Atlas derin bir uykunun içinde kabuslar görürken anne kız olanlar hakkında konuştular uzun uzun. İbrahim ve ailesinden arayan bile olmamıştı. Zarife söz verdikleri halde kızını üzdükleri için çok öfkeliydi. Onunla evlenmesine onay verdiği için kendine de öfkeliydi.
İbrahim karısının ailesinin yanında yaptığı pozlardan sonra çıkıp gitmesini hazmedemiyordu. Onu seviyordu ama ailesini de seviyordu. İkisi arasında bir seçim yapmak zorunda olmamalıydı. Yengelerinin hiç birinin böyle bir imada bile bulunduğunu duymamıştı. Bir eli yağda bir eli balda yaşıyorken ailesinden birazcık saygıyı esirgemek Efsun’un kibri yüzündendi.
“Herkes her şeyi kaldıramaz!” demişti yengesi yüzünce acı dolu bir gülümsemeyle.
Gerçekten de Efsun hayat değiştirmeyi kaldıramamıştı, annesine ondan ilk bahsettiğinde “Bu kız seni taşıyabilecek mi?” dediğini hatırlıyordu. O zaman anlamamıştı Kerime hanımın ne demek istediğini ama şimdi anlıyordu. Alıştığından geri duramayacak mutlaka geri gelecekti. Biliyordu karısı da onu seviyordu, ikisi de bunların yaşanabileceğini baştan konuşmuşlardı ama Efsun idare edememiş, olgun davranamamıştı. Kerime hanım Efsun’un davranışının kabul edilmez olmasa da cahilliğine ve gençliğine vermeleri gerektiğini söylüyordu. Böyle kapıyı vurup çıkmalar hoş davranışlar değildi. Karı koca oturup sorunlarını çözebilirlerdi. Bu güne değin ne oğullarından ne de gelinlerinden böyle fevri davranışlar görmemişlerdi. Meselenin aile içinde büyümeden çözülmesi gerekiyordu. Yeni gelinin yaptıklarının dünürlerin kulağına gitmesi de an meselesiydi. Hepsi seçkin aileler olan dünürlerinin duyması demek sosyal çevrelerinin en az yarısının duyması anlamına gelirdi. Nurullah beyin en sevmediği şeydi insanların ağzına sakız olmak. İbrahim bir an önce bu meseleyi çözmeliydi.
“Ya git karını geri getir bir daha tekrarlanmasın ya da bitir bu işi!” demişti özetle. Başında babası olmadan, cahil bir kadının elinde büyüyen kız böyle oluyordu demek.
Gelinler kendi aralarında bu huyların bilinmeyen soyundan da gelebileceğini konuşsalar da aile büyüklerinin yanında dile getirmiyorlardı. Soyunu böyle bir kızdan devam ettirmek isteyen İbrahim’di. Eş seçerken bu soyun onları ve soylarını da etkileyeceğini düşünmesi gerekirdi.
İbrahim bir yandan ailesinden duydukları, bir yandan hazmedemedikleri, bir yandan karısına duyduğu özlem içerisinde boğuluyordu. Efsun’un o uysal ve iyi hallerinin evlenene kadar olabileceğini hiç düşünmemişti. Evlenmeden önceki hayatındakileri bir kenara bırakıp uyum sağlamaya çalışacağını sanıyordu. En azından kocası üzülmesin diye çabalayabilirdi ama o kendinden başka kimseyi düşünmüyordu. Bencil ve kibirliydi. Günde bir iki saat ailesini idare etmek ne kadar zor olabilirdi ki? Efsun gitmeden bir kaç gün önce sorunların toparlanamadığını fark eden annesi, “Zor olanı sen seçtin oğlum! Başında seni uyardık. Hatta kızın annesi bile söyledi, kendi kızını tanımasa söyler mi, yağlı kapı bulmuşken!” demişti, “Ailenin verdiği görgü kendine kadar, Zarife hanım iyi niyetli bir insan ama tabi bir yandan da genetik var, onu değiştiremeyiz!”
İbrahim ailesinin tavırlarından bu meseleyi bir an önce çözmesi gerektiğini anlıyordu. Kendi isteyerek seçip, evlendiği kızın yaptıkları yüzünden ailesine mahcup olmuştu. Onlar da haklı olarak şimdi bu ayıbı onun düzeltmesini bekliyorlar, karı koca arasına girmek istemiyorlardı.
Yengeleri bir gece önce yemekte, “Biz de hata yapmış olabiliriz İbrahim!” demişlerdi, “Bizi tanımasına olanak vermeden şakalarımızı anlayacağını sandık! Samimiyetimizi göstermeye çalıştık, yabancı hissetmesin istedik ama demek ki amacını aşan sözler oldu bir kısmı!”
“Olur mu?” diye yanıtlamıştı İbrahim üzülerek, “Efsun’un aşması gereken çok şeyler var, sizin iyi niyetinizden şüphem dahi yok benim! Lütfen içiniz rahat olsun!”
İbrahim kendi içinde bocalayıp dururken, Efsun’un da kafası karmakarışık olmuştu. Kendini bu noktaya nasıl getirdiğini düşünüyordu sürekli. Annesinin evlenirken söylediklerini. İbrahim’i nasıl bu kadar yanlış tanımış olabilirdi. Ailesinin etkisinde olduğu için mi böyle davranıyordu? İkisi beraberlerken her şey o kadar güzeldi ki, bu kadar yanılmış olduğuna ihtimal veremiyordu bir türlü. Aslına ailesinin söylediği şeyler hoş olmasa da idare edebilirdi belki ama İbrahim’in söylediği sözler aklından çıkmıyordu bir türlü.
Üçüncü gün Atlas ayağa kendi başına kalkabilmişti. Zarife ikisinin bir köşede kendi içlerine çekilip, yüzlerinde acı dolu bir ifadeyle oturmalarına dayanamıyordu ama elinden de bir şey gelmiyordu. Kendi yaralarını elbet saracaklardı. Efsun’un her zaman yanında olacaktı, biraz kendiyle kalırsa en doğru kararı vereceğini biliyordu ama Atlas’ın durumu fenaydı. Şahit oldukları ve kaybettikleri o kadar büyüktü ki, bu genç adamın tek başına nasıl ayakta kalabileceğinden hiç emin değildi.
Atlas Memduh beyin bazı üst düzey emniyet mensupları ile arasının iyi olduğunu hatırlıyordu. Memduh beyin babası eski başarılı emniyet amirlerindendi. Vefat etmiş olmasına rağmen dürüstlüğü ve başarıları ile hâlâ emniyet camiasında anılan bir isimdi. Memduh bey de o camianın içinde büyüdüğü için kendi neslinden ve aktif görevde olan dostlar edinmişti. Yalçın bey arada sırada onun bu çevresinden bahseder, babasının disiplininin Memduh beyde de olduğunu söylerdi. Disiplinli ve sert bir adamdı Memduh bey, ketumdu. Diğer ortaklara göre kendini en çok geride tutandı, yıllardır birlikte iş yaptıkları halde ailesi ile de sosyal ortamlara pek girmezdi. Fırat bey ve Cengiz bey onun gibi değillerdi. Sosyal hayatları da ortaklık ilişkileri de ona göre daha sıcak insanlardı. Atlas düşündükçe bu insanların böyle bir işe neden ve nasıl bulaştıklarına anlam veremiyordu.
Polis ailenin tek oğlunun ortadan kaybolmasının peşindeydi. Olayla bir ilgisi olup olmadığından da emin değillerdi. Kaçırılmış ya da kaçmış olabilirdi. Evin güvenlik kameralarında yaralı olarak kaçtığı görülüyordu, komşu evlerin güvenlik kameralarına da bakılmış yan bahçeye geçtiği görülmüştü ama sonraki villanın kayıtlarında sorun olduğu için birden ortadan kaybolmuş gibi gözüküyordu. Atlas’ın arkadaşı olayın büyüklüğünü fark edince korkup, kayıtları silmiş ve bu da Atlas’ın işine yaramıştı. Ailesine arabasını bir arkadaşına ödünç verdiğini söylemiş, ailenin aklına da Atlas gelmemişti. Bir ilgisi olduğu düşünülmesin diye arkadaşını aramaya da çekiniyor ama merak ediyordu.
Atlas’ın ailesinin cenaze töreni için yapılan duyuru basına da verilmişti. Anne ve babası toprağa verilirken orada olmak istiyordu.
“Ne yapacaksın, kendini ortaya atıp, bizi de hedef haline mi getireceksin?” dedi Efsun, yaşadıklarının çok kötü olduğunu, orada olmak istediğini elbette anlıyordu ama herkes onu ararken ortaya çıkması güvenli değildi. İşin başında görünen ortağın emniyetle bağlantısını kendisi anlatmıştı. Şikayet için polise bile gitse adamın öğrenip yerini bulma ihtimali vardı. Ayrıca ortakların suçlu olduğunu gösteren herhangi bir kanıt görünmüyordu ortada. Polis soruşturmanın sürdüğünü ama bir sonuca varılamadığını söylüyordu sadece. Yüzü maskeli adamların kim olduğu ve Atlas’ın nerede olduğu meçhuldü.
“Efsun haklı” dedi Zarife sakin bir sesle, “Yaşadıkların çok zor biliyorum, onları bırakıp kaçmış olmak zaten içini yakarken, son görevini yapamıyor olmak düşüncesi seni üzüyor!”
“Evet!” dedi Atlas acıyla, Zarife sarıldı ona sıkıca, “Baban kendini sana siper ederken, cenazeye katılıp da kendini yem etmeni onaylar mıydı bir düşün!” dedi onun saçlarını bir çocuk gibi severken.
“Zarife teyze, bunları atlatabilecek miyim sence?” diye inledi Atlas. Efsun da acı dolu gözlerle izliyordu olanları.
“Atlatacaksın oğlum, izleri kalacak, acı da içinde bir yerlerde duracak sen onlarla yaşamayı öğreneceksin.”
“Önemli olan başına ne geldiği değil, onu nasıl karşıladığındır!” diye mırıldandı Efsun, bir yerlerde okuyup hep çok beğendiği bir sözdü bu. Atlas’a söylerken kendine de söylüyordu aslında, “Senin yerine ben gideceğim!” dedi sonra kararlı bir sesle, “Annen ve baban için o görevi senin yerine ben yapacağım!”
(devam edecek)