Haftalardır bekledikleri için asilerin bölgesinde herkesin sinirleri gerilmeye başlamıştı. Gıda stokları giderek azaldığından yeniden Re-gaya’ya girip depolara ulaşmaları gerekiyordu. Sonunda Arkın babasına gidip, içeri yeniden girmek için izin istediğini söyledi. Eğer sinyallerle gelen bilgiler doğruysa her zaman olduğu gibi sorun yaşamadan girip çıkabilirlerdi.
“Peki ya değilse?” dedi Agora, “Seni bunun için feda etmemi mi istiyorsun?”
“Eğer doğru değilse bile, yeniden geri dönebilecek yeterlilikte sadece biz varız!” dedi Arkın kaykaylı grubu kastederek, “Zaten eğer bu bir tuzaksa, bilek çiplerimize bilgi yüklendiği an bizi fark edecekler ve tepemize çullanacaklardır. Biz onların elinden kaçabiliriz, sen de biliyorsun!”
“Böyle bekleyip duramayız! Denemek zorundayız!” dedi diğerleri de, çoğunluk oğlu ile aynı fikirde olunca Agora’da ikna olmak zorunda kaldı ve Arkın ile beş arkadaşı Re-gaya’ya yeniden girmek için hazırlanmaya başladılar.
Tansu ve Ava asilerin içeri giriş zamanlarını bilemedikleri için onlar geldiğinden beri kimsenin içeri girmeyi denememiş olmasına dikkat etmiyorlardı. Nüfusa kayıtlı olanlar dışında bekletilen kimliklerden biri çipe yüklenince, ekranlardan biri giriş noktası ve yüklenilen kimliklerle ilgili bilgileri vermeye başladı. O sırada güvenlik kameralarına odaklanmış olan Tansu, ekrandaki bilgi akışını görünce hemen Ava’yi çağırdı.
“İşte ilk gerçek işimiz!” dedi Ava ve ikisi birden sahte çip bilgileri ile içeride dolaşan asi grubunu sinyallerle izlemeye başladı.
Arkın ve arkadaşları çiplerini yükledikten sonra temkinli bir şekilde depolara kadar ilerlediler. Üst elitlerin kayıt dışı olarak tuttukları kendi ihtiyaç depoları vardı. Kaynak kıtlığı yaşandığı veya acil bir durumda kendilerini kurtarmak için özel sığınaklar ve depolar inşa etmişlerdi. Elit nüfusun sadece yüzde onunun sahip olduğu bu alanlar çok gizli tutuluyordu. Ertim bey de bu üst sınıfa dahil olduğundan vakıf ona da bir depo ve sığınak ayarlamıştı. Normal şartlarda kullanılmayan ama her an kullanıma hazır bekletilen bu depolardakileri kimsenin haberi olmadan Re-gaya’nın dışına çıkarmak en kolayı olduğundan, asiler riskin çok olduğu dönemlerde sadece bu depolara geliyorlar, almak istediklerini alıp çıkıyorlardı. Bilek çiplerine tanımlanan yetkiler tüm depolara kadar sorunsuz ulaşmalarını ve içeri rahatça girmelerini sağlıyordu.
Arkın ve arkadaşları sorunsuz bir şekilde depolara ulaştılar, yüklerini aldıktan sonra da yine sorunsuz bir şekilde Re-gaya’dan çıkıp kendi bölgelerine geçmeyi başardılar. Çocukların sağ salim geri gelmesi herkes derin bir nefes aldırdığı gibi, sinyallerin güvenli bir yerden geliyor olduğunun doğrulanması da moralleri yeniden yükseltti.
“Profesörün yaşadığını ve sinyal yollamanın bir yolunu bulduğunu varsayabiliriz!” dedi Agora, Bengi Kağan’a.
“Umarım kızım da yanındadır!” diyerek ağlamaya başladı Bengi Kağan, nihayet hayatta olduklarına dair elle tutulur bir delili vardı artık .
İşler yine eskisi gibi işlemeye başlayınca yapılan toplantı ile ara verilen ve ertelenen tüm operasyonlar yeniden aktif hale getirildi. Ülkede yeniden başlayan asi hareketleri profesörü transfer etmek için belirlediği dört adayı, klonlamaya hazırlanan Albız Yeki’nin de kulağına geldi elbette. Profesör elindeyken bilmemeleri gereken bu bilgilere asiler nasıl ulaşıyor olabilirlerdi? Hain planını uygulamadan önce Ertim beyi gizledikleri alana uğramamaya kararlı olan Albız, merakını yenemediği için haftalar sonra yeniden onun yanına gitti.
“Beni unuttuğunu sanmıştım!” dedi profesör yeniden onu görünce, buraya kapatıldığından beri neredeyse hiç bir şey yapmamıştı.
“Yakında bu oyun sona erecek sersem herif!” diye hırladı Albız, “Söylesene kızına biraz işkence yapmam seni rahatsız eder mi?”
“Anne ve babası yanında olmayan bir çocuğa ne gerekçe ile işkence edeceksin?”
“Çocuk mu? Kızın bir yetişkin Ertim, uyan artık!”
“Kızım nerede Albız?” dedi profesör, Tansu’nun Albız’ın elinde olmadığından neredeyse emindi.
“Kızın güvende ama şimdilik! Ona projeden bahsetmiş ya da ona bir şeyler öğretmiş olabilir misin?”
“Bir şeyler öğretmek mi? Laboratuvara bile başlamadan okuyan bir çocuğa bunu nasıl yapabilirim söyler misin?”
“Bilemiyorum profesör, bu ülkenin dahi çocuğu sensin, eminim onun da bir yolunu bulmuşsundur!”
“Neden soruyorsun Albız? Kızımda bir ışık mı gördün yoksa, benim yerime mi kullanacaksın onu? Emin ol başarılı olamazsın!”
“Senin kadar akıllıysa biraz destekle projeyi baştan yapabilir öyle değil mi? Seni kandırdığımız gibi onu da kandırabiliriz. Bunca yıl bizim için çalışmadın mı?”
“Benim geldiğim noktaya gelebilmesi için epeyce beklemen gerekecek dostum!” diyerek güldü profesör, “Bunca zaman sonra bu soruyu sormak için buraya geldiysen bir şeyler olmuş olmalı?” dedi sonra onun ağzından bir şeyler alabilmek için.
“Sadece bu taraftan geçiyordum!” dedi Albız ve “Yakında görüşeceğiz!” diyerek dönüp gitti yine. Albızın çipini takibe almayı başaran Tansu, ertesi gün raporları incelerken fark etti aradaki yarım saatlik boşluğu. Yarım saat boyunca Albız Yeki’nin bilek çipinden sinyal alınamamıştı. Bunun bir arıza olup olmadığını anlamak için daha önce benzer şeyler olmuş mu diye baktı. Görünüşe göre haftalar önce Albız’ın bilek çipi defalarca kesintiye uğramıştı. Garip olan hepsinin Albız aynı koordinatlardayken yaşanmasıydı.
“Orada bir tecrit alanı olmalı!” dedi Ava.
“Evet ama içeride kim var?”
“Bunu asilere söyleyebiliriz!”
“İlgilerini çeker mi bilmem ama söyleyelim!” dedi Tansu, “Annemi burada tutuyor olabilir mi?”
Bengi Kağan’ın yok edilişi ile ilgili haberlerden ona hiç bahsetmeyen Ava sessiz kaldı bu sözlere ve bilgiyi sinyallere çevirip göndermek için panelde çalışmaya başladı.
“Onların yaşadıklarını düşünüyor musun?” dedi Tansu yorgun bir sesle, “Çoğu gece rüyamda görmeye devam ediyorum. Gerçekten burası olmasa düşünmekten kafayı yerim herhalde!” diye mırıldandı sonra.
“Ben sadece bir robotum!” dedi Ava, “Senin gibi hislerim yok ama umarım ikisi de hayattadır!”
Tecrit alanının bilgisi asilerin iletişim grubuna ulaşınca, düzenleyip, Agora’ya getirdiler.
“Profesör buraya mı bakmamızı istiyor?” dedi yardımcılarından biri. Sinyalde Albız Yeki’nin sürekli bu alana girip çıktığı bilgisi de verilmişti.
“Gizli bir şeyler yapıyor olmalı!”
“Bir kez daha vakfa girmek için yeterli bilgi olduğunu düşünmüyorum!” dedi Agora, “Bilgiyi gönderen profesör bile olsa belli ki o da bilmiyor, yoksa neden bu alanı bize yolladığını da açıklardı değil mi?”
Diğerleri onun düşüncesini onayladılar, “Belli ki şimdilik farkında olmamızı istiyor!” diyerek bu konuda harekete geçmeyi gerektirecek bir şey olmadığına karar verdiler.
Albız Yeki seçilen adayların tüm taramalarının yeniden yapılması sona erdikten sonra kopyaları üretilmesi için onları merkeze yolladı. Klonlanma tamamlandıktan sonra asıllar yok edilecekti. Zavallı adamlar ne için elitlerin bölgesine getirildiklerini bilmiyorlardı. Dışarıda yaşadıkları yerlerden sonra gördükleri onları o kadar şaşırtıyordu ki, başlarına kötü bir şey geleceği akıllarına bile gelmiyordu. Onlara bu alanda görevlendirilmek üzere seçildikleri söylenmişti. Kopyalar hazır olmak üzere olduğundan artık profesörün transferi başlatılabilirdi. Albız’ın adamları onu tecrit alanından almaya geldiklerinde yok edilmeye götürüldüğünü sanan profesör, başına geçirilen ve nereye gittiğini görmesini engellenen maske çıkarılınca transfer merkezine geldiğini gördü hayretle.
“Beni klonlayacak mısın?” dedi karşısında sırıtarak duran Albız’a, “Şaka yapıyorsun herhalde, herkese öldüğümü söyledin!”
“Artık birlikte çalışmıyoruz profesör, sana hesap verecek değilim!” dedi Albız ve adamlara onu cihaza bağlamaları için işaret etti.
Tansu üniteye gitmek için çıktığında Ava’da perdenin arkasında onu beklediği için transfer merkezi kameralarındaki görüntüleri henüz ikisi de görmemişti. Ertim beyin sistemlerinin erişebildiği kameralardan ikisi transfer merkezine aitti. O merkezdeki tüm sistemleri kendi kurduğu için kameralara ulaşmayı da kolaylıkla sağlamıştı.
(devam edecek)