Kurtuluşa giden yol – Bölüm 12

Tansu sıra ona yaklaştıkça insanların bilek içlerini ünitenin paneline nasıl tutup, kendilerine ait paketleri aldıklarını dikkatle seyrettikten sonra yaklaşıp, kendisi de aynını yaptı. Bileğini makinanın tanıma paneline gösterdikten sonra kimliği tanımlamayacak diye kalbi neredeyse ağzında atmaya başlasa da, makine çipindeki kimliği onaylayarak paketini alım gözüne düşürdü. Hemen alıp, hızlı adımlarla eve geri döndü. Geldiği yolu unutmamak için etrafına dikkatlice bakmıştı. Çıktığı kapıyı tanıyınca hemen yaklaşıp içeri girdi. Ava perdenin arkasında onun gelişini beklediğinden, o gelir gelmez hemen yanına geldi, “Nasıldı? Sorun çıktı mı?”

“Hayır!” dedi Tansu ve içinde ne olduğunu bilmediği paketi masanın üzerine koyarak açtı.

Kocaman paketin içinden bir parça grimsi somun. Günümüzün reçeline benzeyen tuhaf kokulu bir sos, kendinden ısıtmalı bir kabın içinde malzemeleri erimiş bulamaç gibi bir şeydi.

Ailesinin evinde yemeğe hiç alışık olmadığı türden yiyecekleri görünce Tansu’nun midesi bulandı. Bütün bunların yanında, üzerinde atıştırmalık yazan dört büyük paket vardı. Onlardan birini açarak içinden bir tanesini ağzına attı, görüntüsünden beklenenden daha iyi bir tadı olan cipsi kenara ayırarak, “Bu daha iyi!” diye söylendi.

“Bunların içinde robot parçacıklar var!” diyerek uyardı Ava onu ama Tansu çoktan bir kaç tanesini yutmuş, birini de ağzına yeni atmıştı, Ava’nın uyarısı ile öylece kalmıştı.

“Ne yapacağım yani?” dedi şaşkınlıkla, babam bunları almam gerektiğini anlatırken yeme demiş miydi?”

“Hayır kayıtlarımda böyle bir şey yok!” dedi Ava.

“Peki sen bir şey yapabilir misin?”

“Hayır!” diye yineledi robot.

“Zaten acıkmamıştım!” diyerek elindeki cipsleri masaya bıraktı Tansu, ağzındakini de tükürdü.

Evin içindeki ekranlar kendiliğinden devreye giriyordu. Yayını değiştirme ya da kapatma şansı yoktu. İnsanların zihinlerini kontrol etmek için sağlanan tüm imkanlardan faydalanılıyordu. Elitlerin yaşadığı alanlardaki ekranların kullanımı iradeye bağlıydı ve yayınlar tamamen farklıydı. Tansu neler olduğunu anlamak için kanepeye oturup, ekrandan geçenleri izlemeye başladı. Ava bu arada evin içinde sürekli dolanarak bir şeyler arıyor gibi görünüyordu.

Ertim bey evde başka bilgiler olduğunu söylediğine göre onları bulmak gerekti. Tansu yaşadığı stres ve yorgunluk baskın çıktığı için midesi guruldasa da bir süre sonra derin bir uykuya daldı. Ava o uyanana kadar sessiz olmaya çalışarak evin içinde dolanmaya devam etti. Ekranlar kesintisiz olarak yayın yapmaya devam ettiler. Ava’nın keşfettiğine göre sadece sesleri belirli bir seviyeye kadar kısılabiliyordu. Sadece ekranlardan yükselen vızıltı ve gürültü bile alıştıkları sessiz hayattan sonra çok geliyordu. Bu insanların bütün hayatlarını bu seslerle geçiriyor olmaları Ava’yı bile şaşırtmıştı.

Yayınlanan her anlamsız şov ya da kurgulu hikayenin aralarında Re-gaya’da sürülen hayatın ne kadar inanılmaz olduğuna dair yayınlar yapılıyordu. Sözde dünyanın kalanı için sürdürülen rehabilitasyon (iyileştirme) projeleri anlatılıyordu. Onlar tamamlandığında daha geniş ve bereketli alanlarda mutlu bir şekilde yaşayacaklardı. Bu mutlu ve bereketli alanların neleri kapsadığı ve ne zaman sağlanacağı konusuna hiç girilmiyor temiz ve yeni eşyaların olduğu büyük bir evde yaşayan ve sürekli gülümseyen bir aile gösteriliyordu.

“Şimdi de gülümsüyorlar zaten bunlara ihtiyaçları yok!” dedi Ava kendi düz mantığında durumu değerlendirince. Tansu çığlık atarak uyanana kadar evi incelemeye devam etti. Tansu rüyasında anne ve babasının birlikte yok edildiklerini görmüştü.

Ava onu sakinleştirdikten sonra masada duran yiyeceklerden yiyebileceğini söyledi.

“Nasıl?” dedi Ava, “Nereden biliyorsun?”

“Buradan diyerek bulduğu dosyayı ona dinletti Ava. Ava’nın sistemine yüklenebilecek çiplerin olduğu bir kutu bulmuştu. Hepsini yükleyememişti ama Ertim beyin numaralandırdığı şekilde yüklemeye devam ediyordu. Tansu’nun yiyecekleri yemesinde bir sakınca yoktu. Kolundaki çip kanına giren tüm parçacıkları etkisiz hale getiriyordu.

“Oh!” dedi Tansu masaya koşarak ve cips paketini alıp bir kaç tanesini birden ağzına tıkıştırdı.

Sadece cipsleri yemesi Ava’nın hiç aklına yatmamıştı. Kendi kendine ısınan paketi açarak, ılıyan bulamacı getirip çocukluğunda olduğu gibi zorla ona yedirdi.

Ağzındakileri yutmakta zorlanan Tansu, onu durdurmak için “Başka neler öğrendin?” diye sordu, “Bu gerçekten iğrenç bu arada!” diyerek öğürdü arkasından.

“İğrenç de olsa analizlerime göre hayatta kalman için gerekli temel şeyleri içeriyor. O yüzden yemek zorundasın!”

Albız Yeki, Ertim beyi strese sokmak istediğinden karısının yok edileceği günü ona da söylememişti. Bir anda ekranda görerek fark etsin istiyordu. Onu böyle bir riske sürüklediğine göre yerine klonu getirilmeden yapabildiği her işkenceyle ondan intikam almaya karar vermişti. Ertim beyin tüm hormonları gibi kortizol (stres hormonu) seviyesi de takip ediliyordu. Normalden yüksek olan kortizol seviyesi Albız Yeki’nin olmasını istediği seviyeye ulaşmıyordu bir türlü.

Bütün gün laboratuvarda bir şeylerle oyalanıyor ama yapması gereken projelerin rapor dosyalarına kayda değer hiç bir gelişme yazmıyordu.

“Bu halde yaratıcı ve istekli olmamı bekleyemezsin benden!” diyordu Albız onu ziyaret ettiğinde, “Ancak bu hızda çalışabiliyorum!”

Tansu’un iletişim kanalına ulaşamadığı için ertesi sabah yeniden deneyen Albız Yeki, yine aynı şey olunca şüphelenmeye başladı. Ertim Kağan’ın gereksiz rahatsızlığı onun her şeyden şüphelenmesine neden oluyordu. Başkanla görüşmesini yaptıktan sonra doğruca profesörün evine gitti. Kapı açılmayınca kendi bileğini kapıya uzatarak üst yetkisini kullandı ve içeri girdi. Ne Tansu, ne de robotu içeride değildi. Hazırlanıp çıkarken bıraktıkları dağınıklığı görünce hemen tüm kamera görüntülerinin evdeki ekrana verilmesini istedi. Bengi Kağan’ın tutuklandığı günün ardından eve kimse girip çıkmamıştı.

“Neler oluyor böyle?” diyerek hışımla evden ayrılıp vakfa gitti. Ertim Kağan resmen onunla dalga geçiyordu. Öfkeyle onu kapattırdığı alana geçip yanına gitti ve “O nerede?” diye bağırdı.

Daha onun sorduğu anda kızının kaçmayı başardığını anlayan Ertim bey, oldukça rahat bir tavırla “Proje dosyalarını asla alamayacaksın!” diye gülümsedi.

“Onu sormuyorum seni sersem!” diyerek hızla profesörün üzerine yürüyüp, onu yakalarından tuttuğu gibi havaya kaldırdı ve “Kızın nerede?” diye kükredi. Onun profesörün temasını gören güvenlik hemen etraflarını sarıp, iyon silahlarını profesörün kafasına nişan almışlardı.

“Bilmiyorum!” dedi Ertim bey, “Kızımı da mı kaybettin yoksa? Nasıl beceriksiz bir idarecisin sen? Küçücük bir kız çocuğu bile seni atlatabiliyor mu?”

Albız Yeki öfkeden titriyordu artık, adamlarının gözü önünde kendini kaybetmemesi gerektiğini hatırlayıp, profesörü yakasını bıraktı ve onu odasına hapsetmelerini ve yiyecek, içecek hiç bir şey vermemelerini emretti. En iyi adamlarını evi didik etmeleri için profesörün evine gönderdi. Tansu’nun hiç iz bırakmadan ortadan kaybolduğu duyulursa işi sahiden biterdi.

Başkanı arayıp, annesi asilerle iş birliği yaptığı için kızı evden aldırıp, güvenli bir yere kapattırdığını söyledi. Herkes annesinin yok ediliş gününe odaklandığından kimse bu kararı sorgulamazdı. Tam da tahmin ettiği gibi Başkan teşekkür edip durumu onayladı ve kapattı.

Gizli geçit sadece aile üyelerinin yaydığı bedensel enerjiyi hissedip açıldığından, ekipler bütün evi talan ettikleri halde, kapı dışında dışarı çıkılabilecek bir yer bulamadılar. Kız ve robotu evin içinde buhar olup uçmuşlardı sanki. Onca teknolojiye rağmen henüz ışınlanma başarılamadığına göre görünmez olmayı başarmış olmalıydılar. Manyetik alan teknolojileri ile görünmezlik sağlanabiliyordu. Bunun üzerine evde bir manyetik alan taraması yapılmasını istedi ama ne yazık ki ondan da beklenen sonuç gelmedi.

(devam edecek)

Yorum bırakın