“Olmaz!” dedi Atlas onları bırakıp gitmesi imkansızdı.
Annesinin yaşayıp yaşamadığından bile emin değildi. Sürünerek babasının yanına geldi ve onu mutfağa doğru çekmeye başladı. Tam o sırada kapı hızla kırıldı ve adamlar içeri girdiler. Babasını koltuk altlarından tutmuş geri geri çekmeye çalışan Atlas, saklanmaya fırsat bulamadan ateş yeniden başlayınca, Yalçın bey son bir hamleyle doğrulup oğlunun önüne geçti ve kendini hedef yaptı. Atlas babasının bedenine giren her kurşunla nasıl sarsıldığını hissediyor ama onu bırakamıyordu. Sonunda aklını toparlayıp kendini yana doğru attı ve arka kapıdan koşarak bahçeye ulaştı. Arkasından ateşe devam eden adamlar, sokaktan siren sesleri gelince ateşi bırakıp kaçtılar.
Kesintisiz devam eden silah sesleri yüzünden komşular hemen polisi aramıştı. Atlas yan bahçelere atlayarak kendini zor kurtardı. Yan tarafından yaralanmıştı ama şokun etkisi ile acı bile hissetmiyordu. Bir yandan sarsılarak ağlıyor bir yandan kaçıyordu. Peşinden gelen olmadığını anlayınca, bir kaç villa sonra oturan arkadaşını aradı. Arkadaşı bahçeye gelip onu kanlar içinde görünce duydukları silah seslerinin onların evinden geldiğini anladı ama Atlas’ın durup bir şey anlatacak durumu olmadığı gibi adamlar yeniden peşine düşerse arkadaşını ve ailesini de riske atmak istemiyordu. Aceleyle arabasının anahtarını istedi ve hemen oradan ayrıldı.
Memduh bey adamları Atlas’ı ellerinden kaçırdığı için çok sinirliydi. Ne yapıp edip onu bulmalarını istedi. Saldırı sırasında maske kullanan adamlar, sanki etraftan sese gelen birileri gibi, polisin çevrelediği villaya geri döndüler ve Atlas’ın kaçış yolunu tahmin ederek, diğer villaların arka taraflarını kontrol ettiler ama bir ize rastlayamadılar.
Yalçın bey ve ailesinin uğradığı silahlı saldırı o akşam tüm haber kanallarında gösteriliyordu. Saldırganlar maskeli olduğundan kimlikleri tespit edilememişti. Civardaki kamera kayıtları Atlas’ın kaçışını doğruluyordu ama polis bu bilginin basına verilmesini istememişti. Ortaklar verdikleri ifadede hiç düşmanları olmadığını, olayın şokunu yaşadıklarını söylediler. Herkes Yalçın beyin ne kadar iyi bir insan ve iş adamı olduğunu bilirdi. Tehdidin, Yalçın bey ve ailesine mi yoksa tüm şirket ortaklarına mı olduğu bilinmediği için evlerine polis koruması sağlandı.
Atlas evden yeterince uzaklaştıktan sonra yan tarafındaki acıyı hissetmeye başladı. Gömleği ve üzeri olduğu gibi kan olmuştu, hem kendi kanı, hem de babasının kanı. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemiyordu. Bir hastaneye gitse onu kolayca bulurlardı. Bu kadar hızlı bir şekilde ailesini ortadan kaldırmayı göze aldıklarına göre, ortakların iyice gözü dönmüş olmalıydı. Babasının yaşamadığından emindi ama annesinin kanlar içinde koltuğa devrildikten sonra nefes alıp almadığını bile kontrol edemeden kaçmak zorunda kalmıştı. Öfkeden ve korkudan titriyordu. Aklına bir anda Zarife hanım geldi. Babasının ortakları ile o kadar uzun yıllardır yakın görüşüyorlardı ki, kime gitse tahmin edebilirlerdi ama Zarife hanım kimsenin aklına gelmezdi. Hemen arabayı çalıştırıp, yolu hatırlamaya çalıştı, bir iki yanlış sokaktan sonra evi buldu. Geçen süre boyunca kan kaybettiği içi gücünü kaybetmeye başlamıştı. İşte o sırada Efsun ile karşılaştılar.
Efsun ve Zarife korku içinde dinlediler Atlas’ın hikayesini. Atlas anlatırken katıla katıla ağladığı için toparlaması da uzun sürmüştü. Zarife donup kaldığı için, Efsun kalkıp ona bir bardak su getirdi.
“Çok zor şeyler yaşamışsınız, çok üzüldüm ailenize!” dedi
“Ah oğlum! Bunlar nasıl insanlarmış böyle?” dedi toparlanan Zarife de.
“Annemi öylece bırakıp çıktım, kurtulmuş olabilir!” diye inledi Atlas yeniden ama sabah haberlerinde ailenin uğradığı saldırıyı dinleyen Zarife acıyla başını iki yana salladı. Atlas elleriyle yüzünü kapadı. Gözlerinin önünde sürekli tekrarlanan olayları silmek istiyordu zihninden, o kadar acı çekiyordu ki ruhunda, bedenindeki acı az kalıyordu yanında.
“Takip etmediklerinden eminsiniz değil mi?” diye sordu Efsun adamlar bu kadar tehlikeliyse, annesine ve ona da zarar verebilirlerdi.
“Hayır merak etmeyin, zaten takip etmiş olsalar çoktan ortaya çıkarlardı!” dedi Atlas ellerini indirerek., anlatırken her şeyi yeni baştan yaşamış boynundaki damarlar kendini sıkmaktan şişmişti, “Polise gitmek zorundayım! O katiller cezalarını çekmeli!” diye inledi.
“Evet ama şimdi ortaya çıkarsanız polise gidemeden av olmanız daha olası. Onlar da sizi arıyor olmalı”
“Polis de arıyordur?” dedi Zarife araya girerek, “Bu adamın oğlu nerede diye kimsenin aklına gelmedi mi acaba? Televizyonda bir şey söylemediler.”
Atlas haberi kendisi de duymak istediğini söylediği için televizyonu açıp haber kanallarını aramaya başladılar ama o an için bir habere denk gelemediler.
Efsun kendi başına gelenlerin şokunu atlatamadan içine düştüğü bu olay karşısında ne yapsa bilemiyordu. Atlas haber aramaya devam ederken, annesini mutfağa çağırıp, ne yapacaklarını sordu.
“Yardım edeceğiz tabi!” dedi Zarife, “O nasıl bana yardım ettiyse ben de ona edeceğim!”
“Anne o sana yardım etmedi, sana çarptı!”
“Yine de bırakıp kaçmadı, bütün gece başımda bekledi. Ayrıca ne yapacağız onu polise mi vereceğiz. Kolayca bulup öldürsünler diye?”
“Hayır tabi ki onu ölüme gönderecek değiliz!”
“Güzel yürekli kızım senin de canın yanıyor, onun da! Anne ve babası daha dün gece gözlerinin önünde ölmüş. Bırakalım önce toparlansın. Polise sonra gider! Burada kimse bulamaz onu.”
“Haklısın!” dedi Efsun, “Onu saklamak zorundayız!”
“Benim işe gitmem gerekiyor!” dedi Zarife Atlas’ın yanına dönüp, “Efsun evde. Siz ikiniz camdan dışarı bile bakmayın ben yokken. Komşular Efsun’u burada görürlerse merak eder gelirler.”
Kimseye laf anlatacak hali olmayan Efsun “Tamam!” dedi sıkıntıyla, “Ben ona bakarım merak etme!”
Zarife tüm yorgunluğuna rağmen odasına gidip üzerini değiştirdi. Kızına da çok üzülmüştü, biraz uzaklaşıp, ikisi içinde ne yapabileceğini daha sakin düşünebilirim diye umuyordu. Yorucu bir ev değildi zaten o gün gideceği yer, öğleden sonra hemen geri gelirdi. Damadına ve ailesine söyleyecek bir çift lafı vardı kalbinde bıçak gibi duran ama onun da zamanı gelecekti elbet.
Atlas gözlerini kapatmış kendi iç seslerini dinliyordu. Anlattıklarını dinlerken pansumanı yapamayan Efsun izin isteyip çarşafı kaldırdı ve dikişli yeri temizlerken “Canını çok yaktığım için özür dilerim!” diye mırıldandı.
“Keşke canımı yakan tek şey o olsaydı!” dedi Atlas gözlerini açmadan.
Efsun bir şey söyleyemeden kalktı, onun da kafası kazan gibi olmuştu. Kanepeye oturup gözlerini kapadı.
“Beterin beteri olabileceğini göreyim diye mi?” diye sordu içinden, kendi başına gelenleri düşünmek istese de Atlas’ın yaşadıklarını aklından çıkarması mümkün değildi. Babasının bedenine giren kurşunları anlatırken öylesine yaşamış ve yaşatmıştı ki onlara, annesinin de onun da gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı.
“Başkasının yarasını sararken kendin şifa bulursun!” demişti annesi çıkarken. Atlas’a bir de sakinleştirici almaları gerekiyordu. Bunca olayı kolayca atlatması mümkün değildi. Annesine mesaj atarak eczaneden alabileceği bir sakinleştirici adı yazdı. Eğitimde ki arkadaşlarının bir iki tanesinin bu ilacı kullandığını biliyordu ve onun yanında doktora danışmışlardı. Şu anda Atlas’a zarardan çok faydası olacağından emindi. Hatta belki ona bile faydası olurdu. Atlas yeniden gözlerini açtığında kalkıp tuvalete gitmesine yardım etti sonra da, annesinin bir gün önce yaptığı çorbadan zorla bir kase içirdi.
“Bu adamları ele vermek istiyorsan güçlenmen gerek!” diyordu içirirken ama Atlas’ın yemek veya kendini düşünecek hali yoktu. Zarife geldikten sonra ilaçlardan birini içirdiler ve yarım saat sonra gevşeyen Atlas derin bir uykuya daldı.
“Bu kadar etkili bir ilaç mı?” dedi Zarife kızına bakarak
“Hayır ama bedeninin uyumaya ihtiyacı var!” diye yanıtladı Efsun.
(devam edecek)