Tansu geceden beri uyuduğu için gözlerini açtığından iyice sersemlemiş durumdaydı.
“Ava?” dedi inler gibi “Söylesene zaman ne oldu?”
“Üniteye gitmelisin!” dedi Ava onun sesini duyunca hemen yanına gelerek, “İnsanlar çoktan sıraya gittiler!”
“İnan her yanım ağrıyor!”
“Çok zor günler geçiriyorsun, bedenin kendini bırakmak istiyor. Güzel dinlendin ama şimdi üniteye gitmelisin, yoksa buraya gelirler kontrol için biliyorsun!”
“O iğrenç şeyler için bu eziyete değeceğini hiç sanmıyorum ama tamam!” diyerek toparlandı Tansu.
“Atıştırmalıkları yerken hiç öyle söylemiyordun!” dedi Ava da gülerek.
Sentetik deri ile kaplı ve insan görünümlü olduğu için bir insanın yapabildiği hemen tüm mimiklere sahip bir robottu Ava ama yine de göz bebekleri onun bir robot olduğunu ele veriyordu dikkatli bakınca. Tabi beden ısısı da olmadığı için kamera ve ısı sensörleri (tespit edici) onu insanlardan ayırt edebiliyordu kolayca.
Tansu’nun yüzünü saklayabilmesi için başlıklı pelerinini giymesine yardım ederken ona bulduğu çiplerden bahsetti, geri geldiğinde onlar hakkında konuşabilirlerdi. İkisi de Tansu’nun bir ayağının aksamasına alışamadıkları için Ava her seferinde kalkarken düşeceğini sanıp yardım etmeye çalışıyordu. Tansu’da birden kalktığı için gerçekten düşecek gibi oluyordu.
Ayrıca aksayan bu ayak hızlı hareket etmesini de engellediği için hiç hoşlanmıyordu.
“Güvenliğin için gerekli görmese baban bu karakteri seçmezdi!” dedi Ava ve tedirgin bir şekilde o kapıdan çıkınca perdenin arkasından izledi gözden kaybolana kadar. Bebekliğinden beri ailesiyle olduğu zamanlar hariç ondan hiç ayrılmamıştı. Şimdi o olmadan dışarı çıkıyor olması yüzünden gelene kadar perdenin arkasında harekete geçmeye hazır halde bekliyordu. Tansu bir kez daha içinde hemen hemen aynı şeylerin olduğu yiyecek paketi ile geri geldi. Bu sefer paketin içinden bir paket solmuş çorap da çıkmıştı.
“A hediye bile koymuşlar bak!” dedi solmuş çorabı iğrenç bir şeymiş gibi iki parmağı ile kaldırarak.
“Buradaki insanların yaşam şartları gerçekten çok berbatmış!” dedi Ava. “Elitlerin hiç biri bunları bilmiyor!”
“Bilseler bir şey yaparlar mı sence?” dedi Tansu, hâlâ uyuşukluğu üzerinden atamamıştı.
“Sen yapmak isterdin!” dedi Ava “Ve annen de yapmak isterdi!”
“Babam biliyormuş!” dedi Tansu, “Onları o kadar çok özledim ki, burada ne kadar yaşamamız gerek bilmiyorum!”
“Sen yemeğini yerken ben de sana bulduğum çiplerden öğrendiklerimi aktarayım!” dedi Ava ve bakışlarını dümdüz karşıya odaklayarak, yüklediği kayıtlardan parçalar çalmaya başladı.
Bu kayıtların büyük bir kısmı Ertim beyin sesinden kaydedilmişti. Bir kısmı da bir yapay zeka tarafından seslendirilmiş gibi duruyordu. Tansu ve Ava’nın tüm çipleri yükleyip dinlemeleri için haftalar gerekti. Ava Ertim beyin sıralamasını bozmadan çalmak için kendi indeksini (sıralama) tutmaya başlamıştı.
Ekranlardan kesintisiz yayın ve ses yükselirken uzun kayıtlara odaklanmak Tansu için zor olsa da babasının söylediği önemli şeyleri anlamak zorundaydı. O da annesi gibi babasının başından beri asilerle iş birliği içinde olmasına çok şaşkındı. Buraya gelirken babasını öldürdükleri için nefret ettiği asilerin içerideki en büyük destekçisi, bu kayıtlardan dinlediğine göre asilerdi. Yine annesi gibi asiler babasını öldürmüş olamaz diye düşünüyordu. O halde başka bir kuvvet onu ortadan kaldırmak istemiş, suçu da asilerin üzerine atmıştı.
“Sence babam asilere yardım ederken yakalandı mı?” dedi endişeyle
“Öyle olsa neden annene yaptıkları gibi onu hain ilan ederek, göz önünde yok ederlerdi!”
“Ne oldu o zaman?” diye inledi Tansu, “Bu kayıtlarda babama ne olduğunu öğrenebilecek miyiz?”
“Bilmiyorum ama dinlemeye devam etmek zorundayız. Baban gerçekten yıllarca bu günlere hazırlanmış gibi görünüyor. Kayıtların bazıları sen çok küçükken doldurulmuş.”
Tansu günün yarısını uyuyarak geçirdiği için gece geç zamana kadar paketten çıkan cipsleri yemeye devam ederek Ava’nın çaldığı kayıtları dinlemeye devam etti. İnsanların içinde robot parçacıklar olan bu atıştırmalıklara bağımlı olmaları için özel bir iyot alaşımı kullanılıyordu. Bu alaşım sayesinde hem yedikçe yemek isteniyor, hem de bittiğinde yenilerini alma ihtiyacı doğuyordu. Böylece insanlar bedenlerindeki robot parçacıklardan hiç kurtulamadan daha fazlası yükleniyorlar, sonunda kanda oluşan zehirlenme yüzünden erkenden ölüyorlardı. Hem nüfus azaltan, hem de halkı kontrol etmeyi sağlayan bu atıştırmalıklar komitenin kendi bünyesinde ürettirip tüm ülkelere yolladığı tek gıdaydı. Her yaştan insan bu atıştırmalıkları bayılarak yiyordu.
Tansu bulamaçları yemeye dirense bile Ava sadece atıştırmalıklarla sağlıklı olamayacağını söyleyerek onu zorlamaya devam ediyordu. İlk bir haftanın sonunda dinledikleri ile şaşkınlıkları iyice artmıştı. Geldikleri evin yatak odasındaki dolabın içinde, kendi evlerinde olduğu gibi gizli bir kapı vardı. Ancak bu kapı, evlerindeki gibi dehlizlere değil, başka bir odaya açılıyordu.
Ava ve Tansu, kayıtlarda duyduktan sonra hemen ara verip, yatak odasına gitmişler, evde olduğu gibi Ava’nın kayıtlarından kendiliğinden ortaya çıkan şifreyle kapıyı açabilmişlerdi. Bu özel ve gizli oda, Ertim Beyin laboratuvarındaki hemen her şeyi barındırmakla beraber, bir çok uydu aracılığı ile geniş bir alanı tarayan haritalama ve görüntüleme sistemlerine sahipti. Buradan Tansu’nun sandığı gibi kurtulup gitmeyecekler, aksine kalarak babasının yerine geçeceklerdi.
“İnanamıyorum!” dedi Tansu şaşkınlıkla, “Babam tüm bunları mı idare ediyormuş?”
“Öyle görünüyor!” dedi Ava, “Buradaki her şeye hakim olman için bu kayıtları bir an önce dinlemek zorundayız. Baban bu işi sana devrettiğine ve nerede olduğu belli olmadığına göre, asiler şu an babanın sağladığı her şeyden mahrum durumdular!”
“Haklısın!” dedi Tansu şaşkınlıkla, “O kadar haklısın ki, bence bir günde dinlediğimiz kayıt sayısını artırmalıyız. Belki onlarla bağlantıya geçmenin bir yolu varsa babama ve anneme ne olduğunu öğrenebiliriz!”
Agora Adal’dan umut verici bir şeyler duymayı bekleyen Bengi Kağan, aldığı cevap yüzünden hayal kırıklığına uğramıştı.
“Tüm becerimiz ve imkanlarımıza rağmen, Re-gaya içinde her yere ulaşmamız maalesef henüz mümkün değil. Artık kocanızla da bağlantı kuramadığımız için risk çok fazla. Bilgi akışı düzelmezse, korkarım etkimiz de giderek azalacak!”
“İçerideki tek adamınız kocam mıydı?” dedi Bengi Kağan iyice üzülerek.
“Hayır ama onun kadar etkili, yetkili ve bilgili bir adamımız daha ne yazık ki yok. Kocanız bu ülkenin yatırım yapmayı seçtiği tek adamdı. Onun ortadan kaybolması sadece bizi değil, ülkeyi de zora sokacak!”
“Peki vakıf ve Başkan buna neden izin verdiler, bu kadar öngörüsüz olabilirler mi?”
“Hayır elbette değiller ama onlar da komitenin adamları! Komite hiç bir ülkenin güçlenmesini istemiyor! Sizce onca elitin içinde bir tek kocanız mı bu bilgilerle donatılmaya değerdi. Çocuklarınıza verilen eğitimlerin bir gün hepsini profesör yapmaya yeteceğini mi sanıyorsunuz?”
“Ne peki?” dedi Bengi Kağan hayretle, “Kocam gibi olmayacaklarsa ne olacaklar?”
“Sistemin kölesi! Onların amaçlarına hizmet edecekler, kendi başlarına bir irade kullanmaları söz konusu olamayacak. Ertim Kağan’a sağlanan en büyük avantaj kendi iradesi ile hareket etme özgürlüğüne sahip oluşuydu ve şimdi onu ortadan kaybettiklerine göre buna pişman olmuş olabilirler!”
“Yani siz kocamın sizle iş birliği yaptığı fark edildiği için hükümet güçleri tarafından yok edildiğini mi söylemeye çalışıyorsunuz!”
“Yok edilip edilmediğini bilemeyiz, bize ulaşmasını engellemek için onu gizlemek istemiş de olabilirler, kendileri de onun ellerindeki en büyük koz olduğunun farkındalar. Albız Yeki ona tüm bu ayrıcalıkları sağlamasaydı, o da diğerleri gibi bir köle olacaktı.”
(devam edecek)