Kurtuluşa giden yol – Bölüm 16

Bilgileri, tecrübeleri ve zihni tamamen transfer edilen Albız Yeki, “Karını kurtarmadın ne yazık ki?” dedi alaycı tonlamasıyla, “Sıra kime geldi dersin?”

“Ne yapacaksın kızımı da hainlerle iş birliği yapmakla mı suçlayacaksın? Bunu karımla birlikte yapabilirdin değil mi?”

Tansu’yu henüz bulamamış da olsalar bunu profesöre hissettirmemeleri gerektiği için “Onu benim hayal gücüme bırak! Gördüğün gibi söylediğim şeyi yapıyorum. Kızını kurtarmak istiyorsan şimdi bana o proje dosyalarının nerede olduğunu söyleyeceksin?” dedi.

Ne olursa olsun, plana devam etmek zorunda olduğunu düşünen Ertim Kağan, kızının Ava yardımıyla, karısının da asiler yardımıyla kurtarılmış olduklarına kendini ikna etti.

“Albız! Bazen gerçekten komik oluyorsun! Kapalı olduğum bu yerden bile hiç bir şeyi başaramadığını ve yalan söylediğini biliyorum!” dedi gülerek.

“Sen gerçekten aklını kaçırmaya başladın bence!” dedi Albız özgüvenini hiç kaybetmeden. Klon Albız’ın sinirleri yok edilen Albız’ın sinirlerinden çok daha sağlam ve yıpranmamış durumdaydı ama Tansu’nun ortadan kaybolduğunu ve eski Albız’ın herkese onu sakladığını söylediğini elbette biliyordu.

“Biliyor musun Ertim bazen senin de asilerle iş birliği yaptığını düşünüyorum! Öyle olmasan projeyi bizden saklamak için bu kadar uğraşmazdın değil mi?”

“İspatlayamayacağın şeyler söyleyip, beni manipüle etmeye çalışma Albız!” dedi Ertim Kağan, “Beni yok etmekle mi tehdit edeceksin? Ben zaten ölüyüm öyle değil mi? O proje dosyalarını size asla vermeyeceğim! O yüzden beni boşuna yaşatıyorsun inan bana!”

“Fazla sürmeyecek!” dedi Albız.

Klon Başkan komite ile görüşmesinden geri geldiğinde, hemen onun yanına gidip bu işin altından kalkmak için Ertim Kağan’ın transfer edilmesini istediğini söyledi.

“Onu klonlayamayız biliyorsun, halka öldüğünü söyledik!” dedi Başkan.

“Söylediğim bu değil, onu olmayan birine transfer edeceğiz! Bilinmeyen, tanınmayan bir klona belki!”

“Neden?”

“Onun gibi yetişmiş başka bir profesörümüz olmadığını biliyorsun. Bu beyni çöpe atarsak, komitenin elinden başka ayrıcalıklar almak için şansımız olmayacak! Ayrıca onu transfer edersek belki projeyi zihninden almanın bir yolunu bulabiliriz!”

Başkan sessizce Albız’ın yüzüne baktı bir süre, onu tanınmayan bir klona transfer etmek mantıklıydı. Bunun için halktan birini kullanabilirlerdi. Kendinden klonlanmamış birine transfer her zaman başarılı sonuçlar vermiyordu ama denemeye değerdi. Profesörün yarı bilgisine sahip biri bile olsa, Albız’ın dediği gibi komitenin gözüne girecek başarılar kazanmaya yeterli olabilirdi. Ayrıca başka klona transfer Profesörün irade gücünü de kırabilirdi. Klonlanan kişinin karakteri ile profesörün karakteri birbirine geçecekti.

Başkan’ın sessizliğinden onun söylediklerine ikna olduğunu anlayan Albız, “Onun profesörün yetiştirdiği asistanı olduğunu söyleriz ve bunu gizli tuttuğunu! Herkes kendi faydalarına çalışacak yeni birinin geldiğini duyunca sorgulamadan kabul eder! Komite bile!”

Komite bu tür çapraz transferlere pek sıcak bakmazdı ama Ertim Kağan’ın çoktan öldürülüp, bedeninin yok edildiğini duyurdukları için klonu ve transferi akıllarına getirmeyebilirlerdi. Zaten komite, ülkelerin ellerindeki kozları küçülterek onları daha fazla kontrol etmeyi istiyordu ve Ertim Kağan’ın transfere fırsat bulunamadan öldürülmesi işlerine gelmişti. Böylece Türkiye’nin elinde ayrıcalık talep edecek fazla kozu kalmamıştı.

“Peki bu transferi kime yaptırmayı planlıyorsun?” diye sordu Başkan, bu işe karışacak herkes suç ortağı olacak ve potansiyel risk haline gelecekti.

“Ben yaparım!” dedi Albız

“Peki bu iş iyi sonuç vermezse ne olacak? O zaman profesörü tamamen kaybetmiş olacağız ve projeye ulaşma şansımız sonsuza kadar ortadan kalkacak! Zaten yeterince oyalandık!”

“Biliyorum!” dedi Albız sıkıntıyla “Ama ben zaten bu haldeyken onu konuşturabileceğimizi hiç sanmıyorum!”

“Buna karar vermek için daha çok düşünmeliyiz!” dedi Başkan ve bir toplantısı olduğunu söyleyerek Albız’ı odada bırakıp çıktı.

Önerdiği çözüm riskliydi her açıdan kendisi de biliyordu. Transfer kişi hayattayken yapılmak zorundaydı, yani profesörü yok etmeden önce klonda başarı elde edip etmediklerini kontrol edebilirlerdi. Eğer sonuç olumsuz olursa profesör hâlâ hayattayken klonu yok ederlerdi. Bunu başkanla görüşürken akıl etmediğine canı sıkıldı ve daha sonra söylemeye karar verip, diğer işleri ile ilgilenmek için oradan ayrıldı.

Bengi Kağan’ın dinlenmesi ve duyduklarını hazmetmesi için Adora Adal rahatsız edilmemesini istemişti. Kontroller için doktor ve ihtiyaçlarını karşılamak için servis yapanlar dışında kimse odasına girmeyecekti.

Bengi Kağan düşündükçe kocasının yıllardır ondan saklamış olduklarına inanamıyordu. Ona hükümet ve komite ile iş birliği yaptığı için o kadar kızıyordu ki, aklına asilere destek olup da bunu sakladığı hiç gelmemişti. Onca teknolojinin asilerin eline nasıl geçtiğini anlamak da hiç zor değildi böylece. Hepsini profesör yapmıştı. Ona tüm hayatları boyunca yalan söylediği için kızsın mı yoksa tüm bunları başardığı için gurur mu duysun bilemiyordu. Peki ya Tansu’ya ne olacaktı, bu kadar şeyi hesapladığına göre ikisinin de canını verecek kadar çok sevdikleri ve güvende olması için her şeye katlandıkları kızları için de bir planı olmalıydı. Onun bilinç altına yıllardan beri kodlamakla uğraştığı şeylerin ayrıntılarından hiç bahsetmemişti. Çok ıstar ettiğinde ileride onun yerine geçtiğinde her şeyi öğrenmek ve kavramak için yıllar kaybetmesini istemediği için bir çeşit transfer yaptığını söylüyordu. Bengi Kağan bunların mesleki bilgiler olduğunu düşünmüştü hep, Tansu babası gibi bilime meraklı, çok zeki bir kızdı. Eğitim hayatı boyunca da daima herkesin önündeydi. Herkes onun babasının yerine geçecek en iyi aday olduğundan emindi. Bilinçaltına doldurulan onca bilginin de bunda etkisi büyüktü muhakkak. Ertim Kağan her buluşunu vakıfla paylaşmıyor bazılarını sadece kendi güvenlikleri ve iyilikleri için kullanmayı yeğliyordu. Onun seviyesinde yetki ve bilgi sahibi başka biri daha olmadığından yaptıklarını denetleyecek veya sorgulayacak düzeyde biri daha yoktu.

Albız Yeki’de bu noktaya onu tek tabanca yapmakla geldiklerinin farkındaydı, belki de bu transfer işini bir değil iki kişiye birden yapmaları daha doğru olabilirdi bu yüzden. Hem birinde başarılı olmazlarsa, belki diğerinde olabilirlerdi. İkisinde birden başarılı olduklarında ise, birbirlerini denetlemelerini sağlayabilirlerdi. Halkın içinden gelecek birine ait bir klon, profesörün sahip olduğu etik değerlere sahip olmayacağı gibi daha transfer yapılmadan önce kanlarına karıştırılacak robot parçacıklarla idare ve kontrol edilmeleri çok daha kolay olacaktı. Kafasındaki plan genişledikçe Albız Yeki’nin yüzüne yayılan gülümseme de büyüyordu. Böyle bir çözüm bulduğu için kendisi ile ne kadar gurur duysa azdı.

Bengi Kağan düşüncelere dalmış bir şekilde kaldığı odada düşünürken ani bir aydınlanma ile dışarı çıktı. Odasının bulunduğu koridor geniş bir salona açılıyordu. Salona girince herkes başını çevirdi ve gülümseyerek ona bakmaya başladı. Başarılı operasyonun kahramanı, profesörün değerli eşiyle herkes tanışmak istiyordu. Kalkıp onun yanına gelmeye başladılar ve teker teker isimlerini söylediler.

“Hepinizle tanıştığıma çok memnun oldum!” dedi Bengi Kaşan şaşkınlığını gizlemeyerek, “Benim Agora Adal ile konuşmam gerekiyor!”

İçlerinden biri hemen onu alıp, Agora Adal’ın çalışma odasına götürdü. Elbetteki buradaki hayatlar ve mekanlar Re-gaya elitlerinin yaşadığı gibi değildi ama yine de oldukça konforlu ve sade bir şekilde düzenlenmişti.

“Hoş geldiniz buyurun!” dedi Agora Adal onu görünce.

“Bakın bilmek istiyorum!” diyerek asilerin başkanının karşısındaki eski koltuğa oturdu, “Kocamı siz öldürmediğinize göre ona ne oldu? Nerede olduğunu biliyor musunuz? Öldü mü gerçekten?”

Agora Adal derin bir iç çektikten sonra “Maalesef bunu bizde bilmiyoruz bayan Kağan ama öğrenmek için elimizden geleni yapıyoruz!” dedi.

(devam edecek)

Yorum bırakın