“Umarım yaşıyordur!” dedi Bengi Kağan, “Kızım ve ondan bir haber almak için her şeyi yapabilirim. Söyleyin size bir faydam olabilir mi?”
“Arkadaşlarım sizinle vakıf yapısı ve işleyiş konusunda konuşacaklar, elimizdeki bilgilerin ne kadar güncel olduğunu sizin anlattıkalarınızla anlayacağız!” dedi Agora Adal.
“Tamam ne zaman isterseniz!” dedi Bengi Kağan kalkarken, “Lütfen onlardan bir haber alırsanız, ne olursa olsun benimle paylaşın!”
“Elbette, merak etmeyin!”
Bengi Kağan’dan bilgilerin güncelliğini kontrol etmek için bilgiler sorgularken, henüz haberleri olmayan belirli depoların yerlerini de öğrenmişlerdi. Bengi Kağan’da, kocası gibi Albız Yeki’ye yakın çalışıyordu ve Vakfın bir çok depo ve içerik bilgisine sahipti. Asiler ihtiyaçları olan bir çok şeyi elitlerin depolarından karşılıyorlardı. Halkın zaten durumu berbatken, hiç bir asi, üniteleri soyarak içindekileri almaya çalışmıyordu.
Halk arasında asilerin varlığının farkında olan neredeyse yok gibiydi. Onlar kendilerine verilenler ve zihinlerine yüklenenler dışında bir şeyle ilgilenmiyor, ilgilenemiyorlardı. Komite tüm halkları topluca bir anda yok edebilecekken, onlara bir süre daha yaşam hakkı vererek, kalacak elitlerin aynı şeylerin onların da başlarına geleceğine inanmalarını istemiyorlardı. Üreyemeyen ve sürekli eksilen halklar eninde sonunda kendiliğinden silinip gidecekti. Ne elitler, ne de onlar bunun farkında bile değildi. Farkında olacak olsalar bile ellerindeki imkanları kaybetmek ya da halkla paylaşmak istemeyecek çoğunlukta olduklarından bir şey değişmeyecekti. Halk deyince onlar kendilerini anlıyorlardı. Kendi yaşam alanları dışındakilerin durumlarına göre hak ettikleri yaşamları sürdüğü kanısındaydılar. Tarih boyunca her toplumda aydın veya aristokrat (soylu/ayrıcalıklı) bir kesim olurdu. Toplumu ileriye taşıyanlar da daima onlardı. Faydasız bireylere devletlerin sınırlı kaynaklarını harcamak geleceğe yapılacak akıllı bir yatırım değildi. Onlara verilen olanaklara olan bağımlılıklarının onları birer köle yaptığının farkında bile değillerdi. Hepsi sistemin kontrolünde, en az dışarıdaki halk kadar düşünme özgürlüklerinden yoksunlardı. Düşünemeyen varlıkların seçme ve yaşama özgürlükleri olduğundan bahsetmek mümkün bile değildi.
Tüm toplumlardaki tek suçlular asilerdi. Onlar dışındaki hiç kimse toplumun huzurunu ve düzenini bozacak davranışlar içine girmiyordu. Giremiyordu çünkü zihinleri kendilerine ait bile değildi.
Tansu babasının kayıtlarından yaşadıkları hayatlarla ilgili gerçekleri duydukça şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemiyordu. Koskoca toplumda bütün bunlardan haberdar olma ayrıcalığına sahip tek kişinin kızı olduğu halde, başlarına bu kötü olaylar gelene kadar onun da hiç bir şeyden haberi yoktu. Bütün arkadaşları ile birlikte ülkelerine hizmet etmek üzere çok iyi ve üst düzey bir eğitime tabi tutulduklarına inandırılmışlardı. Dışarıda yok olmaya zorlanan ve neredeyse zombilere dönüşmüş bir insan kitlesi olduğundan habersiz, onları ve dünyayı kurtarmak için olanca güçleri ile çalışmaya yemin edip durmuşlardı. Tüm yapılanların ve çabaların, kendilerine Re-gaya dışında cenneti andıran bir yaşam kurmuş olanların sürekliliği ve refahı için olduğundan haberleri bile yoktu. Dışarıdakiler gibi onlarında zihinleri ve algıları sürekli kontrol altında tutulduğundan olmayacaktı da. Eski arkadaşlarından birine burada öğrendiklerini anlatacak olsa onun delirdiğini ya da hain olduğunu düşünürlerdi. Düzen bozucu davranışlar asla hoşgörü ile karşılanmazdı, ki sistemi eleştirerek, mevcut huzuru bozmaya çalışmak en büyük suçlardan biriydi. Birliğe asla karşı gelinmemesi gerekiyordu, herkes bütünün parçasıydı ve bir arada güçlülerdi.
“Bu kadar doğru görünen söylemlerle bizi ikna edip, sonra da akıllarımızla oynayarak bize istediklerini yaptırdıklarına inanamıyorum!” dedi Tansu, kayıtları neredeyse on beş gündür dinliyorlardı. Bu arada gizli odadaki cihazları Ava’nın da yardımı ile yavaş yavaş kavramaya başlamıştı.
“Senin zihninle sistem hiç bir zaman oynayamamış, kendini onlardan ayrı tut! Sadece baban zamanı gelince kullanman için bilinçaltına bilgiler yüklemiş!” diye yanıtladı Ava.
“Ne fark eder ki? Ben de algımla oynanmasa bile onlar gibi davranıp, onlar gibi düşünüyordum!”
“Herkesin aynı şeylere inanıp, aynı davrandığı bir toplulukta bir şeyleri sorgulamıyor olduğun için seni kim suçlayabilir ki? Sen annen ve baban tarafından, hükümetin ve sistemin tarafından onaylanan bir sürecin içinde kendini güvende ve güçlü hissediyordun. İşe yarar biri olacaktın, ki olacaksın hatta oluyorsun!”
“Babam gibi olmadığımı gösterir bu! O da aynı sistemin içindeydi ama kendi başına uyanabildi!”
“Hayır, baban ondan istenilen sistemlerin kullanım alanlarını fark ettikçe uyanmış olmalı! Aksi durumda o da senin gibi devam ederdi! Ayrıca babanın veya senin şimdi sahip olduğun koşullara sahip olmayan biri, tek başına ne yapabilir ki? Uyanış sadece işkenceye dönüşecektir, kurtuluş yolu olmayan bir cehennemde ne yapabilirsin? Uyandım desen anında seni yok ederler!”
“Etmişlerde, iki binli yıllar gerçekten her anlamda toplum yeniden şekillendirilmeye başlamış baksana! Önce ötekileştirip sonra öteki diyerek yok etmişler.”
“Üstelik şimdiki teknolojinin binde biri ellerindeyken! Herkesi ikna edebilmişler! Toplumlar, insanlar, hatta insanın kendi kendine yaptığı savaşlar hiç bir zaman kazanılmamış aslında, hep kaybedilmiş, herkes tarafından. Bir savaşın tarafı olmaya ikna olmak, yaşanan bir işgale karşı savunma değilse yani, gerçekten anlaşılır bir karar değil!”
“En azından şimdi savaşlar yok!”
“Gerek kalmamış da ondan!”
Albız Yeki, Başkan’la yaptığı son görüşmenin ardından, dışarıda yaşayan halkın içinden Ertim Kağan’ı klonlamak için uygun bir aday olup olmadığının araştırılması için girişimlerde bulunmuştu. Tabi kimseye bulacakları kişinin ne işe yarayacağından bahsetmemiş, sadece uygulanacak yeni bir teknoloji için, hızlı düşünebilen, çabuk öğrenen, ellili yaşlarında, erkek, nörolojik veya psikolojik bir problemi veya soy hastalığı olmayan birine ihtiyaçları vardı. Sözde yapılan çalışmalar insan beynini doğuştan gelen halinden on kat daha iyi çalıştıracak bir solüsyon üzerineydi. Bu solüsyon başarıya ulaşırsa o zaman Türk halkı diğer tüm halklardan daha üstün zekalı ve başarılı olacak, komitenin sağladığı bütün ayrıcalıkları alabileceği gibi, komite kararlarında da hatırı sayılır bir güç kazanacaktı.
Kurulan yeni bir ekiple, bu özelliklere uygun adaylar taranmaya başladı. Halkın Bengi Kağan’ı unutması için de yeni bir gündem oluşturulmuş, komitenin sağlayacağı yeni ayrıcalıklar, halka faydaları, vakıf bünyesindeki yeni buluşlar ve dış dünyanın artık daha hızlı onarıldığına dair bir çok haber üst üste hem iç, hem de dış ekranlara verilmeye başlandı. Halkın zihnindeki tüm sorguların silinmesi sadece yirmi dört saat sürüyordu. Bu yayınların başlamasından yirmi dört saat sonra kimse Bengi Kağan’a ne olduğunu sormadı bile.
Albız Yeki, profesörü tehdit ederek bir yere varamayacağını anladığı için kendi kafasındaki işlere odaklanmış, ziyaretlerine son vermişti. Adaylar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyordu. Başkan’dan son onayı alıp, transferi gerçekleştirdikten sonra ortaya çıkacak sonuçların başarısını görmek için de bir süre beklemeleri gerekecekti. Başarılı sonuç aldıkları en az bir aday olduktan sonra profesörü de boşu boşuna yaşatmanın bir anlamı yoktu. Başarılı olan adaya gerekirse projeyi baştan düzenletebilirdi. Bir kere başarılmış bir işin tekrar edilmesi ilki kadar uzun zaman almayacaktı. Eğer istedikleri sonuçları alırlarsa, Başkan ve o yorgunluklarını bahane ederek görev devri talep edecekler ve komitenin söz verdiği gibi dışarıdaki cennette kendi aileleri ile harika bir hayata kavuşacaklardı. Albız’ın zaten bir ailesi yoktu, o her şeyi sadece kendi için istiyordu. Çocuk kanları ve omurilik sıvıları sayesinde neredeyse ölümsüz ve harika bir hayat onları bekliyordu. Bu hayata geçiş biletleri olan bitki ortaya çıktıktan sonra da artık bu yeni yaşamı riske atacak hiç bir durum yaşanmayacaktı.
(devam edecek)