Gönül Bağı – Bölüm 19

Atlas’a ne olduğunu da merak ediyordu Zarife. Zavallı çocuk o kadar kötü yaralanmıştı ki. Gecenin bir saati onların semtinde dolaşacak birisi de değildi. Yardım istemişti kendinden geçmeden önce, ailesine değil de niye oraya gelsindi ki? Polise ya da hastaneye niye gitmek istemiyordu?

“Allahım kimseyi mi tanıyamıyorum ben yoksa!” diye mırıldandı sıkıntıyla.

Atlas’in inlemeleri azalıp, yeniden sessizliğe gömülünce, “Sen neden anlatmadın bana?” dedi kızına.

“Seni üzmek istemedim!” dedi Efsun gözleri dolarak.

Vücudunun artık kendini bırakmaya başladığını hissediyordu. Annesinin yanına oturup, kendini onun kollarına bıraktı. Zarife çocukken yaptığı gibi saçlarını okşadı onun, “Ben varım kimse benim kızımı üzemez!” dedi sevgiyle.

Anne kız dertleşerek sabahı ettiler o gece Atlas’ın başında. Gün ışıdıktan sonra Efsun annesinin kollarında gevşediği için sızıp kalmıştı. Zarife üzerine ince bir şey örtüp, namazını kıldı. Çok canı yanıyordu kızının başına gelenlere, ona kıyamayıp ikna olmuştu bu evliliğe.

“Allah yardım eder bize!” diye telkin ediyordu kendini, “Ah Hasan, kızımızı çok üzmüşler!” diyerek ağlamaya başladı sonra. Bir süre göz yaşı döküp, kalktı ve Atlas’ın üzerini örttükleri çarşafı hafifçe kaldırıp yaraya baktı. Kan çarşafın üzerine çıkmıştı biraz ama belli ki devam etmemişti. Yaraya yapışmasın diye kaldırdı dikkatlice, dikiş ipliği ile dikilen yara yüreğini sızlattı.

“Oğlum ne geldi senin başına böyle?” diye mırıldandı kendi kendine.

Atlas gerçekten çok üzülmüştü arabasıyla ona çarpınca, hata onda olmadığı halde defalarca özür dilemişti. Öyle naif, öyle içten bir çocuktu ki, Zarife çok sevmişti onu. İyi olduğuna ikna edememişti bir türlü. Efsun gibiydi o da, iyiyim dese de ikna olmuyordu. Varlıklı bir ailenin çocuğuydu anlattığına göre. Hastanede kaldığı gece sohbet etmişlerdi. Annesi merak edip aramış, o da başına gelenleri utanarak anlatmıştı annesine. Zarife ne dediyse yollayamamıştı delikanlıyı evine. Eve kadar getirmiş, alınması, yapılması gereken bir şey var mı diye sormuştu ısrarla. Hastanedekiler çarpan kişi değil de oğlu sanmışlardı Atlas’ı o kadar ilgilenince. O da Efsun’u anlatmıştı, Hasan’ı anlatmıştı o gece. Atlas kızınıza haber verelim diye ısrar etmiş ama kabul etmemişti Zarife. Zaten bir şeyi yoktu, Efsun’u telaşlandırmak istememişti. İkna olmaz çıkar gelirdi biliyordu.

Mutfağa gidip yiyecek bir şeyler hazırlamaya başladı. Atlas için de bir çorba koydu ocağa, “Şifa olsun inşallah!” dedi karıştırırken. Aklı bir kızına ve damadının ailesine, bir Atlas’ın başına gelenlere kayıyordu. Kahvaltıyı hazırlayıp, çorbanın da altını kapatınca dönüp geldi salona yine. Efsun kanepeye büzülmüş uyumaya devam ediyordu. Atlas’ın huzursuz bir şekilde kıpırdandığını görünce yanına gitti. Terlemişti ama şükür ki ateşi yoktu. Ağzının içinde geveleyip durduklarını anlamak için üzerine eğildi ama hiç bir şey anlayamadı. Belli ki rahatsız edici bir rüya görüyordu. Uyandırıp, uyandırmamak arasında beklerken, Atlas korkuyla açtı gözlerini, bir kaç saniye boş boş baktıktan sonra, “Zarife teyze!” dedi zorlanarak, “Biraz su alabilir miyim?”

Zarife hemen dönüp gitti mutfağa, bir bardak suyu başını tuta tuta içirdi Atlas’a.

“Oğlum ne oldu sana dün gece?” dedi başını yastığa bırakırken.

Atlas’ın gözleri ıslandı, “Çok kötü şeyler oldu!” diyebildi. Az önce doğrulmaya çalıştığı için dikişleri acımıştı. Örtüyü kaldırıp yarasına baktı.

“Kızım dikti yaranı dün gece!” Zarife, “İyi ki kapıda ona denk gelmişsin, yoksa kan kaybından ölür giderdin. Hastaneye niye gitmek istemiyorsun oğlum, bir suç falan mı işledin yoksa?”

“Yok Zarife teyze, saldırıya uğradık!”

“Aman!” dedi Zarife elini ağzına kapatarak, “Burada mı?”

“Anlatacağım!” dedi Atlas ama canı o kadar yanıyordu ki konuşmaya devam edemedi.

O sırada onların seslerine gözlerini açan Efsun bir süre nerede olduğunu anlamaya çalıştıktan sonra kalkıp yanlarına geldi. Atlas gözlerini sıkmış inlerken, çarşafı kaldırıp yaraya baktı. Umduğundan iyi görünüyordu.

“Ben gideyim ilaç alıp geleyim!” dedi annesine, “Yaraya pansuman da yapmak lazım!”

“Çok teşekkür ederim!” dedi Atlas dişlerini sıkarak, “Cüzdanımda para var!”

“Olur mu evladım öyle şey!” dedi Zarife, kızının evden para almadan çıkmış olduğunu tahmin ettiği için çekmeceden verdi bir miktar. Efsun’un da iyi bir ağrı kesiciye ihtiyacı vardı. Eczaneye doğru yürürken yine telefonunu kontrol etti, anlaşılan kocasının umurunda değildi gidişi. Gözlerinden inen yaşları tutamadan eczaneye vardı. Toparlanıp, ilaçları ve pansuman malzemelerini aldıktan sonra geri geldi. Teorik de olsa öğrendiklerinin işe yarıyor olmasına sevinmişti. Hayatının ilk dikişini annesinin evinde dikiş malzemeleri ile atmıştı ve hiç de kolay bir şey olmadığını anlamış, yine de fayda sağlayabildiği için bir huzur hissetmişti.

Annesinin kazadan ona bahsetmemiş olduğuna inanamıyordu. Kendi hayatına kaptırıp, annesini ihmal ettiği için kendisine de inanamıyordu. Ya babası gibi annesini de kaybetse ne olacaktı?

“Allah korusun!” diye mırıldanarak kapıyı tıklattı, Zarife hemen açtı koşup.

“Anlattı mı olanları?” dedi girince merakla ama Atlas acısından bir şey anlatamamıştı henüz. Sadece yaranın kurşun yarası olduğunu söyleyebilmişti.

“Neyse ki içeride kurşun kalmamış!” dedi Efsun, önce aldığı ağrı kesiciyi ona içirdi, sonra yarayı açıp, aldığı malzemelerle pansuman yapmaya başladı. Ev malzemeleri kullandıkları için mikrop kapmasından korkuyordu. Yarım saat içinde ağrı kesici etkisini gösterince Atlas toparlanmaya başladı. Anne kız onu yavaşça oturttular ve Zarife çorbayı yavaş yavaş içirdi. Efsun’da aldığı ilaçla biraz rahatlamıştı.

Çorba kasesini yanındaki sehpaya koyup, “Anlat bakalım şimdi neler oldu?” dedi Zarife. Atlas ona yardım etmişti ama bir belaya bulaştıysa da bilmek istiyordu.

Atlas’ın babası Yalçın bey dört ortaklı bir şirketin yönetim kurulu başkanıydı. Yurt dışından ithal ettikleri ürünleri, yurt içinde çeşitli kanallar aracılığı ile satıyorlar, bazı yerli ürünleri de yeni anlaştıkları bir şirket aracılığı ile ihraç ediyorlardı. Bu şirketi ortaklarından Fırat bey bulmuştu. Dört ortak birbirlerine çok güvendikleri için de Yalçın bey şirketi araştırıp, soruşturma gereği hissetmemiş, imza yetkisi onda olduğu için tüm evrakları imzalayarak iş anlaşmalarını onaylamıştı. İthalat işleri ile oldukça iyi para kazanıyorlardı, ancak ihracatta aynı başarıyı kazanıp kazanmayacaklarını zaman gösterecekti ona göre. Düzenli olarak şirket hesaplarını kontrol ve takip ettiği için giden kamyonların ağırlıklarının her seferinde yüklendiği görülen mallardan fazla çıkıyor olması dikkatini çekiyordu. Bir kaç kez sorduğundan Memduh bey ve diğerleri, şoförlerin kendilerine ait malzemeler de taşıdıklarını söylemişlerdi. Gidecekleri ülkelere bir miktar mal göndermek isteyenlerle de anlaşıp, kamyonlarda boş kalan yerlere onları da alıyorlardı.

“Sakıncalı değil mi?” diye sormuştu Yalçın bey ama diğer üç ortak bunu denetlediklerini ve bir sakınca olmadığını söylediler. Yalçın bey işinde çok özenli ve dikkatli biriydi. Özellikle yurt dışına giden mallarda sorun olması veya kamyonlarda sorun çıkması marka adlarını zedeleyecek bir durumdu. Ağırlık farkları devam edince, ortaklarının hallettiklerini söylemelerine rağmen gidip yüklenen ek malları da gözüyle görmek istemiş, kimseye haber vermeden şoförüyle kamyonların yüklendiği depolara gidip şoförlerle konuşmaya karar vermişti.

Depoya vardığında kamyonların iki tanesi yeni yükleniyordu, yükleme yapan adamlarına şoförü sorunda, arka tarafta Memduh beyle konuştuklarını öğrenince, ortağının orada olduğunu bilmediğinden o tarafa doğru yürümüş, konuşulanları duyunca ortaya çıkmadan durup dinlemişti.

Maalesef duydukları Yalçın beyde şok etkisi yapacak türdendi. Kamyonlara şirket mallarından hariç başkasının değil, ortaklarının hükmünde olan uyuşturucu paketleri yerleştiriliyordu. Bu yapılırken kamyon ağırlığını dikkat çekecek kadar arttırmayacak olmasına özen gösteriliyordu. Araçları anlaştıkları şirketin şoförleri kullandığından zaten konudan haberleri vardı.

(devam edecek)

Yorum bırakın