinyallerle ilgili hiç bir sorun yaşamadık. Defalarca yakalanabilirdik ama her işimizde güvenle ayrıldık oradan!” dedi Erez.
“Bu bir tuzaksa, gerçekten sabırlı biri olmalı bu Albız Yeki!” dedi genellikle sessiz duran Beskak.
“Onu kurtarmayacak mısınız? Kocamı yok etmelerine izin mi vereceksiniz?”
“Nerede tutulduğunu bilmiyoruz!” dedi Agora düşünceli bir sesle.
“Bu bir tuzaksa o halde sizi belirli bir yere çekmeye çalışmazlar mıydı?”
“Olabilir!” dedi Arkın.
O sırada iletişim memurlarından biri profesörün tutulduğu yerin daha önce bildirilen tecrit alanı olduğunun doğrulandığını söyledi.
“İşte aradığımız cevap, yer belli oldu!” dedi Agora.
“Bu bir tuzak değilse kocamı yok edecekler Agora!”
Herkes kararın ne olduğunu anlamak için başkanın yüzüne bakıyordu.
“Re-gaya depolarına ulaşmak ile vakfa girip çıkmak aynı şey değil! Bunu hepimiz biliyoruz! Bizi yakalamak için depolardaki stokları riske atmış olabilirler! Bu onlara bir şey kaybettirmez!”
“Benim için girdiniz ama!” dedi Bengi Kağan, “Kocam benden çok daha önemli hepimiz için! Öyle değil mi?”
Herkes düşünceli ve sessiz bir şekilde bekliyordu.
“Bir kez daha deneyebiliriz başkan!” dedi Beskak kararlı bir sesle, bunu söylerken Arkın’a bakıyordu.
“Evet, neden olmasın!” dedi Arkın, “Bir kez yaptık, bir daha yapabiliriz! Yakalanırsak sadece üç kişi eksiliriz!”
“Katılıyorum!” dedi Erez de heyecanla, “Gidip onu alalım!”
“Bizim için en değerli üç kişi!” dedi Agora, “Bunu aranızda oğlum olduğu için söylemediğimi hepiniz biliyorsunuz. Eğer profesör gibi değerli birini kaybedeceksek, bu kayba bir de sizi eklemek istemiyorum! Bunca insanın geleceğini sürekli tehlikeye atamam!”
“Ne yapacağız peki? Gelecek bizden çok ona bağlı!” dedi Arkın
O sırada Re-gaya’daki güvenli evde “Asiler babamı kurtaracaklar değil mi Ava?” dedi Tansu endişeli bir sesle. Transfer bitince babası yarı baygın bir şekilde yüzü kapatılarak tecrit alanına geri götürülmüştü.
“Burada olmasak asiler babanı bulamayabilir, hatta yaşadığından bile emin olamazlardı. Baban gerçekten her şeyi düşünmüş. Hem de her şeyi!”
“Bu sorumun cevabı değil!”
“Biliyorum ama gelecek tahminleri yapmak için programlanmadığımı biliyorsun!”
“Sen ihtimalleri benden iyi değerlendirecek bir algoritmaya sahipsin Ava!”
Ava bekledi biraz bir analiz yapması gerekiyordu. Tansu sonucu gergin bir şekilde beklemeye başladı.
“Asiler kayıtta babanı gördüklerinde, sinyalleri kimin gönderdiğini sorgulamış olmalılar! Bu da kaydı güvenilmez yapar!” dedi sonra.
“Bunu nasıl düşünemedik! Onlara hemen kim olduğumu söylemeliyiz!”
“Bunun güvenli olup olmadığından emin değilim!” dedi Ava yine biraz bekledikten sonra.
“Neden?”
“Baban seni bunca yıl donanımlı hale getirirken asilere bundan bahsetti mi bilmiyoruz!”
“Onlara güvenmememiz için bir neden yok ki? Yerimizi söylemeyeceğiz! Sadece sinyalleri gönderenin ben olduğumu bilseler yeter. Babamı kurtardıklarında zaten o söyleyecektir!”
Ava yeniden ve yeniden analiz yaptı, “Olabilir! Ama sen olduğuna nasıl inanacaklar! Kimse on yedi yaşına yeni girmiş bilgisiz bir kızın tüm bunları nasıl yapabildiğini anlayamaz!” dedi sonunda.
“Yani?”
“Bunu söylemek onların tuzak ihtimalini güçlendirebilir! Bizi daha güvenilmez yapar!”
“Bunca zaman onları kimse yakalamadı öyle değil mi?”
“Vakfa girmek çok zor bir şey Tansu, anlamaya çalış! Ülkenin kalbi orası!”
“Anlamak istemiyorum! Babam yaşıyor Ava! Y-a-ş-ı-y-o-r! Ve ben! Onun yaşamaya devam etme ihtimalini yok etmek istemiyorum!”
“Etmiyorsun, zaten onlara kaydı ve yerini gönderdik! Sakin ol! Re-gaya’ya giriş yaptıklarını nasılsa bileceğiz!”
“Babam için gelmeyebilirler ama?”
“Tuzak olduğunu düşünüyorlarsa girerken yakalanabileceklerini de bilirler!”
“Of!”
“Biraz sabırlı olmalısın!” dedi Ava
Tansu gergin bir şekilde çıkıp ekranların olduğu odaya döndü yeniden. Ekranlarda aktif sinyal olup, olmadığı denetlendiği için onları kapatamıyorlardı. Neredeyse onlar yokmuş gibi yaşamaya alışmış olsa da, gergin zamanlarda daha fazla sessizliğe ihtiyacı oluyordu. Biraz daha konfora ve ailesinin sıcak sevgisine de ihtiyacı vardı! Onlara sıkıca sarılmak ve eski mutlu hayatına geri dönmek istiyordu artık!
(devam edecek)