Gönül Bağı – Bölüm 25

Kamil bey savcılığa verilmesi istenilen dilekçeyi okurken öyle şaşırmıştı ki, adını bile bilmediği kadının kaçıp gittiğini fark etse bile durduramadı. Toparlandığı halde yeniden masasına geçip Yalçın beyin notlar yazdığı hesapları ve belgeleri inceledi. Yalçın bey ölmeden önce ona bir mesaj yollayıp önemli bir konuda konuşmak istediğini söylemiş, arkasında da bu acı olay olunca Kamil bey konunun olanlar ile mi ilgili olduğunu sorup durmuştu kendine. Yalçın beyle gençlik yıllarından beri tanışıyorlardı. Neredeyse bir ömür beraber çalışmışlar, bir çok zamanı beraber atlatmışlardı. Diğer ortakları da uzun süre tanıma şansı olmuştu ama bu yazılanları yapabildiklerini okumak onu çok şaşırtmış ve ürkütmüştü. Yeniden şirket bilgilerine erişim izni yoktu. Ancak bu dilekçe ile tüm şirket belge, bilgilerinin ve tırların taşıdıkları yükün incelenmesi sağlanabilirdi. Atlas’ın hayatta olmasına da sevinmişti şaşkınlığı azalıp, evrakları inceledikten sonra hemen numarayı çevirdi. Atlas’ı o numaradan arayacak henüz kimse olmadığından telefon çalar çalmaz açıldı.

“Atlas?” dedi Kamil bey

“Kamil amca benim!” dedi Atlas, “Gönderdiklerimi inceleyebildin mi?”

“Evladım başınıza gelenlere o ne kadar üzüldüm anlatamam. İnceledim. Sen güvende misin, istersen gelip seni alabilirim. Bizim evde rahat edersin! Neredesin?”

“Ben iyiyim Kamil amca, güvendeyim de merak etme!”

“Tamam öyle diyorsan!” dedi Kamil bey ısrar etmek istemedi, “Bu yazdıkların doğru mu?”

“Babam anlattı öldürülmeden önce!” dedi Atlas, “Seninle yüz yüze görüşmek isterdim ama şimdi mümkün değil. Beni arıyor olmalılar!”

“Yazılanlara bakılırsa arıyorlardır! Ben yarın hemen savcı ile görüşmeye gideceğim merak etme!”

“Tanıdığın biri mi?”

“Hem tanıdığım, hem de güvendiğim biri! Şirketten bunların aleyhine tanıklık edecek bildiğin birileri var mı?”

“Maalesef! Bu işlerle babam ilgileniyordu biliyorsun, ayrıca bu noktada kimseye güvenemem!”

“Haklısın! Ben savcı ile konuşup sana haber vereceğim!”

Zarife ve Efsun adamın ne söylediğini merak ettiklerinden Atlas’ın yüzünden anlam çıkarmaya çalışıyorlardı. Telefonu kapatıp, Kamil beyin yarın savcılığa gideceğini söyledi. Zarife’nin ertesi gün iş günü olduğundan Efsun kalacaktı Atlas’la evde. Önemli bir gelişme olursa Zarife’yi arayıp haber vereceklerdi. Komşuların bir kaçı girip çıkarken Efsun’u görmüş, sormuşlardı. Zarife’de zaten yeğenim geldi diye yalan attığından, o da kuzeni ile vakit geçirmeye geldi, kocası yurt dışında deyiverdi. Kızının evliliğinin ne olacağı henüz belli değilken, kimseye bir şey söylemek istemiyordu.

Efsun evde ayrılalı üç gün olmuştu ve İbrahim’i ne aramış, ne de sormuştu. Her akşam annesinin meraklı bakışlarından bıktığı için o sabah gidip karısı ile bir kez daha konuşmaya karar verdi. Bu kadar inat etmesini gerekecek ne olduğunu anlayamıyordu. Evdekilere bir şey söylemeden sabah doğruca Zarife’nin evine geldi. Karısının buradan başka gidecek yeri olmadığını zaten biliyordu. Arabadan ineceği sırada Zarife’nin evden çıktığını görünce saklandı. Annesi gittiğine göre karısı ile yalnız başına konuşabilirdi.

Atlas gece geç uyuduğu için henüz uyuyordu. Efsun annesi ile uyanmış, birlikte kahvaltı etmişlerdi. Annesi çıktıktan beş dakika sonra kapı çalınınca, bir şey unutup geri geldiğini sandı ve Atlas uyanmasın diye sekerek kapıya koştu ve açtı.

“İbrahim?” dedi şaşkınlıkla.

“Ne oldu kocanı görmeyi beklemiyor muydun?” dedi İbrahim alaycı bir sesle.

“Hayır ondan değil..” demeye kalmadı, İbrahim ayakkabıları ile girdi içeri

“Anneni gördüm az önce çıktı, konuşmamız gerekiyor!” diyerek içeri yürüyünce kanepede yatan Atlas’ı fark etti.

“Bu da kim?”

“Seni ilgilendirmez!” dedi Efsun.

“Ne demek ilgilendirmez?” diyerek diklendi İbrahim karısına dönerek.

“Kuzenim rahatladın mı?” diyerek mutfağa yürüdü, konunun Atlas olmasını istemiyordu. İbrahim onun kim olduğunu anlarsa asla çenesini tutmazdı.

“Ne kuzeni? Hani babanın akrabaları ile görüşmüyordunuz?”

“Annemden kuzenim! Niye geldin sen?”

Efsun’un dik tavırlarından gerilen İbrahim sakin konuşmaya karar vererek gelmiş olsa da kendini kontrol etmekte zorlanıyordu.

“Niyetin ne senin?” dedi karısının kolunu tutup, “Seni almaya geldim!”

“Almaya mı? Kesinlikle olmaz!” dedi Efsun, “Aynı koşullarda o eve dönmem mümkün değil artık!”

“Ne varmış koşullarında, her istediğin yapıldı, her şeye sahiptin? Neyin eksikti acaba? Beni aileme karşı mahcup ettin? Daha ne istiyorsun?”

“Saygı!” dedi Efsun, “Tek istediğim biraz saygı!”

İbrahim sakin olmak istediğini göstermek ister gibi derin bir nefes aldı, “Saygı demek, saygısızlık yaparak mı saygı bekliyorsun Efsun, konuşabilecekken çekip gitmeyi tercih ediyorsun. Senin bu evliliğe ya da bana gösterdiğin saygı bu mu?”

O sırada seslere uyanan Atlas, ne olduğunu anlamak için çarşafı beline dolayıp mutfağa geldi.

“Günaydın Mehmet!” dedi Efsun kaşlarını kaldırıp ona işaret etmeye çalışarak.

“İbrahim bak bu kuzenim Mehmet!”

“Memnun oldum!” diyerek elini uzattı Atlas, onun kim olduğunu anlamak için müneccim olmaya gerek yoktu.

İbrahim şüpheyle bu yakışıklı uzun boylu adama baktı ama yine de uzattı elini.

“Sizinle hiç karşılaşmadık!” dedi üstten bir tavırla.

“Ben buralarda değildim!” dedi Atlas. Zarife olur biri ile karşılaşmak zorunda kalırsa yurt dışında yaşayan kız kardeşinin oğlu olduğunu söylemesini istemişti ondan.

“Düğüne de gelmedin?” dedi İbrahim

“Annem rahatsızdı!” dedi Atlas hemen.

İbrahim “Karımla konuşmaya geldim! Yani izin verirsen!” deyince, Atlas’ın gözleri İbrahim’in Efsun’un kolunu sıkıca kavramış eline kaydı ve kıpırdamadı. İbrahim mesajı almış karısının kolunu bırakmıştı.

“Ben içerideyim!” dedi Atlas Efsun’a ve dönüp salona gitti yeniden.

“Haydi!” dedi İbrahim “Evde konuşuruz!”

“İbrahim seninle gelmiyorum. Bu şartlarda olmaz!” dedi Efsun yeniden.

“Ne? Neden olmaz? Ne istiyorsun?”

“Ayrı bir eve çıkalım istiyorum!”

“Ne?”

“İbrahim bak ailen benden haz etmiyor bunu inkar edemezsin!”

“Saçma!” dedi İbrahim, “Sen onlardan haz etmiyorsun daha çok!”

“Ayrı bir eve çıkarsak, ikimiz çok daha mutlu olabiliriz!”

“Sen evine dönüp biraz çaba göstermeyi denesen zaten mutlu olacağız!”

“İbrahim ne çabasından bahsediyorsun, sürekli hor görülüyorum ben o evde, hepiniz bana dünyadan haberi olmayan bir cahilmişim gibi davranıyorsunuz! Ne ben ne de annem sizin sandığınız gibi değiliz!”

“Bak Efsun bu konulara yeniden dönmek istemiyorum. Sen benim karımsın ve eve döneceksin!”

“Dönmezsem ne olacak?” dedi Efsun sinirine halim olamayıp.

İbrahim, Atlas’tan çekindiğinden sesini küçülterek yaklaştı karısına, “O zaman görürsün!” dedi tehdit eden bir sesle, “Bu sefil hayata geri mi döneceksin?”

Efsun daha başka bir şey söylemenin faydası olmayacağını anlamıştı, kocası buraya sorun çözmeye değil, onu baskı altına sokarak aynı şartlara geri götürmeye gelmişti. Aslında içten içe onunla barışıp yeniden deneyebileceklerini düşünmüştü günlerdir ama şimdi bu tavırlar derin bir hayal kırıklığı daha yaratırken, öfkesini de arttırmıştı.

“Bu sefil evden gitmeni istiyorum şimdi, seninle gelmeyeceğim!” dedi Efsun.

“Son kez söylüyorum!” dedi İbrahim, o da kontrol edemeyip sesini yükseltmişti, “Bu kapıdan çıkınca bir daha seni ne ararım, ne sorarım. Senin de dönebileceğin bir evin veya kocan kalmaz anladın mı? Sabrımı zorlama benim?”

“Ne olur zorlarsa?” dedi Atlas’ın sesi hemen arkasından.

“Sen karışma arkadaşım!” dedi İbrahim burnunun dibine kadar sessizce gelen bu iri adamdan geri adım atarak.

“İsmim Mehmet!” dedi Atlas, “Kuzenimin söylediklerini duydun, sen ve ailen ondan özür dilemez, evinizi ayıracağınızı garanti etmezseniz asla geri gelmeyecek!”

“Sen dağdan geldin bağdakini mi kovuyorsun, hayırdır? Daha dün ortaya çıkmışsın, karışma karımla benim aramdaki mevzuya!” dedi İbrahim diklenerek.

(devam edecek)

Yorum bırakın