“Ben artık başlasam mı?” dedi Efsun o akşam yemekten sonra evlerine geçtiklerine.
“Neden?” dedi İbrahim şaşkın şaşkın, “Rahat değil misin? Annem seninle olmaktan çok memnun oluyor. Şimdiye kadar hiç bir gelini ile böyle vakit geçirme fırsatı olmamıştı.”
“Annenle vakit geçirmek güzel tabi ama ben artık bir şeyler yapmak istiyorum. Bu hayat, yani böyle dernekler, ahbaplar falan pek bana göre değil!”
“Hayatım çalışınca ne olacak sanki, doktor değilsin, avukat değilsin, ne iş yapacaksın?”
Efsun durup baktı kocasının yüzüne saydığı meslekleri eltilerinin yapıyor olması bir tesadüftü herhalde. Cümlenin sonundaki o vurgu da hiç hoşuna gitmemişti. “Ne iş yapacaksın?”
“Sence ben başarılı bir çalışan olamaz mıyım?”
“İşte kendin söylüyorsun ‘çalışan’!” dedi İbrahim “Bir çalışanın yaptığı işi herkes yapar. Sıradan bir veri girişci bir çeşit angarya işleri yapan kişi değil mi? Bunu mu yakıştırıyorsun kendine. Bir patron karısısın sen?”
“İnsanların ekmek paralarını kazanmak için yaptıkları her iş saygıyı hak eder!” dedi Efsun, kırıldığını belli eden bir sesle. Aslında bu alınganlığının arkasında evlendiğinden beri annesinin yaptığı iş ve aralarındaki sınıf farkına yapılan gizli vurgular olduğunun farkındaydı.
“Ekmek parası mı?” dedi İbrahim gülerek, “Aşkım ne ekmek parasından bahsediyorsun sen bu evde? Çalışan maaşıyla şu üzerindeki kıyafetlerin birini bile almana imkan yok! Ekmek alman da gerekmiyor! Para için çalışma fikri kulağına mantıklı geliyor mu?”
“Para için değil, kendim için çalışmak istiyorum ben!”
“Neden? Mantıklı tek bir neden söyle bana?”
“Çünkü bunalıyorum tamam mı? Bütün gün bir şey yapmamaktan sıkılıyorum!”
“Bak, annemin sosyal çevresi seni daraltmış anlıyorum. Dedim ya annemin ilk kez ev kadını bir gelini oldu, biraz abarttı herhalde seni rahat bırakmıyor. Ben konuşurum onunla, kafanı dinler, istediğin gibi gezersin! Haydi sevgilim artık uyuyalım!”
“Ev hanımı değilim ben!”
“Efsun bence bu konuda gereksiz bir inat geliştirdim aşkım! Nesin peki? Vasıfsız bir eleman ya da ev hanımından başka nesin?”
Efsun’un gözleri kocaman açıldı İbrahim’in yüzüne bakarken, “Beni böyle mi görüyorsun sahiden!”
İbrahim onu kırdığını anlayınca toparlamaya çalıştı, yanına oturdu ve saçını kulağının arkasına atarken okşadı yanağını, “Sevgilim sen benim her şeyimsin, başka bir şey olmana gerek yok ki!”
Tam onu eğilip öpeceği sırada geri çekildi Efsun, İbrahim onun gözlerindeki öfkeyi görünce kalktı yanından, “Tamam haydi artık uyuyalım, bu konuyu da sonra konuşuruz. İyi geceler!” diyerek girdi yatağa ve kendi ışığını söndürüp döndü arkasını.
Efsun kırgınlığı, öfkesi ve şaşkınlığı ile kalakalmıştı öyle. Afallamış bir halde yorganı kaldırıp girdi yatağa. İbrahim’in az önce söylediklerini hazmetmesi için zamana ihtiyacı olacaktı.
“Aşk olsun İbrahim!” dedi Kerime hanım ertesi gün oğlu arayıp, karısını biraz kendi haline bırakmasını isteyince, “Yani gören de karının boynuna bir tasma taktım dolaştırıyorum zanneder oğlum!”
“Anne! Öyle söylemiyorum. Efsun bu hayata ve evliliğe alışmaya çalışıyor biliyorsun. Yeniden çalışmak istediğini söyledi dün?”
“Ne için?”
“Bilmiyorum ne için ama sanırım bir amaca ihtiyacı var!”
“Yengenin ofisine gitsin biraz olmazsa!”
“Avukatlık bürosuna mı?”
“Evet, bir yardımcı aradıklarını söylemişti!”
“Efsun o işten ne anlayacak Allah aşkına! Şimdi gidip beceremezse kendini iyice kötü hisseder boş ver. Biraz kendiyle kalsın izin ver. Toparlanır!”
“Tamam, tamam! Ama bak bu kız başından beri seni hep zora sokuyor. Bence artık biraz ağırlığını koysan iyi olur!”
“Tamam anne ben hallederim. Zamana ihtiyacı var diyorum!”
İbrahim sabah kalkıp bir şey olmamış gibi davranınca, Efsun’da uzatmamıştı ama konuştuklarını düşündükçe sabaha kadar uyuyamayıp, düşünmüştü. Kocası onu resmen küçük görüyordu ve onun parası ile rahat bir yaşam kazandığını ima etmişti.
Kerime hanım oğlundan tembihi alınca o gün boyunca Efsun’a hiç ilişmedi. Aslında hemen annesine gidip biraz rahatlamak istiyordu Efsun ama annesinin canı sıkkın olduğunu anlamasını istemediği için direndi. Bu ilişkinin başından beri olmasından korktuğu şeylerin bir kısmının bile yaşandığını duysa çok üzülürdü. Öğlene kadar evin içinde dolanıp durduktan sonra biraz dışarı çıkıp yürüyüş yapmaya karar verdi.
Açık hava zihnine çok iyi gelmişti. Kocasını seviyordu, onun da sevdiğini biliyordu. Belki de o abartıyordu biraz. İyi niyetle söylenmiş sözleri alınganlıkla mı karşılıyordu. İbrahim onun eğitimi ile veri giriş düzeyi dışında bir iş yapamayacağını o da biliyordu ama bu kendini geliştiremez anlamına gelmiyordu. Kocası belki paraya ihtiyaçları olmadığı için kendini yorsun istemiyordu. Bunu daha sakin bir şekilde yeniden konuşabilirlerdi. Uzun bir yürüyüşten sonra daha rahatlamış bir şekilde eve geldi. Konuyu hemen açıp ortamı daha germek istemiyordu. Bu konuşmayı bir süre ertelemeye karar verdi.
İbrahim akşam geldiğinde Efsun’u güler yüzlü görünce rahatladı.
“İstersen bu akşam annemlere inmeyelim dışarı çıkalım!” dedi hemen. Bu fikir Efsun’un da hoşuna gitti, demek ki kocası da düşünmüş ve ona hak vermişti. Birlikte eski günlerdeki gibi harika bir akşam geçirip eve geldiler ve birbirlerine sarılıp uyudular. Efsun o gün öğlene kadar kayınvalidesinden de ses çıkmayınca annesine gitmeye karar verdi. Demek İbrahim onu da halletmişti.
“Ah canım kocam!” dedi sevgiyle. Gaza gelip kocasını yanlış değerlendirmemeliydi hemen. Çabucak üzerini değiştirip annesine gitti. Zarife her zaman ki gibi mutlulukla karşıladı kızının gelişini. Artık tek başına yaşadığı için kıramayacağı üç ev dışında kimseye gitmiyordu. Birinde sadece çocuklara bakıyor, diğer ikisinde eskisi gibi temizliği yapıyordu. Bakıcılık yaptığı evin temelli kalan bakıcısı haftanın bir günü tam gün izin kullanıyordu. Temizliğe gittiği evin gelini olan kızcağız da bir günlüğüne gelip Zarife hanımın bakmasını rica etmişti. Karı koca çalışıyorlardı ve çocuğun dışarı çıkmadan evde bakılmasını istiyorlardı.
“Sizin çocuğunuz olunca ona da bakarım!” dedi gülümseyerek.
“Daha erken!” dedi Efsun.
“Biliyorum. Sadece şimdi bahsedince sana benzeyen bir kızın olduğunu hayal ettim nedense!”
“Canım annem o da olacak zamanı gelince!” dedi Efsun.
Zarife kızının çalışmak istediğini biliyordu ama daha yeni evli oldukları için evde dinlendiğini düşünüp sesini çıkarmıyordu. Evleneli henüz üç ay olmuştu. Çocuk da hemen düşünmediklerine göre, evde oturması için bir neden yoktu. Onca yıl boşuna mı okutmuştu kızını.
Efsun’da annesi gibi düşünüyordu, artık veri giriş operatörlüğü ya da benzeri işlere razı olmayacaktı. O da okuduğu okulla ilgili bir işe girecek ve mesleğinde ilerleyecekti. Hemen ertesi gün sabah İbrahim gider gitmez iş ilanlarına bakmaya başladı. Öğlene kadar bulduğu her ilanda tecrübeli eleman istendiği için bir şey bulamadı. Bir gün bakıp bulamadı diye vazgeçecek değildi elbette. Devam eden bir hafta boyunca ilanlara bakmaya devam etti ama bir şey çıkmadı. Okuldan görüştüğü bir kaç arkadaşı da başka işlerde çalışıyorlardı. Onlar da mesleklerine uygun bir iş bulamamışlardı henüz.
“Anlamıyorum!” diyordu Efsun, “Herkes tecrübeli eleman çalıştırmak istiyor. Peki nerede tecrübe kazanacak bu elemanlar!”
Kerime hanımla artık sadece akşam yemeklerinde buluştukları için rahatlamıştı. Evinde rahatça hareket ediyor, kitap okuyor, dizi izliyor, yürüyüşlere çıkıyordu. Arkadaşları genellikle çalıştığından onlarla görüşebildiği tek gün cumartesileriydi ama o gün de İbrahim evde olduğundan bir türlü ayarlayamamışlardı. Neredeyse nikahtan beri hiç biriyle yüz yüze görüşememişti.
(devam edecek)