Gönül Bağı – Bölüm 23

Zarife kızına baktı gözleri dolu dolu, hep güzel yürekliydi Efsun, kendi yaralarını unutup, Atlas için üzülmüştü yine.

Atlas “Bunu yapmak zorunda değilsin!” dedi yumuşak bir sesle, “Ben gidemedikten sonra bunun bir faydası olur mu bilmiyorum!”

“Olur!” dedi Efsun, “Sen inanırsan olur!”

“Sen inanıyor musun?”

“İstiyorum!”

Başını salladı Atlas, şoku devam etse de bu insanların da sıkıntıları olduğunu biliyordu. Hem kendi dertleriyle, hem onunla baş etmeye çalışıyorlardı. Hayatını onlara borçluydu ve şu anda güvenebileceği başka kimse yoktu. İsteseler onu ele verip, bundan çıkar da sağlayabilecekken, kendilerini onu korumak için riske atmayı göze almışlardı.

Yalçın beyin ve eşinin uğradığı bu canice saldırı iş camiasında da yankılanmıştı. Nurullah bey çok yakından olmasa da ortaklarla bir kaç kez sosyal ortamlarda karşılaşmıştı. Kerime hanım da Yalçın beyi değil ama eşini vakıf yardım etkinliklerinde görmüştü. Onlar gibi iyi insanların neden böyle bir saldırıya uğramış olabileceğine kimse bir anlam veremiyordu.

“Psikopat o kadar çok ki!” diyordu avukat gelin, “Nelerle karşılaşıyoruz büroda bir bilseniz. Sırf basında görüp gıcık olduğu için adam öldüren bir sürü insan var. Ayrıca insanlar duydukları, gördükleri şeyin doğrulundan bile emin olmadan hemen her şeye inanıveriyorlar. Sırf kendilerinden iyi bir hayat yaşıyor diye bile alakasız biri tarafından öldürülmüş olabilirler. Bu hepimizin başına gelebilir ve beni gerçekten korkutuyor!”

Herkesin yüzündeki ifadenin gerilmeye başladığı fark eden Nurullah bey girdi araya hemen, “Bu daha organize bir işe benziyor!” dedi her zaman ki otoriter ses tonuyla, “Olayı çözmek bizim işimiz değil!”

“Evet!” diyerek gelinine gülümsedi Kerime hanım, “Masamızın bereketini kaçırmayalım güzel şeylerden bahsedelim biz!”

“Haydi oğlum soğuttun yemeğini, hasta olacaksın!” dedi Kerime hanım oğluna fısıldayarak. Aralarında Efsun’un boş sandalyesi vardı sadece. İbrahim yanındaki boşluğun ağırlığını hissettiği için sessizdi. El alemin başına gelenlere hayıflanacak hali yoktu şimdi ne tanıyordu, ne de karşılaşmıştı herhangi biriyle. Annesi onunla ilgilenince daha da düştü yüzü. Kerime hanım sevgiyle baktı oğluna, “Ne olacak bu çocuğun hali?” diye düşünmeye başladı o da masada konuşulanları bırakıp. Nurullah bey “Git annesi ile konuş!” demişti ama bunu yapması için bir neden görmüyordu şimdilik. O da İbrahim gibi Efsun’un tıpış tıpış döneceğini düşünüyordu. Ayaklarına gidip de kendilerini daha da büyük görmelerine hizmet etmeye hiç niyeti yoktu. Ayrıca konuşulacaksa Zarife hanımın oraya gelmesi gerekirdi.

Efsun cenazeye en azından onun gitmesinin Atlas’ın duyduğu suçluluğu azaltacağını düşünüyordu. Atlas’ın ne cenazeye katılacak ne beden ne de psikolojik gücü vardı. O “Ben giderim” diyerek araya girmese, gitmek için ısrar edeceğini anladığı için araya girme ihtiyacı hissetmişti. Babasının cenazesinde neler hissettiğini dün gibi hatırlıyordu. Atlas’ın içindeki fırtınaları tahmin bile edemezdi.

“İstersen görüntülü arayabilirim!” dedi giderken, söylerken bile iyi bir fikir gibi gelmemişti ama yine de sordu.

“Yok canım!” dedi Zarife, Atlas’a fırsat vermeden, “Ayıp olur, hem öyle bir ortamda yapılmaz! Sen Atlas’ın kalbini götürmüş olacaksın oraya o yeterli değil mi oğlum?”

Başını salladı Atlas, gidemiyor olmayı kabul edemiyordu henüz ama Zarife teyze ve kızının haklı olduğunu biliyordu o da. Bir kaç gün daha bekleyip, daha iyi hissettikten sonra polise değil doğrudan savcılığa başvurmayı düşünmüştü ama sözlerinden başka elinde bir delili yoktu.

Cenaze gerçekten çok kalabalıktı, aileden kimse olmadığı için cenazelerin başında ortaklar ve aileleri duruyordu. Herkes Atlas’ın nerede olduğunu merak ediyordu. Memduh bey ve adamları da onu aramaya devam ediyorlardı ama henüz bir ize rastlayamamışlardı. Hastanelere, karakollara her yere bakılmıştı. Babasının kanı da üzerinde olduğundan vurulup, vurulmadığından da tam emin olamıyorlardı. Bir yerlerde ölmüş olsa cesedin çoktan ortaya çıkmış olması gerekirdi. Bir yerlerde saklanıyordu ama nerede? Memduh bey adamları gelene kadar Yalçın beyin ailesine her şeyi anlattığından emindi, zaten dinlemişlerdi. Atlas’ın ortaya çıkıp, onları ele vermemiş olmasını da anlayamıyordu. Ya gerçekten bir yerlerde ağır yaralı yatıyordu ya da cesaret edemiyordu. O ortaya çıkmadan veya polis bulmadan önce Atlas’ı bulup yok etmeleri gerekiyordu.

Polisin ve ortakların bilmediği şey Yalçın beyin şirketten ayrılırken şüphelenmesine neden olan dosyaları kopyalamış olduğuydu. Ayrıca o gün öğleden sonra sistemi tarayıp delil olabileceğini düşündüğü her şeyi taşınabilir diskine kaydetmişti. Oğlunun önüne siper olmadan hemen önce onun avucuna diski sıkıştırmıştı.

Efsun kapıdan çıktıktan sonra Zarife onun kafası dağılsın diye yaralı olarak karşılaştıkları gece kızının başına gelenleri anlattı biraz. Onu sosyal hizmetler yurdundan almışlardı ama öz evlatları olmuştu, babası sağ olsa bu çirkin ailenin kızına aldıkları bu tavrı asla hoş görmez, hatta başından İbrahim ile evlenmesine izin vermezdi bile. O kocası gibi öngörülü olamamış, Hasan’ın yaptığı gibi damadının da kızına sahip çıkacağına inanmıştı. Efsun’un yanında üzülmesin diye ağlayamadığı için Atlas’ın zihnin dağıtmak için yapmaya başladığı konuşma göz yaşlarına boğulduğu bir iç dökmeye dönüştü. Bu kez ona teselli verme sırası Atlas’taydı. Onun sarıldığı gibi yerinden zorla kalkıp, Zarife’nin yanına oturdu ve sarıldı.

“Kusura bakma oğlum!” dedi Zarife, “Seni teselli edeceğime, kendim dertlerimi sana yüklüyorum!”

Atlas derin bir iç çekip, sıkıca sarıldı bu güzel yürekli kadına, “Asıl ben sizin derdinize dert kattım Zarife teyze, sen beni affet!” diye iç geçirdi.

“Atlatacağız işte beraber, demek ki böyle olması lazımmış!” diyerek doğruldu Zarife ve göz yaşlarını sildi, “Bir hâl çaresi olacak elbet, hangi şey yerinde saymış! Yukarıda Allah var!” diyerek Atlas’ın dizine vurdu.

Atlas gülmeye çalıştı ama yapamadı. Zarife “Dur sıcak bir ıhlamur yapayım ikimize de iyi gelir!” diyerek kalkınca, o da uzandığı kanepeye geçti. Zarife ve Efsun üzerindeki kanlı kıyafetleri çıkarmışlar, evden bir şeyler uydurup giydirmişlerdi üzerine ama Atlas uzun boylu ve yapılı olduğundan eşofmanın bel ve paça lastiklerini kesip giydirmişlerdi altına, üzerine ise yara hava alsın diye bir şey giydirmeyip, omuzlarına evdeki en büyük hırkayı sarmışlardı. Zarife elinde sıcacık ıhlamurlarla gelince “Zarife teyze benim kıyafetlerim nerede?” diye sordu Atlas.

“Yıkadım oğlum!” dedi Zarife çekinerek “Cebindekileri de şuraya koydum!” diyerek, konsolun üzerinde duran para ve bir kaç parça eşyayı gösterdi, “Getireyim mi? Kurumuştur! Rahat edemedin tabi üzerindekilerle!” diyerek hemen kalktı yerinden arka odaya astığı çamaşırları kontrol etmeye gitti. Kıyafetler kurumuş, lekeleri de çıkmıştı ama yaralandığı için gömleği ve atleti sağlam değildi. Yine de üstündekilerle rahat olmadığını düşünüp, pantolonu ile atleti ütülemeye karar verdi.

O içeride kıyafetlere bakarken, Atlas’ta kalkıp, eşyalarına bakmaya gitti, telefonu izini süremesinler diye yolda durunca kırıp atmıştı. Arabanın anahtarları, cüzdanı ve disk konsolun üzerindeydi. O zamana kadar aklına gelmeyen diski görünce babasının onu eline tutuşturduğu anı hatırladı. Heyecanla uzanıp aldı, mutlaka içinde önemli bir şeyler vardı. Etrafa bakındı ama bilgisayara benzer bir şey görmedi.

“Zarife teyze!” diye seslenince, Zarife ütüyü bırakıp hemen yanına geldi. Onu eşyalarına bakar görünce bir eksiği olduğunu düşündü ama Atlas “Bilgisayar var mı?” diye sordu hemen.

“Yok oğlum ne gezer?” dedi kadıncağız şaşkın şaşkın.

“Buna bakmam lazım benim!” dedi Atlas ama Zarife onun elindekinin ne olduğunu bilmediğinden yüzüne bakmaktan fazlasını yapamadı, “Bilgisayar olmadan bakılmıyor mu?” dedi sonra çaresizce.

“Yok!” dedi Atlas.

(devam edecek)

Yorum bırakın