Gönül Bağı – Bölüm 11

Hem gelinler, hem de yakın akrabalar İbrahim’in evleneceği kızın böyle gizli saklı istenmesiyle yakından ilgilenmişlerdi. Kerime hanım fazla laf söz olmasın diye aile yemeğini istemeden hemen bir hafta sonrası için planlayıp, herkese haber yolladı. Kalabalık olduklarından Nurullah bey dışarıda bir yer ayarlamıştı. Efsun, İbrahim’in bütün ailesi ile bir anda tanışacağı için çok heyecanlıydı. İbrahim ailesinin onu çok seveceğini söyleyerek sakinleştirmeye çalışsa da, bütün gözlerin onda olacağı bir akşam geçirmek pek istemiyordu.

“Kızım zaten eve gelemediler istemeye, şimdi bu yemek de olmasa herkesin ağzı bir şey söyler! Bizim her istediğimize saygı duyarlarken şimdi buna ses çıkarmak olur mu? Onlar senin ailen olacak yakında, sen kendini rahat ve mutlu hisset. İbrahim herkesle tanıştıracak seni nasılsa, tek başına olmayacaksın ki?”

“Evet ama keşke sen de orada olsaydın!” dedi Efsun sıkıntılı bir şekilde, İbrahim’in annen de gelecek dememiş olması biraz canını sıkmıştı.

“Gelin olan sensin, seni merak ediyorlar beni değil! Şimdi onların bütün ailesi orada olacak sap gibi bir benim gelmem daha tuhaf olmaz mı? Keyfine bak sen, sen mutlu olunca ben de mutlu oluyorum!” dedi Zarife onun sıkıntısını anlayıp. Annesine itiraf edemese de alttan alttan Efsun’un da dert ettiğini anlıyordu bu meseleleri.

“Sen her şeye layıksın!” dedi Zarife sonunda, “Şükür olsun ki Allah’ta karşına iyi bir aile çıkardı. Konuştuk hallettik bu meseleyi kapandı. Bu duyguları taşımaya devam etmeyi bırakıp, olan eve olacak olan güzelliklerin tadını çıkartıp, şükredelim!”

“Tamam!” dedi Efsun iç çekerek, annesinin haklı olduğunu düşünmüştü. Hayat ona böyle güzel sürprizler sunarak, olmamış şeylerin sıkıntısı veya şüphesi ile yaşamak olmazdı. Yemeğin olacağı akşam saçlarını güzelce toparladı, özel günlerde giymek için ayırdığı annesinin tabiri ile “gerilik” siyah elbisesini giyip İbrahim’i beklemeye başladı. Annesinin isteği ile hafif de bir makyaj yapmıştı.

“Pu! Pu! Pu! Maşallah!” diyerek kızının etrafına üç Ayet-el Kürsi okuyup üfledi Zarife, “Bu gece senin gecen, tadını çıkar!” diyerek çıkardı onu kapıdan İbrahim gelince.

Gelenleri karşılamak için herkesten önce gelmişlerdi restorana. Gelinler Efsun’u ilk gördüklerinden misafirler gelmeden hemen sardılar etrafını. İbrahim’de onlar kadın kadına kaynaşsınlar diye ağabeyleri ve babasının yanına geçti. Çocuklar bakıcılarla bırakılmışlardı.

“Artık hepimiz İbrahim’den ümidi kesmiştik!” dedi müstakbel eltilerden biri diğerleri onayladılar.

“Sen de gelince aile tamamlanmış oluyor! Biz sizinle aynı katta oturuyoruz!” dedi diğer eltisi.

Misafirler gelene kadar kızların anlattıklarını dinledi keyifle, içeri girerken üzerinde hissettiği heyecan ve baskı azalmıştı biraz. Misafirler gelmeye başlayınca İbrahim gelip aldı yengelerinin arasından onu. Amcaları, teyzeleri, halaları, dayısı ve kuzenleri teker teker geliyorlardı. Gerçekten büyük bir aileydiler. Masa tamamen dolunca, Nurullah bey kalkıp bir konuşma yaptı ve en küçük oğluyla, müstakbel gelinleri için belirledikleri düğün tarihini açıkladı. Kalabalıkta gecenin nasıl geçip, bittiğini bile anlamadı Efsun. Herkes çok güler yüzlü ve mutlu görünüyordu. Endişe duyduğu gibi tepeden bakan, imalarda bulunan da kimse olmamıştı.

“Gördün mü herkes seni çok sevdi. Hiç de korktuğun gibi olmadı!” dedi İbrahim, “Düğünümüzde hepsini tanıyor olacaksın!”

İsimleri ve yüzleri pek aklında tutamasa da kendini daha iyi hissedeceği kesindi. O hafta belediyeye gidip belirledikleri tarih için başvuruda bulundular. Şirkette de herkes onları tebrik ediyor, yüzüne olmasa da Efsun’un patronunu nasıl tavlayıp, bu aileye gelin olduğunu konuşuyorlardı. Artık tepeden torpilli olduğundan yan gelip yatsa da olurdu.

İbrahim onun çalışmasını istemediğini henüz Efsun’a söylememişti. Bunu düşünmesi herhangi bir bağnazlık duygusundan değildi. Efsun’un belirgin bir kariyeri yoktu, patronun karısı olarak da basit işlerde çalışması uygun olmazdı. İhtiyaçları da, bir kariyer hedefi de yokken kendini iş ile yormasına gerek yoktu. Evinde keyfine bakabilir, canı ne isterse onu yapabilirdi. Gelinlerin hepsi çalıştığından arada sırada Kerime hanıma arkadaşlık da edebilirdi.

Düğünden bir kaç gün önce baş başa yemek yerlerken bu düşüncesini Efsun’a açıkladı. Efsun baştan itiraz edecek gibi olsa da, “patronun karısının basit işlerde çalışması” ifadesini duyunca ona hak verdi. En azından o şirkette ve bulunduğu pozisyonda çalışmayabilirdi ama bu başka bir işe girmeyeceği anlamına gelmezdi.

“Tabi ki!” dedi İbrahim, “Eğer sen böyle mutlu olacağını düşünüyorsan, ben çalışmana karşı değilim. Rahat etmen için söylüyorum!”

“Ben hemen bir çocuğumuz olsun istemiyorum!” dedi Efsun’da buna karşılık olarak. Her ne kadar çocuk sahibi olduklarında bakıcılar, yardımcılarla rahat edecekleri belli olsa da, o bir süre evliliğe alışmak istiyordu.

“Tamam nasıl istersen!” dedi İbrahim. Ailesinin ağabeylerinden torunları vardı nasılsa, onların da hemen çocukları olsun diye kimsenin baskı yapacağını sanmıyordu. Hatta karısının bir süre sadece ona kalması hoşuna bile giderdi.

“Kolunda zaten altın bileziğin var senin!” dedi Zarife. Aslında İbrahim’in söyledikleri çok içine sinmemişti ama düğüne bir kaç gün kala da kızının aklını bulandırmak istemiyordu şimdi.

Kerime hanım düğün için bir organizasyon şirketi ile anlaşmıştı, davetliler sadece akrabalar değil, çocukların arkadaşları, şirket çalışanları ve iş yaptıkları şirketlerin yöneticileri, Nurullah bey ve Kerime hanımın ahbaplarından oluşuyordu. Zarife hanım da yakın komşularını davet etmişti. Efsun’u da iki yakın kız arkadaşı ile bir kaç okul arkadaşı gelmişti.

Gece boyunca Zarife’nin gözleri doldu doldu boşaldı. Kızı gelinliğin içinde bir peri kızı gibi dolaşıyordu misafirlerin arasında. O kadar mutlu görünüyordu ki, Zarife tüm hayalleri gerçek olmuş gibi hissediyordu. O geceden sonra ev daha boş olacaktı ama kızının mutlu bir yuvada ve güvende olacağını bildiği için içi rahattı. Tüm misafirler gidip yakın akrabalar kaldıktan sonra Efsun annesine sarılıp uzun uzun ağladı ve onu eve bırakması için kuzenlerden birine emanet ettikten sonra kocası ile yeni evlerine gitti. İbrahim ertesi gün ailelerin elleri öpüldükten sonra yola çıkacakları bir balayı planı yapmıştı. Sabah kahvaltısını Kerime hanımlarda yaptıktan sonra beraber Zarife’nin evine gittiler. Anne kız sanki aylardır görüşmemişler gibi sarıldıklarında İbrahim biraz şaşırdı ama sesini çıkarmadı. Babası ve kardeşleri olmayınca karısının annesinden başka kimi kimsesi olmadığının farkındaydı. Gerçek annesi olmasa da Efsun’un Zarife’ye düşkünlüğüne hem şaşırıyor, hem de takdir ediyordu.

Yine göz yaşları ile annesinin evinden çıkıp, arabalarına sabahtan yerleştirdikleri valizleriyle yola çıktılar. Efsun’un hayatı artık tamamen değişiyordu. Hayatında ilk kez gittiği bu tatilden İbrahim ile o kadar mutlu döndü ki, yedikleri, gördükleri her şeyi gelince annesine teker teker anlattı. Onun gözler parlayarak mutlulukla anlatması Zarife’yi de çok mutlu ediyordu. Ne yediği, nereye gittiği değil, nasıl hissettiği önemliydi onun için.

Balayının dönüşünden sonraki akşam ailede adet olduğu üzere karı koca Kerime hanımın evine indiler yemeğe. Efsun bütün gün getirdiklerini yıkayıp, yerleştirme işiyle ilgilenmişti. Kerime hanım çalışanlarından birini yollayacağını oğluyla iletse bile, zaten yapacak başka bir işi olmadığından kendi yapmayı tercih ettiğini söyleyerek teşekkür etmişti.

O akşam yengeleri ve Kerime hanıma bakınca, bu yemeklere hazırlanarak gelmesi gerektiğini anlamıştı. Bu ailede kimse günlük kıyafetleri ile üçüncü kişilerin yanına çıkmıyordu. Yemekte Kerime hanım ona ertesi gün onunla bir alışveriş günü planladığını söyleyince, gülümseyerek kabul etti. Kerime hanım, gelinin üstünü başını biraz yenilemek gerektiğini düşünüyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın