“Biz de adettir!” dedi Kerime hanım ertesi gün Efsun sözleştikleri saate onlara gelince, “Kayınvalide, gelin bir alışverişe çıkarlar mutlaka!”
Efsun onun kibarca kıyafetlerini yenilemek istediğini anladığı için gülümsemekle yetindi. Buna bir itirazı yoktu, zaten abartılı kıyafetleri sevmediği için Kerime hanımın gönlünü hoş edecek sade kıyafetler seçti kendine. Zaten genç ve güzel olduğundan her şey üzerinde güzel duruyordu. Alışveriş boyunca Kerime hanım gelinlerinin nerelerden giyindikleri, ne markaları sevdiklerinden bahsetti büyük bir memnuniyetle. Eşleri ile veya kendi işleri gereği yurt dışına gittiklerinde oralardan da alışveriş ediyorlar. Kerime hanıma da çok güzel çantalar getiriyorlardı. Hatta o gün elindeki çantayı ortanca gelini hediye etmişti. Kayınvalidesi gelinlerinden onların başarılarından, giyip, çıkardıklarından, yaptıklarından bahsetmeyi gerçekten çok seviyordu. Dinledikçe kariyerlerindeki başarılarını Efsun da takdir etmişti.
“Eski kıyafetlerini de istersen kadınlara verebilirsin!” dedi Kerime hanım eve geldiklerinde. Efsun hemen eve gitmek istese de “Akşam çayı içmeden olmaz!” diyerek onu içeri soktu ve ailenin erkekleri gelene kadar da yollamadı. Masaya geçtiklerinde bütün gün hangi mağazalara gittiklerinden, Efsun’a neler aldıklarına kadar hepsini teker teker anlattı. Kayınvalidelerinin anlattıklarını büyük bir hevesle dinleyen gelinler, merak edince, erkekler kahvelerini içerlerken henüz eve götüremediği paketler tek tek açılıp, alınanlara bakıldı. Eltilerinin onun bilmeyeceğini vurgulayarak verdikleri markalarla ve mağazalarla ilgili tavsiyelerini de dinledikten sonra İbrahim uykusu geldiğini söyleyince paketleri toparlayıp, evlerine geçtiler.
“Bütün gün işte seni çok özlüyorum!” dedi İbrahim. Kocasının kollarına uzanınca Efsun’un da bütün yorgunluğu sona erdi. Paketleri ertesi gün yerleştirebilirdi. En azından sabah kahvaltılarını evlerinde yapıyorlardı. İbrahim erken çıktığı için ondan önce uyanıp, güzel bir kahvaltı hazırladı. Zarife hanım mayalı hamurlarda bir uzman olduğundan Efsun’da annesinden çok şey öğrenmişti. Mutfaktan gelen kokular İbrahim’i saat çalmadan uyandırmaya yetti. Karısının hazırladığı pişileri sıcak sıcak ağzına atarken zevkten dört köşe olmuştu. Kapıda, hemen karşısında oturan eltisi ve kayınbiraderi ile karşılaştılar. Evden gelen kokular kayınbiraderinin hoşuna gidince, “Sabah sabah yağ kokarak işe gidemeyiz herhalde!” dedi eltisi kocasının kolundan tutup çekerek. İbrahim dönüp gülümsedi karısına. Fazla yaptığı ve koktuğunu anladığı için bir tabak da Kerime hanımlara götürmeyi düşündü ama sonra bunun hoş olup, olmayacağına karar veremediği için vazgeçti ve dün alınanları çıkarıp yerleştirmeye başladı. Eski kıyafetlerini şimdilik kimseye vermeyi düşünmüyordu. Onları evde de olsa yine giyebilirdi.
Mutfağı da toparladıktan sonra buranın artık onların evi olduğunu düşünerek gülümsedi. İki gündür sanki akşam olunca annesi ile yaşadıkları eve dönecekmiş gibi hissediyordu. Alışacaktı tabi zamanla burada yaşamaya, evi, kocası her şeyi gerçekten çok ama çok iyiydi. Annesinin söylediklerini hatırlayınca tüm bunlara sahip olduğu için şükretti.
Kerime hanımın dernek arkadaşları da yeni gelinini merak ediyorlardı. O akşam yemekte Kerime hanım ertesi gün için başka plan yapmamasını rica etti. Aslında Efsun annesine uğramayı düşünüyordu ama ayıp olmasın diye Kerime hanımı geri çevirmedi. Zaten annesinin çalışma günüydü ve saat üçten önce de dönmezdi muhtemelen. Zarife kızı evlendikten sonra söylediği gibi işlerine gitmeye devam ediyordu.
“Kızımın eline bakarak yaşayamam!” diyordu yakın komşularına, “Gücüm yerindeyken çalışmaya devam!”
Damadın almayı teklif ettiği evi istemediği için de kızıyordu komşuları ama Zarife kendi evinde mutluydu. Damadının düşünceli davranmasına çok mutlu olmuştu tabi ama şimdiden sonra başka bir eve taşınıp, bilmediği yerlerde yaşayamazdı ki. Burada herkesi tanıyor, seviyordu. Başı sıkışsa kapısını çalacağı bir sürü komşusu vardı.
Ertesi gün bütün gün süren dernek gezisinden sonra Efsun kendini hem yorulmuş hem de afallamış hissediyordu. Kerime hanım yine onu eve göndermeyerek kocası gelene kadar onlarda kalmasını sağladı. Efsun o gün kayınvalidesinin annesinin konusu açılınca ya konuyu değiştirdiğini ya da ev hanımı diyerek geçiştirdiğini fark etmişti. Neden böyle yaptığını sormayı düşünmüş ama sonra İbrahim’i üzecek bir şey yapmak istemediği için vazgeçmişti. Zaten gelinini o kadınlarla beş dakika yalnız bırakmadığından, bazı sorular Efsun’a da yöneltilse müdahale edip kendi cevap vermeyi tercih etmişti. Akşam kocasına annesi ile güzel bir gün geçirdiklerini söyledi. Önemli olan onların mutlu olmalarıydı ki, İbrahim ona bir prensesmiş gibi davranıyordu. Ertesi gün evde işlerini toparladıktan sonra annesini arayıp, geleceğini haber verdi. Zarife o gün çalışmadığı için daha erken gidebilirdi. Bunu düşününce aslında bir gün önce gitmeyişinin daha iyi olduğuna karar verdi ve oyalanmadan çıktı evden. Aslında İbrahim bir yere gitmek isterse şoförün onu bırakıp alabileceğini söylemişti ama Efsun kendi başına hareket etmeyi seviyordu. Evden çıkınca biraz yürüdükten sonra otobüse binip, etrafı seyrederek annesinin yaşadığı semte vardı.
Zarife kızının geleceğini duyunca hemen fırına bir şeyler atmıştı. Efsun kapıdan girer girmez alıştığı o güzel kokuları duyunca hoşuna gitti. Sevgiyle kucaklaştılar. Akşama kadar annesi ile vakit geçirdikten sonra ailenin erkeklerinin eve gelme saatinden önce geri döndü. Zarife hem kendi evleri hem de kayınvalidesi için de yaptıklarından paket edip yollamıştı. Üzerini değiştirip, kendilerine ait olanı dolaba koyduktan sonra kayınvalidesi için hazırlananları bir tabağa yerleştirdi ve İbrahim geldiğinde tabağı alıp, onunla aşağı indi.
“Annem sizin için gönderdi! Bunu gerçekten çok güzel yapar!” diyerek hazırlanan masaya yerleştirdi tabağı.
“Niye zahmet etmiş!” dedi Kerime hanım gülümseyerek. Herkes masaya yeni gelen tabağı merak edince uzanıp birer parça aldılar. Erkekler aldıkları tattan memnun gözükürken, gelinler neredeyse dillerine değdirip, kilolarına ve sağlıklarına dikkat etmeleri gerektiğini söyleyip, tabaklarının yanına koydular. Kocalarına da aynı sebepten ikinciyi yememeleri için kaş göz ettiler. Bir tek İbrahim ve Nurullah bey ikinciyi alıp rahatça yediler.
“Annen hem temizliğe gidip, hem de bunları yapacak vakti buluyor demek!” dedi eltilerinden biri, “Bunları da yapıp satanlar var aslında!”
“Annem bunları satmıyor” dedi Efsun, “Sizin için yolladı!”
“Ellerine sağlık!” dedi Kerime hanım yeniden, “Zahmet etmiş”
Ondan başka teşekkür eden olmayınca, eltilerden biri yakında ona verilecek bir ödülden bahsetmeye başladı. Kalkacakları sıra, “Bizde pek yenmiyor istersen sen yukarı çıkar!” diyerek annesinin yaptığından kalanları kapının ağzında ellerine tutuşturdu Kerime hanım. İbrahim tabaktan uzanıp bir tane ağzına atıverince de, oğluna ters ters baktı ama oğlu tabağı elinden alıp, yemeğe devam etti fark etmeden. Efsun “Bize de var!” diyerek uzatmadı lafı ve evlerine geçtiler. Evdekiler de dahil İbrahim hepsini bir kaç gün içinde yiyip bitirdi.
Kerime hanımın sosyal çevresi geniş olduğundan o hafta iki kez daha gelinini alıp, gelin göstermeye götürdü. Efsun onunla çıktığında sessiz olup, onun istediği şeye istediği şekilde cevap vermesine izin vermesi gerektiğini anlamıştı. Bu gelin gösterme hevesi nasılsa bitecekti, o yüzden kocasının hatırına sessizce katlanmaya devam etti.
Bir akşam eski kıyafetlerinden birini, yeni alınanlarla kombin yaparak giyince eltilerinin yemek boyunca baktıktan sonra, çaylarını içerlerken, marka giyeceği zaman böyle yapmaması gerektiği konusunda yeni tavsiyeler dinledi. Günler geçtikçe bu ailedeki zenginliğin ve başarının aslında bir etiket budalalığı haline geldiğini fark ediyordu. Efsunda olmayan şeylere sahip olduklarını düşündüklerinden sürekli ona akıl öğretiyorlardı. Sanki ailecek Efsun’u bir eğitime almış gibiydiler. Tecrübesi veya bilgisinin olmadığı konular elbette olabilirdi ama aklı yokmuş gibi davranılması iyice canını sıkıyordu.
(devam edecek)