O akşam yemekten sonra ailesi ile çay içerken televizyonda Atlas’ı gören İbrahim neye uğradığını şaşırdı ve elindeki bardaki yere düştü.
Kerime hanım ve Nurullah bey soru dolu gözlerle ona dönünce, İbrahim’in yüzünde beliren çarpık ifadeyi gördüler.
“İbrahim?” dedi babası kendine gelmesi için, ağabeyleri ve kendi aralarında kaynatan yengeleri de fark edip ona bakıyorlardı.
“Bu o işte!” dedi İbrahim aptal aptal, “Efsun’un kuzeni bu!”
“Atlas Kataroğlu mu Efsun’un kuzeni?” dedi Kerime hanım şaşkın şaşkın.
“Bana adının Mehmet olduğunu söyledi ama adım kadar eminim bu o!”
“Efsunların evinde mi saklanıyormuş yani bunca zaman?” dedi avukat yenge hayretle. Bütün aile İbrahim’in söylediği şeyden emin olup olmadığını anlamak istiyordu.
“Benzetmiştir bu salak!” dedi ağabeylerinden biri. İbrahim ters ters baktı ağabeyine ama kendisi de şaşkındı.
Efsun’un Kamil beyin getirdiği boşanma kağıtlarını imzalayıp teslim ettiğinden henüz haberi yoktu ailenin. O akşam kimse İbrahim’e inanmadı veya inanmak istemedi ama o Mehmet dedikleri o adamın Atlas Kataroğlu olduğundan adı kadar emindi. Tabi karısının kuzeni olmadığından da. Öfkeyle kalktı ve arabasına binip doğruca Zarife’nin evine geldi. Atlas henüz bir ev bulamadığı için akşamları oraya geliyordu ama nerede kaldığından kimseye bahsetmiyordu. Televizyonda ortaya çıkan zengin çocuğunun, komşularının evinde kalan yeğeni olduğunu da kimse fark etmemişti.
Kapıyı Zarife açtı, İbrahim’i karşısında görünce şaşırdı biraz. Boşanma kağıtlarını bir gün önce imzalamıştı Efsun, mahkeme bu kadar hızlı hazırlanıp, İbrahim’e haber vermiş olamazdı herhalde.
“Bana yalan söylediniz!” dedi İbrahim sinirle, “O herifin kim olduğunu öğrendim!”
Kapıdan ses yükselince masa hazırlanmasına yardım eden Atlas fırlayıp çıktı hemen.
“Kimmişim?” dedi Zarife’nin önüne geçip.
İbrahim televizyonda gördüğü adamı karşısında görünce dudaklarını ısırmaya başladı, “Yanılmıyorum işte sensin o!” dedi hırıldar gibi.
“Ne olmuş onu söyle?” dedi Atlas.
“Sen benim karımın yanında saklandın bunca zaman ve beni aptal yerine koydunuz! Kuzen öyle mi?”
Efsun da şaşkın gözlerle Atlas’ın arkasından İbrahim’e bakıyordu.
“Geceleri de koyun koyuna mı uyudunuz ha?” dedi İbrahim iyice saçmalayarak, ailesi de ona inanmayınca hırsından beyni dönmüştü.
“İbrahim ne saçmalıyorsun sen?” dedi Efsun bu defa sinirle ama Atlas onun öne geçmesine izin vermedi. Koluyla önünü kesti “İbrahim şimdi gitmezsen polis çağıracağım!” dedi bir diğer eliyle onu kapının ilerisine iterken.
“Ben onun kocasıyım, asıl ben polis çağıracağım ve karımı burada senin alıkoyduğunu söyleyeceğim! Tehdit mi ettin onları ha söyle?”
“Sen beni katillerle karıştırıyorsun herhalde, burası Efsun’un annesinin evi! Kimse onu zorla alıkoymuyor! Bir gece vakti ağlayarak geldi buraya senin yanından! Sen ona koruyamadığın ve sahip çıkamadığın için anladın mı!”
“Yuh!” dedi İbrahim, “O gece de mi buradaydın sen? Tamam bu defa bitti bu iş, dava açacağım ikinizi de rezil edeceğim. Demek o dik tavırlarının nedeni buymuş!”
“Biz davayı açtık sen yorulma!” dedi Atlas ve İbrahim’i iyice geri iterek kapıyı suratına kapatıverdi.
İbrahim hırsı ve ağzında biriken sözleri ile kapıya baktı bir süre ve tekmeyi savurup hırsla dönüp gitti. Aynı hırsla babasının evine girdiğinde aile hâlâ bir arada dizi seyrediyordu. Anlattıkları bitince, “Seni Atlas Kataroğu ile mi boynuzluyormuş yani?” dedi yengelerden biri, herkesin ağzı bir karış açık kalmıştı.
“Bir güvendiği olduğu belliydi!” dedi diğer yenge.
Nurullah bey ters ters bakınca sustu hepsi birden, bir şey diyecek gibi yaptı ama demeden sinirle kalkıp odasına gidince İbrahim’in etrafını sarıp kaldıkları yerden sarmaya devam ettiler. Kerime hanım şoka girmişti duyduklarına.
“Nerede tanışmışlar?” dedi hayretle.
“Anne konu bu mu?” dedi İbrahim, “Dava açmış bir de!”
“A!” sesi yükseldi salondan.
Mahkemede İbrahim iddia ettiği hiç bir şeyi ispatlayamadı tabi. Ailesine saldıranlar ve azmettirenlerin davası devam ediyordu ama Kamil beye göre uzun süre gün yüzü görmeleri mümkün olmayacaktı. Şirketin kapanış ve yeniden kuruluş işleri devam ederken, Atlas sonunda istediği gibi bir ev bulabilmişti. Ailesinin evine bir süre daha girmeyeceğini bildiği için kapısını kapattırıp öylece tutmaya karar verdi.
Kamil bey Efsun’un avukatlığını üstlenmişti, İbrahim karısını bir kez daha göremeden tek celsede boşanmak zorunda kaldı. Çocukları olmadığı için nafaka olmayacaktı ve Efsun da ayrılmaktan başka bir şey talep etmiyordu.
Boşanmayı kutlamak için Atlas anne kızı güzel bir restoranda yemeğe götürdüğünde Zarife’nin mutluluktan gözleri parlıyordu. Kızı nihayet o aileden kurtulmuş, içindeki sıkıntı ve korkular da uçup gitmişti. İbrahim’e geri dönecek diye gecelerce uyku uyuyamamıştı. Kızını o adamdan kurtarmaya yardım ettiği için Efsun’un olmadığı yerlerde sürekli Atlas’a teşekkür ediyordu. Efsun’da onca acısına ve başına gelenlere rağmen Atlas’ın onları aileden biri gibi korumasından çok mutluydu ve onun sayesinde doğru kararı verdiğini de biliyordu.
“Kısa zamanda birlikte çok şey atlattık!” dedi Atlas o gece, “Zarife teyze arabamın önüne çıktığında aramızdaki bağın buralara geleceğini, başımıza gelecekleri tahmin bile edemezdik ama hayat neler yaşattı!” dedi hüzünlü bir sesle, “Annem ve babam burada olsalar eminim onlar da sizi en az beni kadar severlerdi!”
“Ah güzel oğlum benim, yattıkları yer nur olsun!” dedi Zarife.
“Artık güzel günler görelim Zarife teyze!” diyerek gülümsemeye çalıştı Atlas, gerçekten bu ana kız olmasa o da hayatta kalamaz ve böyle hızlı toparlanamazdı. Kendi hayatlarını riske atıp onu korumak için ellerinden geleni yapmışlardı. Zarife’yi gerçekten teyzesi gibi seviyordu artık, Efsun’u ise kuzenden biraz farklı sevdiğini hissediyordu ama her şey o kadar karışıktı ki, herkesin zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyordu.
“Evi buldum nihayet ve aldım!” dedi sevinçle, “Yarın sizi oraya götüreceğim, yerleşirken bana yardım etmeniz gerek!”
“Harika!” dedi Efsun, “Yeni hayatın harika olacak!”
Atlas’ın yeni evini beraber döşeyip, yerleştirmeye karar verdiler o akşam, Atlas bütün planlarını o gece anlatmak istemediği için başka bir şey söylemedi. Ertesi gün Kamil beyle işlerini halledip sonra onları eve götürecekti.
Atlas’ın arabası bir apartman yerine çok güzel bir bahçenin önünde durunca Zarife ile Efsun birbirlerine baktılar.
“Burası mı?” dedi Efsun.
“Evet!” diyerek arabadan indi ve Zarife’nin kapısını açtı Atlas.
“Oğlum hani kocaman bir evde oturamam diyordun!”
“Oturamam!” dedi Atlas ve bahçe kapısını açıp onları içeri soktu.
Ağaçlı kısa bir yolun ilerisinde küçük sade bir ev görünüyordu. Bakımlı bahçeye ulaştıklarında, evin çalışanları gelip onları karşıladılar.
“Bu insanlar daha önce de ailemle çalışıyorlardı!” diye açıkladı Atlas.
Zarife ve Efsun hayran hayran etraflarına bakıyorlardı. Atlas eve gireceğine yan tarafından arkaya dolaşınca onlar da peşinden gittiler. Evin arka bahçesine ulaşacaklarını zannederken, hemen sırtına birleşik ikiz bir ev daha olduğunu görünce şaşırdılar.
“Hangisi?” dedi Atlas sevinçle el çırparak.
“Ne demek hangisi?” dedi Efsun, satın almak için birini seçmelerini istediğini sanmıştı, “Aynı bahçede başkaları ile mi yaşayacaksın?
“Evet!” dedi Atlas yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
“Oğlum iyi insanlar mı bunlar, bu kadar iç içe?” dedi Zarife de merakla.
“Çok iyiler Zarife teyze, dünya tatlısı insanlar!”
“E zaten birinde onlar yaşamıyor mu neyi seçiyoruz?” diye araya girdi Efsun.
“Hangisinde yaşamak istediğini seçiyorsun küçük hanım, o insanlar sizsiniz!”
“Ne?”
(devam edecek)