Kurtuluşa giden yol – Bölüm 6

Re-gaya’yı gerçek dünyadan ayıran manyetik alanlar aşılmaz durumdaydı. Komitenin anlamadığı asilerin nasıl olup da girip çıktıklarıydı. Asiler sadece Türklerden oluşmuyordu ama yine de kendi ırkları ile grup grup yaşıyor, teknoloji ve bilgiyi paylaşarak her biri kendi halklarını kurtarmaya çalışıyorlardı. Ülkelerden birinde başlayacak uyanış tüm asi grupları aracılığı ile tüm Re-gaya nüfusuna hızla yayılacaktı. Her önemli gelişmede asi liderler bir araya gelip bilgi paylaşarak stratejilerini geliştiriyorlardı.

Ertim Kağan’ın cenazesinin üzerinden yedi ay geçmiş, Bengi hanım kocasının gerçekten ortadan kaldırıldığına inanmaya başlamıştı. Tansu eski performansını göstermese de babasını utandırmamak için kendini derslerine vermişti. Asilere inat babası gibi başarılı bir bilim insanı olacak ve onun yarım bıraktığı işleri devralarak ülkesini gururlandıracaktı. Hepsinden önemlisi babasını öldüren asilerin ortadan kaldırılmaları için savunma ile ilgili projeler geliştirmek istiyordu. Ona yaşattıkları acı, ancak hepsi ortadan kalktığında son bulacaktı. Annesinin de daha fazla üzülmesini istemediği için bu düşüncelerini sadece Ava ile paylaşıyordu. Ava programlandığı üzere acısı hafifleyince daha sakin düşüneceğini ve belki de kararlarını değiştirebileceğini söylüyordu. Bu aslında babasının lafıydı, Tansu ne zaman hırslansa ya da öfkelense babası her zaman sakin olmasını öğütlerdi. Başarısız olabilir, yenilebilir, kaybedebilirdi, hatta etrafındaki herkes ona karşı olabilir, kışkırtabilirdi de, “Kim olduğunu sadece sen belirleyebilirsin!” derdi Ertim bey, “Ve diğerlerinin seni kim olarak bilmesini istiyorsan öyle davranabilirsin, bu her zaman gerçek sen olmak zorunda değildir!”

“Öfke ve kin kardeştir!” diyordu Ava, “Onların ateşi sadece seni yakar! Yanmaya değil, yaşamaya ihtiyacın var!”

Bengi hanım da kızına yakın durmaya ve konuşmaya çalışıyordu evde olduklarında ama Tansu ona hiç bir şeyden bahsetmediği için içinde kopan fırtınaları tam olarak çözemiyordu. Babası gibi ketumdu Tansu, sadece acemiydi hayatta. O uyuduktan sonra Ava’yı, babasının Tansu’ya uyguladığı bilinç altı kodlamaları ile ilgili sorguya çekiyor ama hiç bir şey öğrenemiyordu. Ava’nın bu programla ilgili herhangi bir bilgisi ya da kaydı yoktu. Ertim beyin kızına kodladıklarının ortaya çıktığında kızına zarar verebileceğinden korktuğu için kontrol edebilmek istiyordu anne olarak. Ertim beye öfke duyuyordu içten içe bu yüzden, arkasında bir sürü sır bırakarak gitmiş, karısına sahip oldukları avantaj veya dezavantajlarla ilgili hiç bir ip ucu bırakmamıştı.

Ertim bey küçüklüğünde kızına çok geçmiş zamanlardan kalan masalları derleyerek anlatırdı. Bulduğu kaynakları bir araya getirip, tamam olanları bastırmış ve sıkıldığı zaman okuması için ona vermişti. Tansu’da yaşı ilerleyince bu baskıları sesli kitap haline getirip, kulaklığına yüklemiş, uyumadan önce dinlemeye devam ediyordu. Babası öldükten sonra rahatlamak için başvurduğu en yöntemdi bu masallar. Oz Büyücüsü, Küçük Prens, Alice Harikalar Ülkesinde en sevdikleriydi. Bu masalların film haline getirilmiş kopyalarına ulaşmak mümkün olmasa da bu filmlerde kullanıldığı söylenilen şarkıları da vardı.

“Bir gün yıldız kayarken dilek tutacağım
Bulutların çok arkamda kaldığı yerde uyan
Sıkıntıların limon şekeri gibi eridiği yer
Bacaların da üzerinde
Beni bulacağın yer”
(Oz büyücüsü film şarkısı – Gökyüzünün üzerinde bir yer)

Ertim bey, kızının bu şarkıları isteyince dinleyebilmesi için Ava’ya yüklemişti. Hikayenin kahramanı Dorothy’nin söylediği bir şarkıydı bu.

Ava, Tansu’nun kortizol (stres hormonu) seviyesi çok yükseldiğinde hemen bu şarkılardan birini mırıldanmaya başlıyordu.

“Keşke ben de bir gökkuşağı görsem ve üzerine çıkıp babamı bulabilsem Ava!” diyordu Tansu ve sonra onunla söylemeye devam ediyordu. On sekiz yaşına girmesine sadece bir yıl kalmıştı ve yakında kendi kredisi ve çipi olacak, yüksek öğrenimine başlayacak arkasından da vakıfta görev alacaktı. Albız Yeki ile konuşup, babasının laboratuvarında çalışmak istediğini söyleyecekti. Buna onun ya da Başkan’ın itiraz edeceğini sanmıyordu.

Aradan geçen onca aya rağmen Ertim Başbuğ Albız Yeki’ye ne bir bilgi vermiş, ne de projelerden herhangi birini tamamlamıştı.

“Sen gerçekten delirmiş olmalısın!” diyordu Albız Yeki, “Senin ve ailenin hayatından daha mı önemli bu sakladıkların?”

“Ben öldüm, onlar da güvende!” diye yanıtlıyordu Ertim bey, umurunda bile değildi bu tehditler. Ailesinin hiç bir şeyden haberi olmadığı raporlanmıştı, onları defalarca sorgulamışlar ve testlerden geçirmişlerdi. Ertim beyin bu gereksiz rahatlığı Albız Yeki’nin sabrını taşırıyordu. Başkan bir kaç ay içinde bu konuda bir ilerleme kaydedemezse görevinden alınacağını açık açık söyleyince, eski dostunu sevdikleri ile korkutmanın zamanı geldiğine karar verdi. Ertim Kağan’ın bir cinayete kurban gitmesinin ardından karısının ya da kızının ortadan kaybolması dikkat çekeceği için iyi bir plana ihtiyacı olacaktı. Bengi Kağan’ın ofisine adamları aracılığı ile eklettiği bir kaç ayrıntıdan sonra vakıf güvenliğini onun onu odasına gönderip yakalamalarını emretti.

Adamlar Bengi Kağan’ı ofisinden herkesin gözü önünde alıp, Albız Yeki’nin odasına getirdiler.

“Albız neler oluyor?” dedi Bengi hanım onun odasına getirilince.

“Ben de sana bunu soracaktım Bengi? Kocanın ortadan kaldırılması ile ilgili bir ilgin var mı?”

“Ne?” dedi Bengi hanım, “Bunca zaman sonra geldiğiniz nokta bu mu yani? Defalarca testlere girdim ben?”

“Evet girdin ama asilerin hafıza silebildiğine dair istihbaratımız var!”

“Sen beni iş birlikçi olmakla mı suçluyorsun? Hem de kocamın öldürülmesi için?”

“Henüz değil!” dedi Albız Yeki, “Henüz değil! Ama önlem almalıyım değil mi? Bu çok ciddi bir suçlama!”

“Suçlamayı kim yapıyor peki?”

“Şimdi sana bunu açıklayamam! Götürün!” dedi Albız Yeki adamlarına sert bir şekilde, suçlu olup olmadığı araştırılana kadar, ülke güvenliğine teslim edilip, tecritte tutulacaktı.

Ertim Kağan’ın yanına gidip olanları ona güvenlik kameralarından izlettiğinde Ertim bey bağırmaya başladı, “Ne saçmalıyorsun Albız? Onun bir suçu olmadığını biliyorsun?”

“Ben biliyorum ama Başkan ve diğer elitler bilmiyor! Eğer bana istediklerimi vermezsen, karın vatan haini olacak haberin olsun, koca katili bir vatan haini!”

“Hayır bu doğru değil!”

“Zavallı küçük kızını da ben evlat edinirim belki!”

“Kızıma hiç bir şey yapamazsın!”

“Sen ölüsün Ertim ve dışarıda ipler benim elimde, istediğim her şeyi yapar, istediğim herkesi, her şeye inandırabilirim! Senin teknolojilerin sayesinde tabi!”

“Sana söyleyecek hiç bir şeyim yok!” dedi Ertim Kağan.

“Sana sakince düşünmen için kırk sekiz saat veriyorum. Bu süre boyunca karını ben tecritte tutacağım! Zavallı Tansu annesinin, babasını öldürten asilerle iş birliği yaptığını öğrenince kim bilir nasıl yıkılacak?”

“Albız bunların hesabını vereceksin!” dedi Ertim bey dişlerinin arasından ama Albız Yeki aldırmadan kapıya yürüdü ve çıkmadan dönüp, “Gidip zavallı Tansu’ya haber vereyim!” dedi ve çıktı. Laboratuvarın tavan ekranında karısının sorgu anı sürekli yayınlanmaya devam ediyordu.

Ertim Kağan öngörülü davranıp bir çok önlem almıştı. Karısının ve kızının tehlikede olacağını her zaman biliyordu. Bengi hanım asilerle iş birliği yapıp kocasını öldürmekle suçlanırsa dostlarının onu kurtarmak için harekete geçeceğinden emindi. Bengi hanım planları bilse başına ne gelecek olursa olsun bunları yaşamayı kabul ederdi biliyordu. Dostları başarılı olup onu kurtarabilirlerse zaten her şeyi öğrenecekti. Kızının kurtulması için ise doğumundan beri oluşturduğu alt yapı ve planın devreye girmesine çok az kalmıştı. Tüm bunlar onlarla birlikte tüm insanlığın yeniden özgür ve mutlu yaşaması içindi ve denemeden başarıp, başaramayacaklarını bilemezlerdi.

O akşam annesi yerine Albız Yeki’nin gelmesi artık neredeyse yetişkin olan Tansu’ya iyi şeyler duymayacağını hissettirmişti. Kapıyı açar açmaz

“Anneme ne oldu?” diye sordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın