Saat ilerlediği için otobüs oldukça geç geldi, annesinin evinin önüne geldiğinde gece yarısına az kalmıştı. Zarife erken uyumadığı için ışıkları yanıyordu. Kendi oturdukları semte nazaran daha ıssız olan sokaklar onu ürküttüğü için hızlı hızlı bahçe kapısına yöneldi. Tam elini kapıya uzatırken duyduğu inlemeyle irkilip arkasına baktı ama karanlıkta kimseyi göremedi. Biraz sonra yeniden “Ah!” diye bir ses yükselince, temkinli bir şekilde çantasından telefonu çıkardı ve ışığını yakıp, karanlığa tuttu. Az ilerisinde bir arabaya dayanıp iki büklüm olmuş bir adam olduğunu görünce irkildi.
Önce adamın bir keş ya da sarhoş olduğunu düşündü, panikle dönüp içeri girecekken arkasından gelen ayak seslerine hızla dönünce, adamın arabadan bir iki adım attıktan sonra yıkıldığını gördü. Ne yapması gerektiğine karar veremeden bakarken, sokak lambasının zayıf ışığında adamın yanına düşmüş elindeki kanı fark edince, elinde olmadan ona doğru yürüdü. Adamın gömleğinin sağ tarafında geniş bir kan lekesi vardı.
“Aman Allahım!” diye inledi onu böylece yolun ortasında bırakıp gidemezdi, “Ambulans!” dedi panikle, “Hemen bir ambulans çağırmalıyım!”
O sırada gözlerini zorla açan genç adam, “Hayır!” dedi inleyerek, “Ne olur kimseyi çağırma!”
“Ne oldu size böyle? Çok kanamanız var? Hemen müdahale edilmezse, kan kaybından ölürsünüz? Başka yaranız var mı?”
“Yok!” dedi genç adam.
“Polisten mi kaçıyorsunuz yoksa?” dedi Efsun bu kez korkuyla. Kafası zaten allak bullak olduğu için hiç bir şey düşünemiyordu. Öğrendiklerini hatırladığı için otomatik olarak adamın gömleğini açıp, boynundaki fuları yarasına tampon olarak bastırmaya başladı ama fular ince olduğu için yeterli gelmiyordu. Sonra biraz kafasını toparlayıp ayağa kalktı, içeriden bir şeyler bulup getirebilirdi. Koşarak annesinin kapısına gitti. Zarife kızını gecenin bir vakti darmadağın ve elleri kan içinde görünce neredeyse düşüp bayılacaktı.
“Adam!” dedi Efsun nefes nefese sokağı göstererek, “Anne yaralı bir adam var!” diyerek içeri daldı ve annesinin odasında bulduğu yeni ütülenmiş iki yastık kılıfını kaptığı gibi sokağa fırladı. Zarife korkuyla çıktı peşinden. Birinin kızına saldırdığını sanmıştı önce, onun da aklı bir anda karıştığı için ne düşüneceğini şaşırmış, gözüyle görmek için kızını takip etmişti. Efsun panik halinde çöküp, adamın yarasına temiz kılıfları dayadı ve adamın elini baskı yapması için yaranın üzerine koydu.
“Bunu tut, seni içeri taşıyalım!”
Zarife kanlar içindeki genç adamı görünce iyice şoka girdi, “Kızım bu kim?”
“Anne gel yardım et!” dedi Efsun adamı kaldırmaya çalışıyordu. Zarife de otomatik olarak kızının dediğini yapmak için yanlarına geldiğinde şoku bir kez daha arttı.
“Atlas?” dedi şaşkın şaşkın.
“Zarife teyze yardım!” dedi Atlas ve kendinden geçti.
Efsun ve annesi zorla içeri taşıdılar Atlas’ı ve salondaki divana yatırdılar.
“Anne kim bu adam?” dedi Efsun, “Biraz sıcak su ısıtmamız lazım?”
“Sen Atlas’ı tanıyor musun?” dedi Zarife şaşkın şaşkın, “Başınıza ne geldi sizin?”
“Tanımıyorum! Az önce kapıda gördüm!” dedi Efsun ve annesinin bir şey yapamayacağını anlayıp, koşarak mutfağa gitti, bir tasın içine çaydanlıktan sıcak su doldurup odadan bir iki tane temiz tülbent alıp geri geldi.
“Ambulans çağıralım!” dedi Zarife donmuş gibi.
“İstemiyor!” dedi Efsun’da yarayı kontrol etmeye çalışarak. Evet, eğitim almıştı ama daha önce ne yara görmüş, ne de bu kadar kanla karşı karşıya kalmıştı. Kanları silince yaranın dışarıdan ve fazla derin olmadığını anladı en azından. Korktuğu kadar değilse de dikiş gerekiyordu.
Zarife’de biraz toparlanmış kızının ona söylediklerini yapıyordu şimdi. Yarayı güzelce temizleyip dikmeleri gerekiyordu ama Efsun korkuyordu. Anne, kız birbirlerine cesaret vere vere kan ter içinde evdeki imkanlarla yarayı temizleyip, diktiler. Atlas dikiş iğnesi etine her girdiğinde acıyla inledi. Zarife hanım genç adamın dişlerinin arasına bir parça bez yerleştirmiş, fazla hareket etmemesi için tutmaya çalışıyordu. Kestikleri bir çarşafla yarayı, sardıktan sonra ikisi de halının üzerine çöküp kaldılar. Atlas ara ara acı yüzünden bağırsa da, yeniden kendinden geçmişti.
“Efsun neler oluyor böyle?” dedi Zarife inler gibi.
“Anlatacağım anne! Biraz izin ver!” dedi Efsun, saçları terden ıslanmış, nefesini toparlamaya çalışıyordu. Ateşte ısıttıkları iğneyi ete sokarken o kadar zorlanmıştı ki, neredeyse düşüp bayılacaktı, “Umarım mikrop kapmaz!” diye mırıldandı kendi kendine. On beş dakika sonra biraz daha toparlanınca kalkıp temizlendi ve sonra olanları annesine teker teker anlattı.
“Allahım bu nasıl gece?” dedi Zarife, “Tamam bir daha dönmek yok o eve! Ben söz aldım daha başından, bunlar nasıl aile böyle!” diye söylendi sinirli sinirli. Aslında daha çok söylenesi vardı ama zavallı kızı o kadar berbat görünüyordu ki, kıyamadı.
“Kim bu Atlas?” diye sordu Efsun bu sefer İbrahim’i konuşmak istemiyordu daha fazla, “Neden hastane ya da polis istemiyor? Suçlu mu?”
“O çok iyi bir genç adam!” dedi Zarife o da anlamamıştı neler olduğunu, nasıl tanıştıklarını anlatmaya başladı kızına.
Bir hafta önce işten dönerken kafası dalgın olduğundan yolu kontrol etmeden karşıya geçmeye çalışmış, Atlas da arabası ile ona hafifçe çarpmıştı.
“Ne?” dedi Efsun korkuyla, “Anne neden bana söylemedin?”
“Kızım önemli bir şey değildi ki?”
“Araba çarptı diyorsun, nasıl önemli olmaz? İyi misin şimdi?”
“Biraz bacağım ağrıyor ama geçecek dedi doktor!”
“Ay anne inanamıyorum sana ya!” diye inledi Efsun artık tepki bile veremiyordu olanlara.
“Atlas hemen beni hastaneye götürdü. Çatlak, kırık olabilir dediler, akıllarına gelen her şeye baktılar, çocukcağız o kadar korktu ki hiç yanımdan ayrılmadı!”
“Ayrılmayacak tabi, önüne baksın!” dedi Efsun bu kez gergin bir sesle.
“Yok kızım ben atladım yola! Allah’tan hızlı gelmiyormuş! Biraz bacağım ezilmiş ama tansiyonum düştü tabi korkudan, toparlayamadım serumla falan. Yatırdılar beni o gece hastanede!”
“Ah anne!” diye inledi Efsun yeniden, “Ya sana bir şey olsaydı, neden aramıyorsun beni?”
“Yok kızım bir şey işte a!” dedi Zarife anne sesiyle, “Atlas sağ olsun bırakmadı beni, gece de bekledi başımda! Ertesi gün de alıp eve getirdi. Sonraki üç dört gün aradı sordu. Bir kaç gündür sesi kesilmişti.”
Atlas yeniden inleyince ikisi birden hemen başına gittiler. Efsun ateşini kontrol etti, biraz terlemişti ama ateşi yüksek değildi.
“Acaba sana mı gelmişti bakmaya da, sokakta saldırdılar?” dedi Efsun.
“Gecenin bu saatinde mi?” dedi Zarife düşünceli düşünceli. Atlas kendine gelene kadar olanları öğrenmenin bir yolu yoktu.
Efsun’un başı çok ağrıyordu yine, elinde olmadan telefonunu kontrol etmişti İbrahim aradı mı diye ama ne arama, ne de mesaj vardı. Atlas’ın halini görünce evde olanları bir süreliğine unutmuştu ama içindeki sızlama hiç eksilmiyordu.
Zarife de çok üzülmüştü olanlara, bunca zamandır kızını böyle üzmelerine rağmen, Efsun’un ona bir şey anlatmamış olmasına da üzülmüştü. Bilse bir saniye durdurmazdı orada. Belli ki parayla adam olduk sanıyorlardı bu insanlar. Alının teriyle ekmek parası kazananlara da saygıları yoktu. Evlenmeden önce bu yüzlerini fark edememiş olmalarına hayıflanıyordu. Hadi Efsun tecrübesizdi ama o nasıl anlamamıştı?
“Ah Hasan!” diye inledi içinden, “Başımızda olsaydın şimdi belki cesaret edemezlerdi kızımızı böyle üzmeye!”
(devam edecek)