Ertim beyin yarım kalan pek çok projesi vardı. Laboratuvarda gerekli inceleme yapılıp bir şeye ulaşılamayınca, Başkan’ın emri ile yeniden kullanıma açıldı. Genellikle asistanlarını ana projelerden uzak tuttuğu için asistanlar henüz deney aşamasındaki projeler konusunda bilgi sahibiydiler. Albız Yeki kalan işlere devam edilebilmesi için Başkan’ı Ertim Kağan’ın zihnini asistanlardan birine transfer edilmesi konusunda iknaya uğraşıyordu. Ancak bu teknoloji daha önce duyurulmuş bir teknoloji değildi ve küresel komitenin onayı olmadan da kullanılamazdı. Eğer vakıftaki bir çok insanın bildiği yetersiz bilgiye sahip asistanlardan biri, bir anda Ertim Kağan’ın yarım bıraktığı projeleri tamamlamaya başlarsa herkes şüphelenmeye başlardı.
“O zaman bana aktarın!” dedi Albız Yeki ama başkan küresel komiteye bu öneriyi sunmaya gönüllü değildi. Bir klona sahip olduğundan fazla bilgi vermek ve onu güçlendirmek Ertim Kağan’ın yarattığı tehlikeden fazlasına neden olabilirdi.
Sonunda Başkan onu yok edemiyorsak bari işe yarasın diyerek, tecritte tutulduğu alana bir laboratuvar kurulmasını emretti. Halka açık kullanılması planlanan projeler yarım bekliyor olsa da, burada zaten gizli ve küresel komite için üretilecek çalışmalara devam edilebilirdi. Tabi şu kayıp proje hariç, Ertim bey o projenin dosyalarını nerede olduğunu hâlâ söylemiyordu.
Laboratuvar kurulumu tamamlandıktan sonra Albız Yeki özel güvenlik önlemleri ile onu yeni çalışma alanına götürdü.
“Görüyorsun, yine de dostluğumuzun ayrıcalığını tadıyorsun. Hem hayattasın, hem de çalışmaya devam edeceksin! Keşke sen de benim kadar bu dostluk için çaba sarf edebilseydin!”
“Projenin dostluğumuzla bir ilgisi yok Albız, bunun iş olduğunu ikimiz de biliyoruz! Üstelik tehlikeli bir iş!” dedi Ertim bey.
“Tehlikeli olduğunu nereden çıkardın anlamıyorum. Seni tanımasan asilerle bir bağın olduğunu söyleyeceğim!”
“Ülkenin yetişmiş en parlak profesörünü öldürmeyi göze alacak kadar gözünüz döndüğüne göre önemsiz ve tehlikesiz olamaz değil mi? Halk için kendinizi bu kadar heba etmenize inanmamı mı istiyorsunuz?”
“Senin neye inandığın Başkan’ın ya da komitenin hiç umurunda değil Ertim. Onlar istedikleri sonuca ulaşıp, ulaşamadıklarına bakıyorlar. Burada söz konusu olan senin benim çıkarlarım değil hükümetin ve halkın çıkarları. Komite o projeyi kesinlikle istiyor, sen tamamlamasan bile bir başka ülkeden bir bilim insanı mutlaka tamamlayıp teslim edecek! Senin halkın da bu anlamsız inadın yüzünden hak ettiği ayrıcalıklardan mahrum kalacak!”
“Yıllardır elde edilen hangi ayrıcalığı halkın yararına kullandılar söylesene? Çocuklarımızın halktan uzak büyümesini sağladığınız ama sen de ben de buraya nasıl geldiğimizi biliyoruz!”
“Hatırlarsan sen de benim gibi bu ayrıcalığı tercih ettin? Şimdi pişmanmış gibi görünüyorsun? Bunca zamandır hükümet sana ve ailene kimsenin sahip olmadığı ayrıcalıklar sağladı ama görünüşe göre tam bir nankörsün!”
“Tercih ettim çünkü hükümetin bu vakıf aracılığı ile kazanacağı ayrıcalıkları ve sonuçları halkın refahı için kullanacağını sandım!”
“Kullanılmadı mı? Senin yarattığım bilek çipleri sayesinde yeni bir kıtlığın önüne geçtik. Herkes ihtiyacı kadar gıdaya rahatlıkla ulaşıyor. Tamam bizler biraz fazlasına ulaşıyoruz belki ama bunu hak etmiyor muyuz? Dışarıda fareler gibi yaşayan o insanlar ülkeleri için ne yapıyorlar söylesene. Herkese eşit şans veriliyor testler uygulanıyor biliyorsun. Sahip oldukları beyni herhangi bir organlarından ayırt edemeyenler dışarıda kalıyor sadece. Yani Aptallar!”
“Sen ne zaman kendi halkına aptal demeye başladın Albız! Bu insanların gelişmeleri için sağlıklı gıdalar, yeterli eğitim ve güvenlik gibi temel şartlara bile sahip olmadığını biliyorsun. Onları geliştirmeyi vaat ederek olanakları sadece kendi lehimize kullanıyoruz yıllardır. Hükümetin algı operasyonları, yetmediği yerde frekanslarla insanları kontrol altında tutarak ülkede o zavallıların her şeye inanmalarını ve hükümeti desteklemelerini sağlıyoruz!”
“Üreyemeyen bu topluluk yakında yok olacak!” dedi Albız hırsla, “O zaman halk bizim ailelerimiz olacak ve hükümetin vaat ettiği her şey halk için olacak. Bunu göremeyecek kadar aptal olamazsın!”
“Kendi halkımızı soykırıma uğratarak üstün ırkı mı yaratıyoruz sen burada! Asiler ne olacak peki? Onlar da bizden değiller mi? Dışlanmış elitler ve hiç de aptal değiller!”
“Onlar halk değil, onlar halk düşmanları! Eninde sonunda yok olacaklar!” dedi yine Albız hırsla, “Ne demeye seninle bu anlamsız sohbeti yapıyoruz acaba? Sen artık ölü bir adamsın ve benim yaşayanlar için çalışmam gerekiyor! Senin de öyle! Eski laboratuvarından buraya taşınmasını istediğin eksik bir şey var mı kontrol et! Burada asistanların da olmayacak, kendi başına rahatça çalışırsın!” dedi ve arkasını dönüp gitti Albız Yeki.
Ertim Kağan artık kendi hayatı ile ilgili bir korku duymadığı için içindekileri söylemekten çekinmiyordu ama onu öldüremedikleri için komite için çalışmaya zorlamalarından da hiç hoşlanmamıştı. Yine de buradan kurtulabileceği umudunu koruması gerekiyordu. Var etmek için uğraşacağı her şeyin asilere de faydası olabilirdi. Üretmese de araştırmalarını sakince sürdürebilirdi.
Ertim Kağan’ın ölüm haberi asiler arasında da duyulmuştu. Onu öldürenlerin kendileri olduğunun söylendiğini de biliyorlardı. Bu ölüm haberinin ardından gelen bilgilerin bıçak gibi kesilmesi, içerideki adamın o olduğunu bilmeyenlerin de gerçeği fark etmesine neden oldu. İçerideki en güçlü adamları ortadan kalktığına göre artık kendi başlarınaydılar ve bunun için daha temkinli olmaları gerekiyordu.
“Teknolojilerimizi kendimiz geliştirip üretebiliyoruz ama komitenin gizli işleri konusunda bize bilgi verecek kimse kalmadı mı?” diye soruyordu herkes.
“İçeride bir tek kişiden gelen bilgi ve teknoloji ile bunca zamandır devam ediyor olduğumuzu düşünmüyorsunuz herhalde!” diyerek herkesi susturdu asilerin başkanı Agora Adal. Daha önce olduğu gibi içerideki bağlantılar üst düzey asiler dışında kimseyle paylaşılmayacaktı. Çok değerli bir bağlantıyı kaybetmişlerdi ama bu her şeyin sonu anlamına gelmiyordu. Ayrıca Ertim Kağan’ın ortadan kaybolma veya kaldırılması hakkında gerçeği öğrenene kadar da acele karar vermemek gerekiyordu.
Asilerin lideri Agora Adal, Ertim ve Bengi Kağan çiftinin en iyi dostlarından biriydi. Sürgün edildikleri zaman onlarla olan bağının kesin olarak koptuğunu ispatlayabilmek için Ertim Kağan herkesin gözü önünde Agora Adal’ı hainlikle suçlayarak hakaretler yağdırmıştı. O zamanlar vakfın yönetici olan asıl Albız Yeki bu tiyatroyu sezmiş olsa da, aralarındaki bağın takip edilmesi için herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Sürgüne gönderilen bilim insanları özel alanlara gidecekleri için tüm yetkisine rağmen Ertim Kağan’ın onlara erişme şansı olmayacaktı. Zaten kaçmanın yolunu bulmamış olsalar, oradan sağ çıkabileceklerini de kimse tahmin etmiyordu.
Agora Adal’ın özgür alanda doğmuş iki oğlu vardı. Büyük oğlu Arkın Adal Re-Gaya’ya girip çıkan ekibin başındayken, kardeşi Arbuz Adal babası gibi bilim insanı olmayı seçmişti. Ertim Kağan’la asilere ulaştırılan tüm projelerin hayata geçirilmesi ve geliştirilmesi işi onu sorumluluğundaydı. Arkın kardeşi ile bu projelerin incelenmesi aşamasında çalışıyor, seri üretime geçmek için gerekli parçaların konumları ve temin şekilleri için kendi planlarını geliştiriyordu. Asilerin amacı, komitenin sahte yüzünü ortaya çıkarıp, gözden çıkarılmış halkı kurtarmak ve hiç bir şeyden haberi olmayan masum elitlerin gözünü açmaktı. Re-gaya içinde hapsedilerek onlara sunulan yaşam yalanlarla doluydu. Dünya rehabilite edilerek yeniden kurulurken, onların hiç bir şeyden haberleri yoktu. Dışarıdaki dünyayı, yıkık, ölümcül olarak öğreniyorlardı. Sıradan halkın yaşadığı berbat yerler bile dışarıdan çok daha iyi durumdaydı.
(devam edecek)