Gönül Bağı – Bölüm 14

Kerime hanım onun evde oturduğunu bildiğinden, her akşam imalı bir şekilde bütün gelinlerine günlerini nasıl geçirdiklerini soruyor, onu en sona bırakıyordu.

Havalar serinlediği için o gün akşama kadar yazlık, kışlık ayrımı yapmıştı. Kerime hanım sorunca da saf saf söyledi.

“Yorulmuşsun herhalde!” dedi Kerime hanım yarı şaka, yarı alaycı bir edayla.

Doktor olan eltisi araya girip, “Aramızda en rahat sensin vallahi! Akşama kadar keyfine bakıyorsun! Tabi dolap düzelterek yorulursun!” dedi gülerek.

Efsun hışım dolu bir bakış fırlattı eltisine, evlendiklerinden beri sadece akşam yemeklerinde görüşüyor olsalar da sürekli imalı sözler söylemelerinden artık bıkmaya başlamıştı.

“İş arıyorum!” dedi dişlerinin arasından, “Yakında ben de çalışacağım!”

“Dolap mı düzelteceksin!” dedi aynı eltisi, “Annenle beraber gidersiniz artık!”

Efsun’un yüz ifadesi taş kesti birden bire, “Annemin yaptığı iş sizi rahatsız mı ediyor?” dedi elinde olmadan.

İbrahim onun gözünün içine bakarak susmasını işaret etti.

“Beni değil ama seni ediyor belli ki?” dedi doktor eltisi, “Ne zaman annenle ilgili konu açılsa düşmanca tavırlar sergiliyorsun. Bu giderek bir komplekse dönüşecek tatlım dikkat et! Bunu bir doktor olarak söylüyorum!”

Efsun neye uğradığını şaşırdı bu sözler karşısında, “Ben hayatım boyunca!” diye sesi yükselince, Nurullah bey, “Lütfen! Bu masada kimse bu ses tonuyla konuşamaz!” diye gürledi. Efsun yutkundu, ayağa kalktı “Müsaadenizle!” diyerek kapıya yöneldi. Kerime hanım hemen oğluna bakıp başıyla karısına müdahale etmesini işaret edince İbrahim hışımla kalkıp gitti arkasından.

“Efsun dur!” dedi yüksek sesle.

“Kendimi iyi hissetmiyorum İbrahim, eve geçeceğim!” dedi Efsun dönmeden. İkisi sokak kapısının önünde duruyorlardı ama masadaki herkes sessizleştiği için ne konuştukları duyuluyordu.

“Babamın masasından bu şekilde kalkamazsın!”

“Müsaade istedim!” dedi Efsun bu kez.

“Ama müsaade verilmedi!” diyen sesi gürledi Nurullah beyin yeniden. Efsun aileyi karşısına almak istemediği için İbrahim’in ters bakışları altında döndü masaya yeniden ve sessizce sandalyesini çekip oturdu. Bütün gece boyunca da sessizliğini hiç bozmadı.

“Bir özür dileyebilirdin!” dedi İbrahim kendi evlerine geçer geçmez.

“Özür mü kimden?” dedi şaşkın şaşkın Efsun.

“Yengemden, babamdan, masada tadını kaçırdığın herkesten!”

“Peki ye benden kim özür dileyecek!”

“Bak Efsun, alışamadığını düşündüm, elimden geldiğince ailemle de konuşup rahat etmeni sağlamaya çalışıyorum ama sana bir şey söyleyeyim mi? Yengem haklı, annenin işine takıntılı olan ve kendini sürekli haklı ve mağdur gibi göstermeye çalışan sensin!”

Efsun çıldıracak gibi olmuştu iyice, “Bu konuda konuşmak istemiyorum!” diyerek bu sefer o girdi yatağa önce ve döndü arkasını. İbrahim de hışımla gelip, yastığını, yorganını alıp salona geçti.

Ertesi gün Kerime hanım kadınlardan birini yollayarak Efsun’u aşağıya çağırdı. Efsun bunun bir nasihat ya da azar seansı olduğunu tahmin ederek indi aşağıya. Kerime hanımın yüzü asıktı, salona girince eliyle ona karşısındaki koltuğa oturmasını işaret etti. Bir kaç saniye dik dik Efsun’un yüzüne baktıktan sonra, “Bak kızım!” dedi soğuk bir sesle, “İbrahim seninle ilk evlenmek istediğinde ona bu yaşadıklarımızın olabileceği konusunda uyarıda bulunmuştum. O seni o kadar seviyordu ki bunların hepsini aşabileceğinizi söyledi bana. Ancak görüyorum ki şimdi evleneli daha çok az olmasına rağmen sorunlarınız olmaya başladı.”

“Benim kocamla bir sorunum yok!” dedi Efsun olabildiğince sakin bir sesle, “Onu seviyorum”

“Senin tek ailen İbrahim değil, biz büyük bir aileyiz. Zavallı kızcağız sen masadan öyle kalkıp gidince kendini ne kadar kötü hissetti görmedin mi?”

“Neden sürekli annemle ve benim çalışmıyor olmamla ilgili imalarda bulunduğunu hiç sordunuz mı peki kendisine?”

“Bu insanlar seni akşamdan akşama görüyor, bizimle vakit geçirmek istemiyorsun. Hakkında ne biliyorlarsa onlardan bahsederek seninle iletişime geçmeye çalışıyorlar ama öyle düşmanca tavırlar sergiliyorsun ki, insanlar senden çekinmeye başladılar artık!”

“Sizlerle vakit geçirmek istemediğim düşüncesine nasıl kapıldınız?”

“İbrahim’in benimle konuşmasını istemedin mi? İstediğin oldu. Oğlum benden seni rahat bırakmamı istedi. Düşünebiliyor musun? İbrahim, benim sevgili oğlum, annesini incitme pahasına seni rahatsız ettiğimi söyledi bana!”

“Hayır bu doğru değil!”

“İbrahim’i arayalım istersen!”

“Hayır bakın, ben İbrahim’e böyle bir şey söylemedim. Ben sadece..!”

“Her neyse!” dedi Kerime hanım gözleri dolmuştu, eliyle ona susmasını işaret etti, “Bizim masamızda tatsız şeyler konuşulmaz, kimse ailenin büyükleri masadan kalkmadan kalkmaz ve yemeğe başlamadan da başlamaz. Sofranın bereketini kaçıran bu tür davranışlar, sadece sofranın değil, ailenin de huzurunu kaçırır! Bu akşam herkesten özür dilemeni istiyorum. Ondan sonra bu konu bir daha konuşulmayacak!”

“Ama?”

“Aması falan yok! Kızıyorsun ama annenin ve senin bu tür görgü kurallarından haberiniz olmadığı gün gibi aşikar! Büyüklerine saygı konusunda belki daha fazla desteğe ihtiyacın var!”

Efsun bir şoka daha uğramıştı, ağzını açıp kapatıyor ama ne söyleyeceğini bilemiyordu.

“Oğlumu bu şekilde üzmeyi ve soframızın bereketini kaçırmaya son vereceksin!” dedi Kerime hanım giderek sertleşen ve otoriter çıkan sesiyle, “Şimdi gidebilirsin!” dedikten sonra koltuktan kalkıp gitti ve onu tek başına bıraktı salonda.

Efsun derin nefesler alıp sakin kalmaya çalışıyordu. Evlendiği günden beri sürekli eleştiriliyor, annesinin yaptığı iş, onun vasıfsızlığı, giyinmeyi bilmiyor olduğu konusunda eleştiriler dinliyordu. Şimdi de görgüsüz ve edepsiz olmuştu. Hatta belki de arsız. Bir kaç dakika kendini toparlamaya çalıştıktan sonra öfkeyle yukarı çıktı.

“Bu böyle devam edemez!” dedi kendi kendine, “Bütün aile sürekli üzerine geliyor, tepki gösterince de akıllıca taktiklerle onu suçlu duruma düşürüyorlardı “Bu resmen manipülasyon!” diye inledi evin içinde dolanıp dururken, “Beni sürekli tuzaklarına çekiyorlar!”

Onların söylediklerine o kadar sinirleniyordu ki, doğru düşünme yetisini kaybetmeye başlamıştı. O günden sonra daha sakin olup, biraz geri çekilmeye karar verdi. Biraz sessizlik ve düşünmeye ihtiyacı vardı. Elinde olmadan savunmaya geçmeye başlamıştı ve bu da ona zarar veriyordu. İbrahim annesine ve ailesine çok düşkündü, kendini bu duruma düşürmeye devam etmemesi gerekiyordu. Gaza gelip, haklı olduğu yerlerde haksız duruma düşmeye başlamıştı. Eğer alınganlık, huzursuzluk, hazımsızlık adına ne derlerse desinler geçmemiş olursa ona göre bu evliliği de yeniden değerlendirecekti.

O akşam ve sonraki bir hafta boyunca sessizce gidip, sessizce geri gelmeye başladı eve. Özür dilememişti. Sofradaki kimse onunla konuşmaya çalışmıyordu artık ve kendi aralarında konuşuyorlardı. İbrahim mutsuzdu ve yatağa gelmiş olsa bile arkasını dönüp uyuyordu hemen.

Bir haftanın sonunda en azından evliliğini korumak için bu özrü dilemesi gerektiğine karar verdi. Samimi olmasına gerek yoktu, sadece rol yapması yeterliydi. O akşam yemeğe başlamadan kalkıp Nurullah beyin elini öptü ve geçen hafta olanlar için özür diledi. Nurullah bey sessizlikle karşıladı bu özrü. İbrahim ile göz göze gelince, babasından özür dilemenin yeterli olmadığını anladı. Masadaki herkesten de özür diledikten sonra sessizce yerine oturdu. Tam kaşığını ağzına götürüyordu ki, hemen yanında oturan eltisi “Söylediklerimi düşün! Biz senin düşmanın değiliz!” dedi herkesin duyabileceği bir sesle. Bu defa kendini kontrol edip cevap vermedi.

Evlerine çıktıklarından İbrahim’in biraz olsun memnun olacağını düşünmüştü ama değişen bir şey olmadı. Anlaşılan kocası bu konuyu hemen kapatmayacaktı.

(devam edecek)

Yorum bırakın