Gönül Bağı – Bölüm 15

Efsun’un dilediği özür, ne aile de ne de İbrahim üzerinde bir etki yapmadığı gibi, aile artık onunla iletişim kurmayı neredeyse kesmişti. Üç elti kendi aralarında meslekleri, başarıları, pahalı alışverişleri hakkında sohbet ediyor, onunla ilgilenmiyorlardı. Erkekler zaten kendi aralarında maç, haberler gibi konulara daldıklarından Efsun’da sessizce kendi içine dönüyordu ama bu durum giderek daha rahatsız edici bir hâl almaya başladı. Kendilerinde onu cezalandırıp, manipülasyonun başka çeşidine geçmişlerdi.

Bir akşam eve geçtiklerinde kocasına konuşmak istediğini söyledi. İbrahim’de geri çevirmedi karısının bu isteğini.

“Bu ne kadar daha böyle devam edecek?” dedi üzüntülü bir sesle.

“Ne demek istiyorsun?”

“Ailen ve sen ben yokmuşum gibi davranmaya başladınız?”

“Bunun böyle olmasını sen istedin Efsun. Ailemin seni rahatsız ettiğini o kadar vurguladın ki, onlar da seni rahatsız etmemek için konuşmuyorlar artık. Şimdi de bundan mı rahatsız oluyorsun?”

“İbrahim?” dedi Efsun şaşkın şaşkın, “Böyle olmadığını biliyorsun, özür diledim!”

“Başka çaren kalmadığı için özür diledin Efsun, seni tanıyorum. Kimse de samimi bulmadı özrünü zaten ve aynı şeyin yaşanmasını istemedikleri için uzak durmayı seçtiler.”

“Daha ne yapmam gerekiyor peki? Sen de uzak duruyorsun benden?”

“Her akşam kendini düşürdüğün durumu izlemekle mutlu mu olmalıyım?”

“En azından bana yardımcı olabilirsin değil mi?”

“Seni yapmak istemediğin bir şeye mi zorlayayım. Bizim evliliğimiz bu değil ki! İstemiyorsan akşamları gelmeyebilirsin!”

“Ne?” dedi Efsun, “Sen ciddi misin? Bensiz mi gideceksin oraya?”

“Yine rahatsız olmaya başladıysan evet! Sensiz gideceğim. Babama olan saygımdan yapmam gereken bu!”

“Peki bana hiç saygın yok mu?”

“Ailemle senin aranda bir seçim mi istiyorsun? Seni gerçekten anlayamıyorum!”

“Konu nasıl buraya geldi ben anlayamıyorum?” dedi Efsun bunalmış bir şekilde ayağa kalkarak, “Ben sadece annemle ilgili konuşulmasını istemiyorum hepsi bu!”

“Kimse senin anneni konuşmaya meraklı değil, söylenenleri yanlış anlayıp, bu kadar tepki vermeseydin de zaten kapanır giderdi! Olayları büyüten sensin!”

İbrahim’in çözüme katkı sağlamak yerine sürekli bu pencereden bakması da iyice canını sıkıyordu Efsun’un. Çözüm arıyordu, gerçekten bu uzayan konu kapansın yeniden eski huzurlu günlerine dönsünler istiyordu. Kendinden şüphe etmeye başlamıştı iyice, o mu alınganlık yapmıştı sahiden? Düşününce hiç de öyle yapmadığı sonucuna varıyordu yeniden. Gerçekten her akşam konuyu bir şekilde annesine getirip, ya alaylı şakalar yapıyorlar ya temizliğe gelen kadınların ne kadar aç gözlü olduklarından ve kaytardıklarından bahsedip, sonra dönüp, tabi senin annen için söylemiyoruz diyorlardı. Efsun’un çalışmıyor olması, kocasının sürekli yengeleri gibi bir kariyeri olmadığını vurgulaması çok gücüne gidiyordu. Evlenirken Efsun nasıl onların kim ve ne olduklarını biliyorduysa, onlar da Efsun’un kim ve ne olduğunu biliyorlardı. Kayınvalidesinin annesinden uzak durması, ondan bahsetmemeye gayret göstermesi, annesinin yapıp gönderdiklerine ağız eğmeleri. Yine de aklını kullanıp, bu konuların kocası ile arasına girmemesi için bir yol bulması gerekiyordu. İbrahim de onu hayal kırıklığına uğratıyordu, ailesinden vazgeçmesini ya da onlara haddini bildirmesini istemiyordu kocasından. Onu anladığını bilmek istiyordu sadece, kendini savunmaya geçmesini değil. Kulak vermesini, “Haklısın ama ailem de böyle!” diyebilirdi mesela, onlardan çok surat edip, evliliklerine yansıtıyordu her şeyi. Hatalı görüyorsa da bunu sevgiyle anlatıp, yol göstermiyordu örneğin. Ailesi ile onu baş başa bırakıyordu sorunun ortasında. Üstelik onlarla bir olup Efsun’u karşısına alıyordu. Özür dilemiş, özrü samimiyetsiz bulunmuştu. Samimiyetsizdi doğru ama en azından ortamı yumuşatacağını sanmışken daha da çıkmaza sürüklemişti. Hiç özür dilemese bundan daha iyi hissederdi belki.

“Neyse!” dedi kendi kendine, “Kendimi gaza getirmeyeceğim!”

Kendini toparlamak için annesine gitti yine, Kerime hanımın onun çıkıp çıkıp gitmelerini takip ederek, oğluna söylediğinden haberi yoktu. Saklamıyordu zaten kocasından annesine gittiğini ama Kerime hanımla vakit geçirmeyi bırakıp, sadece annesine gitmesi o farkında olmasa da kayınvalidesini iyice biliyor, açıp oğluna dert yanıyordu. Görünenden fazlası olduğunu anlayacak noktaya gelmemişti henüz. Herkesin kendi arasında konuşup, birbirini gaza getirdiğini ve tek suçlu olarak da onu ilan ettiklerini bilmiyordu. Aslında tek cahilliği politik olamamış olmasıydı. Olayların geldiği noktada şimdi kendini çok güvensiz hissediyordu.

Zarife kızının yüzünden işlerin istediği gibi gitmediğini anladığı için çok soru sormak istemiyordu ama haftalar geçtikte Efsun daha da mutsuz göründüğü için sonunda dayanamayıp sordu.

“Kızım canını sıkan bir şeyler mi var?”

Efsun İbrahim ve ailesi ile arasında giderek açılan uçurumun ana konusunun kendisi olduğunu duysa annesinin ne kadar üzüleceğini biliyordu. Kerime hanım geçen hafta sonu diğer üç gelini ile dışarı çıkıp yemek yemiş ve alışveriş yapmışlardı. Akşam da masada ne kadar güzel vakit geçirdiklerini konuşup, neler aldıklarını dönüp Efsun’a ballandıra ballandıra anlatmışlardı. Sonra avukat olan eltisi kayınvalidesi masadan kalkınca, eğilip, “Seni de çağıracaktık ama annem onunla vakit geçirmekten hoşlanmadığını söylediği için ısrar edemedik kusura bakma!” dedi alaycı bir sesle, “Farkında değilsin diye söylüyorum yanlış anlama, çok üzülmüş kadıncağız. İbrahim karımı rahatsız etme demiş doğrudan!”

Tam “O öyle olmadı!” demeye hazırlanırken, yine bir tuzağa çekildiğini fark edip “Uyarın için teşekkür ederim!” demişti sadece kibarca. İbrahim de itiraf etmese bile annesi ile arasına soğukluk soktuğu için kızgındı ona diye düşündü içinden. Onun olmadığı her yerde anne, oğulun nasıl içten bir şekilde dertleştiklerini bilmediği için araları soğuk sanıyordu ne yazık ki.

O akşam kocasının bu konuda haklı olabileceğine kanaat getirip, yeniden konuşmayı denedi.

“Elbette bu konuda çok üzgünüm!” dedi İbrahim, “Annem bizim için canını dişine taktı daima ve ben seni biraz kendi haline bırakmasını istediğim için o kadar incindi ki! Ben onu hayatımda hiç böyle kırmadım. Zaten bu kadar incineceğini bilsem öyle söylemezdim, söyleme şeklim tam böyle olmasa da kelimelerin onun anladığı gibi şekillendiğini fark ettiğimde çok geç olmuştu!”

“Çok özür dilerim!” dedi Efsun, “Ben senden böyle bir şey yapmanı istememiştim ki!”

“Tabi benim hatam af edersin!” dedi İbrahim bu kez diklenerek.

“Hayır senin hatan demek istemiyorum aşkım!”

“Beni bu konuşmayı yapmak zorunda bıraktın hatırladın mı?”

“İbrahim lütfen tamam hatalı davrandım belki özür diliyorum sürekli daha ne yapayım bilemiyorum artık!”

“Sürekli annene gidiyorsun! Annemin kapısının önünden geçiyorsun ama bir kez bile uğramıyorsun!”

“Ama annen konuşmuyor bile benimle!”

“Olsun o büyük, sen alttan alacaksın! Senin annen kıymetliyse benimki de kıymetli!”

Efsun yine konunun nasıl buraya geldiğini anlayamamıştı. Ne zaman İbrahim ile konuşmaya kalksa konu bir şekilde olmadık bir yere varıyor, İbrahim’e karşı kendini daha da suçlu hissetmeye başlıyordu. Sonunda bir yere varamayacaklarını anladığı için pes etti Efsun.

Bir kaç gün sonra doktor olan eltisi yine konuşmak için akşamı bekleyip, masada eğer isterse bir arkadaşının açtığı özel poliklinikte ona hasta bakıcılık işi ayarlayabileceğini söyledi. Efsun böyle bir hareketi hiç beklemediği için söylenileni yanlış mı anlıyorum diye bir kaç saniye durduktan sonra masadaki herkesin ona baktığını fark edince.

“Teşekkür ederim çok sevinirim!” dedi gülümseyerek.

“Tamam sen bana bir öz geçmiş verirsen, ben de arkadaşıma yollarım. Bir vasıf aramıyorlar zaten merak etme. Orada her şeyi öğrenirsin. Çalışanların tamamını bir eğitime de alacaklarmış, poliklinik açılmadan!”

“Düşünceli kızım benim, unutmamışsın Efsun’un çalışmak istediğini!” dedi Kerime hanım gelinine bakıp sevgiyle.

“Anneciğim biz bir aileyiz, tabi ki yapacağız böyle şeyler!” dedi doktor gelin kırıtarak.

“Teşekkürler yenge!” dedi İbrahim’de nazikçe.

(devam edecek)

Yorum bırakın