Albız Yeki, asiler için olmasa bile Ertim Kağan’a hiç güvenmediğinden Bengi Kağan’ın tutulduğu yeri en yüksek güvenlik seviyesinde tutuyordu. Bu da Arkın’ın elindeki cihazın onun tam yerini tespit etmesine engel oluyordu. Kadının bulunduğu yere yaklaşmış olsalar bile belirlenen alan seksen metrekarenin altına düşmemişti. Kendi aralarında konuşmadan ilerledikleri için şimdilik bundan kaygı duyan tek kişi Arkın’dı. Yok ediş saatine iki saat kalmıştı.
Yok ediş işlemi vakfa ait başka bir blokta gerçekleşeceği için Bengi Kağan yok ediliş saatinden yaklaşık yirmi dakika önce transfer için bulunduğu yerden alınacaktı. Özel güvenlik önlemleri altında yok ediliş alanına getirilecek, haber kanallarına canlı bağlantı sağlandıktan sonra Başkan’ın sesinin duyulduğu kısa bir vatanperverlik nutkundan sonra da düğmeye basılacaktı.
Bu tür durumlarda başkanın kendi konuşması yerine yapay zeka ile hazırlanan ses kayıtları kullanılıyordu. Dinleyenlerin yürekten onaylamalarını sağlayacak frekanslar kayıtların alt seslerine gizlendiği için başkanın sesi yemek tarifi bile verse dinleyenler vatanperverlik ve birlik duygularını kamçılayan ve hedeflenen düşmana yüksek öfke duyacakları bir duygu haline geçeceklerdi. Konuşandan veya hazırlanan metinlerden ziyade kullanılan frekansın niteliği önemliydi. Verilmek istenilen duygu konuşmanın başlaması ile insanların bilinçaltına yerleşiyor, ya o anlık ya da o duygularla ilgili tetiklendikleri olaylar yaşadıklarında ortaya çıkıyordu. Bu iş öyle bir noktaya gelmişti ki artık doğrudan insanları ve kitleleri bu yöntemle hedef haline getirmek çok kolaydı. Bu nedenle ülkeler kendi halklarını korumak için topraklarını çevreleyen özel manyetik duvarlar kullanmak zorunda kalıyorlardı. Sadece asiler değil, komşu ülkeler de tehlikeydi. Küresel Komite’nin sunduğu imkanlardan faydalanmak, nüfusu daha da azaltarak azalan kaynaklardan daha fazla yararlanmak için her ülke diğer ülke nüfuslarını azaltacak girişimlerde bulunmaya çalışıyordu. Artık savaş sebepleri toprak veya manevi değerler değil, kendilerinden olmayan herkesi yok ederek, dünyanın kalan ömrünü kendi milletleriyle yaşamaktı. Eskiden olduğu gibi ülkeler arası dolaşım söz konusu değildi. Tüm kültürel ve tarihsel değerler Yeni Dünya Düzeninin belirlediği topraklara gelinirken terk edilmişti. Bu nedenle turizm amaçlı gezilere ihtiyaç yoktu. Küresel komite millet tarihlerinden çok küresel tarihin öğrenilmesine önem verdiğinden tarih derslerinde küresel komitenin belirlediği konular işleniyordu. Irkların kendi geçmişlerinden esinlenerek üstünlük hissine kapılması kimsenin çıkarına değildi artık.
Ertim Kağan bulunduğu yerden kimse ile iletişim kuramadığı ve yok ediş saatine de çok az kaldığı için normalden fazla stres olmaya başlamıştı. Derin nefesler alarak bunu kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Albız Yeki’nin ondan istediğini vermeye hiç bir şekilde niyeti yoktu. Agora Adal’ın ve adamlarının işlerinin rast gitmesi için dua ediyordu.
Bengi Kağan kızını bir daha göremeyeceğini düşündüğü için çok üzgündü. Tansu hem annesiz, hem babasız kalacaktı, henüz on sekizine girmediği için Albız Yeki’nin kontrolünden kurtulması da mümkün değildi. Albız’ın kızının yaşamasına izin verip, vermeyeceğini de bilmiyordu.
“Ah Ertim!” diye inledi, “Keşke yanımda olsaydın!” gözlerinden yaşlar inmeye başladığından güvenlik güçleri onu almaya geldi. Dört tane iyi donanımlı hükümet askeri kapıda bekliyor, iki tane kadın yok ediş memuru da içeri girmiş, Bengi Kağan’ın yok ediş giysilerini giydiriyorlardı.
Arkın, Baskak ve Erez Bengi Kağan tecrit alanından çıkarıldıktan sonra müdahale etmek için hazır bekliyorlardı. Ellerindeki cihazın yaklaştıkça hedef küçültmesi sonucu zamanında gelebilmişlerdi. Belirli bir yerden sonra sinyallerini aldıklarını güvenlik güçlerini takip etmeleri yeterliydi. Özel güvenlik güçlerinin iletişim kanallarının dinlenmesini önlemek için aygıtları özel bir sinyal yayıyordu. Ertim Kağan sayesinde asilerin elinde bu sinyalleri yakalayacak aygıtlar vardı. Böylece bulundukları yerde kaç güvenlik var, hangi koordinatlarda hareket ediyorlar görebiliyorlardı. Yerlerini bilince ne konuştuklarını dinlemeye de pek gerek kalmıyordu.
Beskak elindeki gaz kapsülünü güvenlik tecrit alanında çıktıktan sonra atmaya hazırdı. Kapsül patladığı anda Erez fırlayıp Bengi Kağan’ın yüzüne gaz maskesini geçirecekti. Kadın hemen bayılsa bile diğerleri gibi gazdan zarar görmeden alandan çıkarılmış olacaktı. Gazın etkisi dağılmadan önce yarım saat devam ettiği için o yarım saat içinde bu alana gelen herkes hemen bayılacaktı.
Arkın saatine baktı, herkesin kaykayları elinde, gaz maskeleri de yüzlerinde takılıydı. Güvenlik tecrit alanından çıkar çıkmaz hızlıca harekete geçeceklerdi. Bulundukları yerden arşiv odalarına kaykaylarla gidecekleri ve oradan da dehlize girip, geldikleri yerden çıkacaklardı. Arşiv odalarındaki geçit kapılarına vardıktan sonrası daha kolaydı. Arkın baygın olan Bengi Kağan’ı da kaykayı ile taşımak zorundaydı. Erez önünde, Beskak arkasında onu koruyacaklardı. Dengede kalması gerektiğinden o halde çevreden gelen herhangi bir saldırıya karşılık verecek durumda olmayacaktı.
Bengi Kağan da kocası gibi Albız Kağan ve diğerlerine istediklerini vermemek için cesur davranması gerektiğini biliyordu. Yok ediş memurları onu giydirirken göz yaşlarını silip kendini toparladı. Kocasının hayatta olup, kızını bulması ve kurtarması en büyük dileğiydi ama Ertim beyin hayatta olduğuna dair hiç bir işaret almamıştı bir yıldır.
Yok ediş memurları Bengi Kağan’ın iki yanında, iki güvenlik önünde, iki tane de arkasında tecrit alanından çıkmak için hazırlandılar. Çıkış için ana güvenlik onayı alındıktan sonra kapılar açıldı ve önce iki güvenlik çıkıp kapıların iki yanına geçti. Arkalarından Bengi Kağan ve yok ediş memurları çıktıktan sonra, geride kalan iki güvenlik daha çıkınca Arkın’ın havadaki eli indi ve Beskak sıkıca tuttuğu gaz kapsülünü çıkanların ayaklarına doğru yuvarladı. Hepsi kapsülü farkedip silahlarına davranamadan yığılıp kalırken, kaykayı ile saniyesinde Bengi Kağan’ın yanına ulaşan Erez ona maskesini giydirdi ve düşmemesi için tutarak Arkın’ın gelip onu kaykayına almasına bekledi. Arkın Bengi Kağan’ı alıp, kaykayında dengede olduğunu işaret edince üçü birden neredeyse görünmez bir hızda arşiv odalarına doğru ilerlediler Yanlarından hızlıca bir şeylerin geçtiğini fark eden insanlar etraflarına bakana kadar geçip gidiyorlardı. Kameraların bu hızda ilerleyen asileri resmetmesi mümkün olmadığından olay öncesi görüntülerle, kaçış anı görüntülerini kıyaslayarak onları tespit etmeleri mümkün değildi. Kimsenin alarm verecek fırsatı olmadığından ve hızlıca geçip giden nesnelerin ne oldukları anlaşılamadığından, Bengi Kağan’ın kaçırıldığını fark etmeleri on beş dakika sürdü. Ana güvenlik, Bengi Kağan’ı almaya giden takımla bağlantı kuramayıp, arkasından kameraların resimleyemediği hızlı silüetlerin haberi gelince. Tecrit alanı dışındaki kameralara bağlanıp, görevlilerin yerlere serilmiş halini görünce alarma bastılar. Ancak o zamana kadar Arkın ve arkadaşları çoktan arşive ulamış ve geçitten geçmişlerdi.
Aceleyle yüzlerindeki maskeleri bile çıkarak zaman bulamadıklarından dehlizlere gelince maskeleri çıkardılar.
“Ben alarm falan duymadım!” dedi Beskak nefes nefese
Arkın’da kaykayından inmiş, kucağından bırakmadığı Bengi Kağan’ı hafifçe yere bırakarak dinlenmeye çalışıyordu. Bu kadar büyük bir hızda hareket edip, sonra birden durdukları için hepsinin geçici olarak tansiyonları düşüyordu. Alışık oldukları bu durum bir kaç dakikada geçtiği için hepsi gözleri kol saatlerindeki tansiyon değerlerinde nefeslerini toparlamaya çalışıyorlardı.
“Umduğumdan kolay oldu, vakfı gözümüzde büyütüyormuşuz!” dedi Erez gülerek.
“Daha geri dönmedik, gevşemek için acele etmeyin!” diyen Arkın, profesörün karısını kucağına alarak yeniden kaykayında dengesini sağlamaya çalıştı. Diğerleri de kaykaylarına binince dehlizlerde hızlıca ilerleyerek güvenli eve geçtiler. Re-gaya’dan çıkmak için acele etmeleri gerekiyordu artık. Bıraktıkları eşyalarını aldılar ve yeniden geçide girip, her zaman ki yollarını takip ederek Re-gaya’nın dışına çıktılar.
Asilerin merkezine vardıklarından her kes onları alkışlarla karşıladı. Küresel Komiteye karşı kazanılmış harika bir zaferdi bu. En büyük savunma merkezlerine girip, tecrit alanında tutulan önemli bir tutsağı kaçırıp, Re-gaiya’nın dışına çıkarmışlardı. Başkan bu olaydan sonra klonunu beklemeye başlayabilirdi.
(devam edecek)