Gönül Bağı – Bölüm 24

“Dur sen!” diyerek yeniden içeri gitti Zarife, ütüyü fişten çekip, Atlas’a beklemesini söyledi ve terliklerini giyip dışarı çıktı. On beş dakika sonra elinde bir düz üstü bilgisayarla geri gelip “Bu işini görür mü?” diye sordu. Komşuların çocuklarının ödev yapsınlar diye alınan bilgisayarlarını kısa bir süreliğine ödünç almıştı. Merak edip sormasınlar diye memleketten yeğenim geldi ona lazım diye açıkladı. Eninde sonunda Atlas’ı da, Efsun’u da fark edeceklerdi. Atlas hemen bilgisayarı fişe takıp açtı ve diski yuvasına takıp, heyecanla dosyaları açtı. Zarife ne yaptığını anlamadığı için onu kendi haline bırakıp, ütünün başına dönmüştü.

Efsun eve geldiğinde Atlas babasının dosyalarda ne bulduğunu çözmüş, kıyafetlerini giyinmiş, oturuyordu. İçeri girince ne söyleyeceğini bilmediği için “Görev tamam!” diyebildi sadece.

“Atlas’ta bir şeyler buldu sen yokken!” dedi Zarife konuyu çok derinleştirmemek için, Atlas Efsun gelmeden diski ve içindekileri ona anlatmıştı. En azından savcılığın babasının yaptığı gibi takip edebileceği izler vardı bu diskin içinde, sözünden fazlası ile gitmesi iddiasını doğrulayacaktı.

“Yeterli olacak mı?” dedi Efsun, bu güçlü insanların kendilerini aklamak için yapabileceklerini az çok tahmin ediyordu.

“Olacak bence, babam epeyce notlar almış!” dedi Atlas, “Bu gün için sana çok teşekkür ederim! Kendi sıkıntılarını bırakıp, bana destek olmak için uğraşıyorsun!”

“Yok canım!” dedi Efsun, “Ben sadece..! Neyse!” dedi sonra, Atlas’ın ailesini katleden o pis insanları cenazede görmüştü. Hepsi tabutların başında o kadar acılı ve üzüntülü görünüyorlardı ki midesi bulandı ama Atlas’a bunlardan bahsetmeyi düşünmüyordu.

“Diski savcılığa mı vereceksin doğrudan?” dedi konuyu değiştirmek için

“Hayır! Çıktılarını almalıyım!” dedi Atlas, yarın sabah halletmeyi düşünüyorum.

“Bu halde mi gideceksin?” diye karşı çıktı Efsun, “Zorlarsan dikişlerin patlar!”

“Size daha fazla yük olmak istemiyorum!”

“Nereye gideceksin peki?”

“Bilmiyorum, belki basit bir otele yerleşirim savcılığa şikayette bulunur, biraz daha saklanırım!”

“Saklanmak mı? Otelde mi?”

“Sizi daha fazla bu olaya ortak edemem! Saklanmak da istemiyorum zaten, bu heriflerin bir an önce cezalarını bulmalarını istiyorum!” diye gürleyerek ayağa kalktı Atlas ama kendini kasınca dikişleri acıyınca yerine oturdu yarasını tutarak.

“Ne oluyor?” diye mutfaktan koşup geldi Zarife.

“Otele gidecekmiş!” dedi Efsun. Onun da sinirleri o kadar bozuktu ki Atlas gibi sesini ve duygularını kontrol edemiyordu bazen.

İkisinin de gergin hallerine bakıp ne diyeceğini bilemedi Zarife, sonra kızına “Sen şu yemeklere bak haydi, ben konuşayım!” diyerek içeri gönderdi Efsun’u.

“Özür dilerim!” dedi Atlas, Efsun kalkınca, “Ben özür dilerim!” dedi Efsun ve gitti içeri.

“Zarife teyze ne yapayım sen söyle?” dedi sonra “Bekledikçe delilleri ortadan kaldırabilirler, burada saklanmaya devam edersem kendimi korkak gibi hissedeceğim!”

“Aptallıkla cesaret aynı şey değil!” dedi Zarife sakince, “Savcılığa bir an önce gitmek konusunda sana katılıyorum ama otel olmaz Efsun haklı!”

İçeride kafasına takılan Efsun geri geldi mutfaktan, “Tamam! Bak! Ben yarın gider bu dosyaların çıktısını alırım bir yerden, sen şimdi o bilgisayar elindeyken bir dilekçe yaz! Savcılığa yani. Sonra ben gidip onu savcılığa vereceğim!”

“Senin benimle ilgin olduğun apaçık ortaya çıkacak böylece!”

“Ne yapalım o zaman?”

“Ben dilekçeyi yazacağım ve sana bir isim söyleyeceğim ona gideceksin!” dedi Atlas.

“Sen bu isme güveniyorsan anlaştık!” dedi Efsun.

Atlas babasının eski bir arkadaşı aynı zamanda da avukatı olan Kamil beyi düşünmüştü dosyaları teslim etmek için, Kamil bey emekli olmadan önce şirketin de avukatlığını yaptığı için dosyalardaki açıkları onlardan daha iyi anlayacaktı muhtemelen. Ayrıca dilekçede yapılması gereken bir düzeltme varsa onları da yapabilirdi.

Efsun onun oturmasına izin vermediğinden hemen bilgisayarı kucağına alıp, onun söylediklerin yazmaya başladı. İkisi birden bir kaç saat dilekçeyi tekrar tekrar düzelttikten sonra son haline getirip, diske kopyaladılar. Her ihtimale karşı da internet üzerinden birden çok yedek aldıktan sonra, Zarife bilgisayarı geri götürüp teslim etti.

Sonra saat geç olana kadar olabilecekleri konuşup gözden geçirdiler. Her şey içlerine sinince, kendilerini daha iyi hissetmeye başladıklarını Zarife yüzlerinden görebiliyordu.

Efsun ertesi sabah erkenden kalktı, yakındaki bir kırtasiyeye gidip, disktekilerin birden çok çıktısını ve büyük bir zarf alıp geri geldi. Avukatın dosyanın gerçekten Atlas’tan geldiğine inanması için Atlas kendi el yazısıyla bir not hazırladı. Olanlar zaten dilekçede yazıyordu.

“Avukat sana nasıl ulaşacak peki?” diye sordu Efsun bu kez, Atlas’ın telefonu yoktu, Efsun ya da Zarife’nin bu olaya dahil olmasını istemediğinden onlara ait bir numarayı vermeyi kabul etmiyordu. Kredi kartlarını kullanıp bir telefon satın almak da istemiyordu. Sonunda Zarife kocasının evlenirken taktığı bileziği kolundan çıkarıp, uzattı ikisine.

Atlas kabul etmek istemese de her şey yoluna girince Zarife’ye bir bilezik alabileceğini söyleyip onu ikna ettiler. Efsun öğlen olmadan yine çıkıp bir kuyumcuya gidip, bileziği bozdurdu. Haberleşecek bir telefon almaya yetecek kadar para etmişti bilezik. Ancak hattı kendi üzerine almasına Atlas izin vermediği için onunla gitmeleri gerekiyordu. Eve gelip, Atlas’ı tutarak arabasına götürdü ve birlikte bir telefon ve geçici hat alıp geri geldiler. Atlas, Kamil beye yazdığı notun altına telefon numarasını da ekleyince, Efsun ertesi günü bekleyemediği için yine gidecekti ki, Zarife “Ben gideyim!” diyerek ona engel oldu. Aslında kızının bu işe karışmasını istemediği için bunu söylemişti. Atlas bu adama ne kadar güvense de, işin içinde kimin olup olmadığı belli olmazdı. Gençlerin aklına bu konu hiç gelmediğinden onlara bahsetmedi ve Efsun’un yorulduğunu söyleyerek kendi gideceğine onları ikna etti ve giyinip, zarfı ve adresi alıp evden çıktı.

Zarife, Kamil beyin ofisine vardığında, Kamil bey çıkmaya hazırlanıyordu. Şirketten ayrılmış olsa da, oğlu ile açtıkları avukatlık bürosunda danışmanlık yapmaya devam ediyordu. Zarife’yi görünce müşteri sandı, oğlu karısının doğum günü olduğu için erken çıkmıştı. Yarın gelmesinin daha uygun olduğunu söyleyince Zarife müşteri olmadığını söyledi ama adama güvenemediği için konuya nasıl gireceğini bilmiyordu.

“Neden geldiniz o zaman?” diye sordu Kamil bey onun çekimserliğini fark edince.

Zarife “Yakın zamanda öldürülen iş adamı Yalçın beyi tanıdığınızı söylediler!” deyince, Kamil beyin dikkatini hemen çekti bu sözleri.

“Siz kimsiniz?”

“Ben bir tanıdıklarıyım, başlarına gelenlere çok üzüldüm.”

“Olayla ilgili bir şey mi biliyorsunuz?”

“Ben de size soracaktım?” dedi Zarife bozuntuya vermeden, “Oğulları kayıpmış diye duydum!”

“Atlas!” diye iç geçirdi Kamil bey, “Umarım iyidir! Kimse ona ulaşamıyor! Buraya bunları sormaya mı geldiniz?”

“Hayır!” dedi Zarife ama adamdan nasıl emin olacağını kestiremediği için bir türlü konuya giremiyordu.

Kamil bey elini iki yana açıp ona bakınca, “Tamam, size bir dosya getirdim bırakıp gideceğim!” diyerek dosyayı ona uzattı. Kamil bey gözlüklerini takıp, zarfın üzerine iliştirilmiş notu okudu önce ve sonra başını kaldırıp ciddi bir yüz ifadesiyle Zarife’ye baktıktan sonra dosyaları çıkardı. O dosyalara bakarken Zarife kapıdan çıkıp gitti hızlıca. Adam zaten güvenilir biriyse elindekilerle bir şeyler yapardı, daha fazla orada kalıp kendilerini de ele vermesine gerek yoktu. Kalbi çarparak eve döndüğünde rengi bembeyaz olmuştu. Efsun ve Atlas onun halini görünce peşinde birileri var sandılar ama avukatın yanından nasıl kaçtığını anlatınca onun gönüllü olduğu halde ne kadar korktuğunu anlamış oldular.

(devam edecek)

Yorum bırakın