Bu hikaye ABD’li yazar Hunter S. Thompson’ın 1972’de yayımlanan “Fear and Loathing in Las Vegas” adlı romanında bahsettiği olaylardan esinlenerek yazılmıştır. Hikayede bahsi geçen tüm olaylar ve karakterler romanın ana konusu ve gerçeklerden uzak ve kurgusaldır.
Ertim Kağan AdrenaTek Vakfı’nın en değerli profesörüydü. Küresel Komitenin desteği ile eğitim alan çok az Türk’ten biri olarak, komitenin dünya genelinde uyguladığı pek çok sistemin de mucidi olmuştu. Vakfın başkanı Albız Yeki de aynı desteklerle Ertim Kağan ile aynı dönemde eğitim görmüş bir başka değerdi. İkisinin alanları ayrı olmasına rağmen yine komite ve hükümet desteği ile kurulan bu vakıfta bir araya gelmişlerdi. Ertim Kağan o sabah uzun süredir tamamlaması beklenen projesi ile ilgili o sabah Albız Yeki ile bir toplantı yapacaktı. Komite, projenin tamamlanması konusunda hükümet yetkililerini Türkiye’nin komite üyesi aracılığı ile sıkıştırmaya devam ediyordu. Kazanılacak ayrıcalıkların tamamı bu projenin bir an önce başarılı ile sonuçlanmasına bağlıydı.
Ertim Kağan’ın eşi Bengi Kağan da kocası gibi AdrenaTek Vakfı için çalışıyordu, ancak onun görevi bilimsel projelerle ilgili değil daha çok Albız Yeki’ye bağlı çalışan idari bölümlerdeydi. O sabah kocasının kaygılı olduğunun farkında olan Bengi hanım, sunumun iyi geçeceğine dair moral vermeye çalışsa da, neden bu insanlara hizmet etmeye gönüllü olduğuna da anlam veremiyordu. Onunla vakıfta çalışmaya başlamadan çok önce tanışmış ve evlenmişlerdi. Ertim beyin ne kadar idealist düşünen bir adam olduğunu bilmese, vakfın dönüştüğü hâle onun da ayak uydurduğunu düşünebilirdi. Yine de bir kızları vardı ve mevcut koşullarda güven içinde olmanın sessiz kalmak olduğunu o da biliyordu. Ertim ve Bengi Kağan çiftlerinin tek kızları Tansu on altı yaşına henüz basmıştı. Yeni dünya düzeni kurulduktan sonra belirli bir azınlığın çocuk yapmasına kontrollü olarak izin verildiği için kendisi gibi ailelerin çocuklarının gittiği özel bir kolejde eğitim alıyordu. Babasının ülkedeki yüksek pozisyonu sayesinde elitler dışındaki hayatın nasıl olduğuna dair bir fikri bile olmadan mutlu ve rahat bir şekilde büyüyordu. Komite, ülke için pek çok icada imza atmış olan Ertim bey küçüklüğünden beri kızının bakımına ve kontrolüne yardımcı olması özel bir android üretmişti. Piyasadakilerin çok ilerisinde bir donanıma sahip olan android Ava Tansu doğduğundan beri yanından hiç ayrılmamıştı.
Babasının o sabah yaşadığı stresten habersiz olan Tansu, anne ve babası ile vedalaşarak, Ava ile birlikte okula gitmek için evden ayrıldı. Bengi hanım geç kalıyor olmalarına rağmen Ertim beyin anlamsız şekilde gözlük arayışını bekliyordu. Kocası telaşla oradan oraya koşarken,
“2075 yılında bir gözlüğe takıldığın için bu kadar önemli bir toplantıya geç kalacak olmanı umarım Albız Yeki anlayışla karşılar!” dedi sonunda dayanamayıp.
Neredeyse her şeyin mucidi olan birinin, yapay ve robot organ teknolojisinin bu kadar geliştiği bir dönemde dışarıdan kullanılan bir aparatı tercih etmesi gerçekten anlaşılır bir durum değildi.
“Yapma Bengi!” dedi Ertim bey, o yapay şeylerden herhangi birinin ailemizden hiç birinin bedenine girmesini istemediğimi biliyorsun. Ayrıca o gözlük senin alay ettiğin gibi antika bir gözlük olmadığını da biliyorsun. Sunumun tüm akışını onun hafızasına yükledim dün gece ve kafam bu kadar karışıkken doğru anlatabilmem için ona ihtiyacım var!” dedikten sonra “Hah! İşte buldum!” diye sevinerek kapıda onu bekleyen karısının yanına geldi ve birlikte evden çıktılar.
“Projeyi teslim etmeye hazır olduğun halde neden bu kadar kaygılı olduğunu anlayamıyorum!” dedi Bengi hanım
“Teslim edemeyebilirim!”
“Bitirdiğini sanıyordum?” dedi Bengi hanım hayretle
“Bir kaç şeyin eksik olduğunu yeni fark ettim. Tüm dünyada uygulanacak bir projenin kusurlu olmasına izin verirsem, beklenen tüm o ayrıcalıklara ve bize ne olur düşünebiliyor musun?”
“Bu saçma düzen ve ayrıcalıklar için kendini heba etmeni hiç anlayamıyorum zaten!” dedi Bengi hanım sıkıntıyla
Ertim bey karısına sevgiyle bakıp, “Merak etme!” dedi yumuşak bir sesle.
“Kızımın geleceğinden başka bir merakım yok artık!” diye devam etti Bengi hanım. Vakfa geldiklerinde, artık sabırsızlanmaya başlayan Albız Yeki’ye Ertim beyin giriş yaptığı haberi hemen ulaştırıldı. Bengi hanım kendi görev yerine giderken Ertim bey de arkadaşı ve vakfın başkanı olan Albız Yeki’nin odasına yöneldi.
“Gelmeyeceksin sanmaya başlamıştım!” dedi Albız Yeki, Ertim bey içeri girer girmez.
“Kusura bakma evden çıkarken biraz oyalandım!”
“Bu defa tamamladığını düşünüyorum artık. Komite ile hologram toplantısı için bilgi vereceğim. Başkan temsilciye haber vermek için bu görüşmeyi bekliyor”
“Albız bu çalışmanın önemini biliyorsun, ben de kazanılacak ayrıcalıkların önemini biliyorum. Bu kadar aceleye getiriliyor olması içime sinmiyor. Ne kadar çalışırsam çalışayım, bu kadar kısa zamanda gözümden kaçan bir şey yine de buluyorum!”
“Yine süre istemeyeceksin herhalde!” dedi Albız Yeki sıkıntıya gözlerini kısarak, “Dostluğumuzun sağladığı tüm ayrıcalıkları kullandığının farkındasındır herhalde ama bu konu benim yetkimle sınırlı değil!” derken sesini biraz da yükseltti.
Ertim Kağan bir şey söylemeden sunumunu ekrana yükledi ve tamamladığı kısmı, riskli gördüğü konuların altını çizerek anlatmaya başladı. Albız Yeki onun projeyi teslim etmemek için kasıtlı olarak oyalandığından neredeyse emindi artık. Ertim Kağan’ın tüm çalışma dosyaları, laboratuvarı, ailesi sürekli takip ediliyordu. Ne kadar iyi bir bilim insanı olursa olsun, iyi bir oyuncu değildi. Her zaman bilimde çağ atlayan icatlarına rağmen, klasik hayat anlayışı, idealist bakış açıları ile öne çıkardı. Etik değerlere son derece bağlı ve dürüst bir insandı. Komitenin pek tercih ettiği bir profile sahip olmasa da mevcut seçenekler arasından en iyi o olduğu için seçilmesine Albız Yeki aracılık etmişti. Şimdi oyalanıp durmasının hesabını da bu seçiminden dolayı o veriyordu. Birbirlerinin satır aralarını okuyabilecek kadar uzun yıllardır tanıştıklarından profesörün bir şeyler sakladığından adı kadar emindi. Proje bitmişti ama o teslim etmek istemiyordu.
Sunum sona erince, Ertim Kağan “Kararı sana bırakıyorum!” diyerek arkadaşını başıyla selamlayıp odadan çıktı ve hızlı adımlarla laboratuvarına doğru yürüdü. Son yedi sekiz yıldır Albız Yeki çok değişmişti. Başlarda onun üzerindeki sorumluluğun ağırlığı yüzünden depresif davrandığını ve olaylara doğru bakış açısı ile yaklaşamadığını düşünüyordu ama sonra dostundaki değişikliklerin neredeyse başka birine dönüşmüş olacak kadar keskin olduğunu fark edince daha temkinli davranmaya başlamıştı. Albız’ın da ona karşı temkinli ve şüpheli davrandığını biliyordu. Yine de karısının söylediği gibi kızlarının güvenliği için sisteme ayak uydurmak ve düşüncelerini kendilerine saklamak zorundaydılar. Ertim Kağan, dostunu ikna edemediğinin farkında olarak laboratuvarına varmışken, Albız Yeki, Başkan ile konuşuyordu. Başkan projenin tamamlandığından eminse artık onu gözden çıkarmanın zamanı geldiğini söyledi. Ne yapıp edip, bir kaç gün içinde projenin tam halini komiteye teslim etmek istiyorlardı. Diğer ülke temsilcilerinin de benzer projeler sunmaya hazırlandıkları kulislerde dolaşmaya başlamıştı. Bu defa önce harekete geçip, bekledikleri ayrıcalıkları ve tabi düzen dışı yaşamı ele geçirmeleri şarttı.
Albız Yeki’nin değişimi konusunda Ertim bey yanılmıyordu. Sekiz yıl önce komiteye sürekli direnç gösterdiği için gerçek Albız Yeki yok edilerek, klonu (kopyası) yerine getirilmişti. Hafıza aktarımı konusunda ilerleyen teknoloji sayesinde, göreve gelir gelmez, gerçek Albız Yeki’nin bıraktığı yerden tüm hayatını devralan klon, kendisi gibi klon olan Başkan’dan emir alıyordu. İki bin elli yılından sonra kurulan yeni dünya düzeni tüm ülke temsilcilerinden oluşan küresel komite tarafından yönetiliyordu ve komite liderleri ve her alandaki dinamikleri kontrol edebilmek için bir çok kademeye klonlar yerleştirmişti. Son yirmi beş yıldır komite açısından sorunsuz ilerleyen düzenin arka planında çok az kişinin bildiği, zaman zaman bazı konular ortaya atılsa da, asilerin ürettiği komplo teorileri olarak etiketlenip, değersizleştirilen farklı bir sistem işliyordu.
(devam edecek)