Kurtuluşa giden yol – Bölüm 15

Albız ve Başkan olanları aynı anda haber aldılar. Albız Bengi Kağan’ın vakfın en güvenli alanından kaçırıldığını duyunca kendine hakim olamayarak kahkaha atmaya başladı. Artık sinirleri iyice bozulduğu ve kendisinin sonunun geldiğini çoktan bildiği için gülmekten başka elinden bir şey gelmiyordu. O sırada Başkan, iletişim aygıtına bağlanınca gülmesini kontrol etmeye çalışmadı.

“Ne saçmalıyorsun sen?” diye gürledi Başkan.

“Artık aynı gemideyiz Alar!” dedi kahkaha atmaya devam ederek.

“Adımı mı söyledin sen benim?” dedi Başkan daha da sert bir sesle.

“İkimizin de sonu geldi Alar, sen hiyerarşi derdinde misin gerçekten?”

“Bana bunun nasıl olduğunu açıkla Albız! Bunu Küresel Komiteye nasıl açıklayacağımız hakkında bir fikrin var mı? Ya halka ne diyeceğiz!”

“O kadının bir hain olduğunu söylemedik mi, hain olduğu için önceden asilere gerekli bilgileri vermiş olabilir değil mi? Ancak bu ikimizin başına gelecekleri değiştirmiyor! O yüzden sen olanı olduğu gibi anlat gitsin, yerimize gelecek klonlar düşünsün gerisini!” dedi ve ülke tarihinde görülmemiş bir şey yaptı ve Başkanın yüzüne telefonu kapatıverdi.

Başkan’ın gönderdiği özel kuvvetlerin onu çalışma odasından alması on dakika bile sürmedi.

Alarmlar çalmaya başladığından Ertim bey Agora’nın karısını kurtarmak için geldiğini anladığı için derin bir oh çekti. Hepsinin kurtulduklarından emin olmak için yok ediş saatinden önce yapılan açıklamaları dinlemesi yeterliydi. Albız Yeki tutuklandığı için profesörün yayınını kesmek kimsenin aklına gelmedi. Herkes olanların şokunu yaşıyordu. Asilerin bu kadar güvenli bir yere girmiş olmaları elitlerin can güvenlikleri kalmadığını düşünmelerine yol açmıştı. Kolayca gelip hepsini alt edebilirlerdi.

Küresel Komite, Başkan cesaretini toplayıp onlara haber vermeden çok önce olanları duymuş acil toplantı yapıyordu. Türkiye başkanı ve Vakıf başkanının acilen klonları ile değiştirilmesi gerekiyordu. Vakıf başkanının aklını yitirdiği için özel bir yerde tutulduğu bilgisi gelmişti. Önce vakıf başkanı Başkan’dan teslim alınıp, klonuna (kopyasına) transfer edilerek geri gönderilecek. Ardından komite kuralları gereği Başkan bizzat savunması alınmaya çağrılacak, o sırada da klonu ile transfer edilip, ülkesine yeni Başkan gönderilecekti. Ancak bu defa işler gerçekten sarpa sardığı için komitenin klonları ortalığı yatıştıracak çözümlerle yollaması gerekti. Ayrıca Bengi Kağan asilerle Re-gaya dışına çıkmadan yakalanmalıydı. Hızlı bir müdahale söz konusu olamadığından olanları başta elitlerden ve halktan saklamak da mümkün olmamıştı. Türkiye’de olanların diğer ülkelerde olmaması için de tüm Başkanlara güvenlik önlemlerini en üst düzeye taşımaları istenilen birer mesaj gönderildi. Asi saldırılarından artışlar gözlenebilirdi.

Elitler ve halkın tedirginliğini gidermek için Başkanın sesiyle özel bir mesaj hazırlanıp, halka olanları önemsiz bir olay gibi algılamalarını sağlayacak frekanslar yüklendi. Olanların fısıltı gazeteleri ile yayılmasının yarattığı endişe ve panik, bu mesajın yayınlanmasından sonra dağılıp gitti. Asiler amaçlarını gerçekleştiremeden kaçmak zorunda kalmışlar, güvenlik nedeniyle Bengi Kağan’ın halka açık olmayan bir şekilde yok edilmesine karar verilmişti.

Olay bu şekilde ört bas edildikten sonra Albız Yeki aldırılarak yerine klonu gönderildi. Başkan bu açıklamadan sonra onu suçlu gösterecek bir konu kalmadığını düşünerek rahatlamışken, gizli kanaldan savunma için komiteye çağrıldı.

Ava’nın fısıltı gazetesine ulaşması söz konusu olmadığından, bulundukları evin ekranlarına verilen Başkan’ın açıklamasından patronunun halka açık olmayan bir şekilde yok edileceğini ve tarih ve saatinin de kimseyle paylaşılmayacağını dinledi. En azından Tansu annesinin yok edilişini izlemeyecekti. Tansu’yu şimdilik uyutmuş bile olsa Ava’nın en büyük korkusu yok edilişi tekrar tekrar gösterme ihtimalleriydi. En azından bu tehlike ortadan kalktığı için onu ünite saatine kadar baygın bırakmaya karar verdi. Hiç değilse ruhu dinlenir ve sakinleşirdi biraz.

Türk asilerin kazandıkları başarı diğer ülke asileri tarafından da duyulmuş, başkanlardan mesajlar yağıyordu. Olayı gerçekleştirilen kahramanların kim oldukları herkese ilan ediliyordu. Arkın, Beskak ve Erez artık tanınan kahramanlar olmuşlardı.

Bengi Kağan baygın olarak asilerin bölgesine geçtiği için gözünü açtığından nerede olduğunu algılayamadı. Daha önce yok ediliş alanına hiç girmediğinden bu sade ve küçük odanın yok edişten önce bekletilen oda olduğunu düşündü. Onu bağlamamışlardı, demek ki buradan kaçışın mümkün olmadığına emindiler. Tecrit alanından çıktıktan sonra buraya neden baygın getirildiğini anlayamıyordu. Ne kadardır baygın olduğunu bilmediğinden, yok edilişine dakikalar kaldığını sanıyordu.

İçeri giren asilerin doktoru onu gülümseyerek karşıladı, “Hoş geldiniz bayan Kağan!” diyerek bileğini tuttu ve nabzını kontrol etti, “Güçlü bir bünyeniz varmış, beklediğimden daha çabuk uyandınız!”

“Yok edişe ne kadar kaldı?” diye sordu Bengi Kağan gergin bir sesle.

“Yok ediş mi?” dedi doktor gülerek, “Artık Re-gaya’da bile değilsiniz!”

“Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Yok ediliş alanı Re-gaya’nın dışında mı?”

Tam o sırada Bengi Kağan’ın durumunu kontrol etmeye giren Agora Adal ve Arkın kapıda görününce, doktor durumu onların açıklaması için başıyla selam verip odadan çıktı.

Üzerlerinde vakıf üniforması olmayan bu adamların kim olduklarını anlayamayan Bengi Kağan onu almaya geldiklerini sanarak gerildi biraz ama yine de cesur görünmek için ayağa kalktı.

“Merhaba ben Agora Adal!” dedi asilerin başkanı elini uzatarak, “Eşinizi çok eskilerden tanırım, sizinle de bir kaç kez karşılaşmıştık!”

Asilerin başkanının adını duyunca neye uğradığını şaşırdı Bengi Kağan, “Siz de mi yakalandınız?” dedi şaşkın şaşkın.

“Sizi Re-gaya’dan kaçırdık!” dedi Arkın nazik ama resmi bir ses tonuyla, onlara her şeyi sağlayan profesörün karısına hepsi çok saygı duyuyorlardı.

“Oğlum Arkın!” dedi Agora Adal, “İki arkadaşı ile birlikte oldukça cesur bir kaçırma planı gerçekleştirdiler!”

“Burası neresi?”

Agora Adal “Asilerin bölgesi, artık özgürsünüz!” deyince Bengi Kağan kendini az önce kalktığı yatağa bırakıp oturuverdi.

Arkın operasyonu kısaca ona anlattıktan sonra, Agora Adal onun düşünmesine fırsat vermeden, kocasının asilerle başından beri nasıl yardım ettiğini anlattı. Bengi Kağan son kırk dakikadır dinlediklerinden sonra şaşkınlıktan konuşamaz hâle gelmişti. Kocasının yıllardır ondan gizli başardıklarına sevinse mi, üzülse mi bilemiyordu.

“Biz sizi yalnız bırakalım, biraz dinlenin!” dedi Arkın babasının sözü bitince.

“Kızım? Onu da kurtardınız mı?” dedi Bengi Kağan telaşla.

“Maalesef hayır!” dedi Agora Adal ve başka bir şey söylemesine fırsat vermeden odadan çıktılar.

Onlar çıkarken “Neden?” diye mırıldandı Bengi Kağan, “Neden onu da kurtarmadınız? Ah Ertim sen neredesin?”

Ona olanları anlatırken kocasının hayatta olup olmadığını onların da bilmediğini söylediler. Bengi Kağan’ın durumu acil olduğundan kocasının sağ olup olmadığını anlamaya çalışacak veya kızını bulup kurtaracak ne zamanları, ne de planları vardı. Bu güne değin yaptıkları en riskli operasyonu gerçekleştirmişlerdi.

Profesör de diğerleri gibi kanaldan karısının halka kapalı şekilde infaz edileceğini dinlemişti ama bunun paniği önlemek için verilmiş bir haber olabileceğini o da tahmin ediyordu. Daha da doğrusu öyle olduğuna inanmak istiyordu. Bu haberin ardından Albız Yeki üç gün oraya uğramadı. Bu da Bengi Kağan’ın hayatta olması ihtimalini arttırdı. Eğer karısı gerçekten yok edilmiş olsa, o sırf işkence etmek için çoktan yanına gelmiş olurdu. Bir şeyler ters gitmiş olmalıydı ki hükümet açısından üç gündür kimse onunla ilgilenmiyordu.

Dördüncü gün öğlen vakti Albız Yeki yanına geldiğinde, onu en son gördüğünde elinin üzerinde olan yaraların ortadan kaybolmuş olduğunu fark etti ayrıca yıpranmış saçları yeniden canlanmış gibi görünüyordu. Yara izlerini sağlık biriminde yok ettirmiş bile olsa, saçları bu kadar kısa zamanda yenilenmiş olamazdı. En kısa saç onarım operasyonundan sonuç almak için bir haftanın geçmesi gerekiyordu. Eğer Albız Yeki klonlandıysa o zaman karısı kesin hayattaydı ve asiler onu kurtarmıştı. Yine de bundan yüzde yüz emin olabileceği herhangi bir kaynağı yoktu.

(devam edecek)

Yorum bırakın