Kerime hanım çok iyi karşıladı Efsun ve Zarife’yi. Çalışanlara güzel kurabiyeler ve börekler hazırlatmıştı. Servisi de evdeki çalışanlar yapıyordu.
“Kızınız bizim evimizde çok rahat edecek!” dedi Kerime hanım çayından bir yudum alırken, “İbrahim çok düzgün ve akılı bir çocuktur. Nurullah ile ben çocuklarımızın refahı için elimizden geleni yaptık daima. Çok şükür onlar da bizi hiç üzmediler!”
“Maşallah, ne güzel!” dedi Zarife hanım, Kerime hanımı izliyordu dikkatle o konuşurken.
“Efsun’da çok tatlı kız maşallah, yuvadan aldığınızı söyledi!”
“Doğru!” dedi Zarife, “Efsun sayesinde, anne-baba olduk biz çok şükür! Ailenin kan bağı ile olmadığını öğretti yüce Rabbim bize!”
“Çok şükür!” dedi Kerime hanım.
“Kerime hanım!” diye devam etti Zarife, “Herkesin evladı değerli mutlaka! Allah sizin de çocuklarınızı bağışlasın! Çocukların kalpleri kaynamış birbirine, sevgi en değerli bağdır. Ancak malum ben evlere temizliğe gidiyorum. Maddi gücüm veya eğitimim sizler gibi değil!”
“Merak etmeyin, sizden düğün veya evleri için bir şey yapmanızı beklemeyeceğiz!” dedi Kerime hanım onun sözünü keserek.
“Teşekkür ederim. Onu demeyecektim. Ben alnımın teri ile kazandım bu güne kadar, onun boğazından haram lokma geçirmedim. Kimsenin benim imkanlarım yüzünden onu hor görüp, üzmesini istemem. Diğer gelinleriniz de, çevreniz de, anlatıyorsunuz maddi olarak ailenize denk ailelerden! Eğer sizin aklınızda bu konuda herhangi bir şüphe varsa lütfen bu işe baştan engel olalım. Çocuklarımız yıpranıp, üzülmesinler!”
Kerime hanım, Efsun’a baktı dönüp, Efsun annem haklı der gibi salladı başını.
“Ben de orta halli bir aileden gelip, gelin oldum bu aileye! Nurullah aileden zengindi İbrahim gibi. Tabi ki konu oldu bazı şeyler ama biz kulak asmadık. Biraz da Efsun kulak asmayacak böyle şeylere. İnsanların ağzını kontrol edebileceğimizin teminatını vermemiz imkansız. Biz Efsun’u kızımız sayıp, gelin alacağız! Siz de, biz de insanların söylediklerini fazla ciddiye almazsak sorun olacağını sanmıyorum. Önemli olan bizleriz!”
“Tamam o zaman!” dedi Zarife memnuniyetle, “Çocuklar mutlu olsunlar!”
“İnşallah!” dedi Kerime hanım, sonra Efsun’u isteme ve aralarında yüzük takmak için hangi günün uygun olacağını konuşmaya başladılar. Kerime hanım isterlerse istemeyi de kendi evlerinde yapabileceklerini ekledi konuşmasına.
“Yok!” dedi Zarife, “Adet olduğu üzere sizi bizim evimize bekliyoruz artık!”
Onlar rahat konuşsunlar diye sohbet boyunca yanlarında durmayan İbrahim, bıraktı anne kızı eve. İstemenin olacağı gün belirlenmişti. Kerime hanım gidip yüzüklerini seçmelerini istemişti onlardan. Eve dönünce İbrahim’e kıza bir nişan elbisesi almasını tembihledi.
Efsun’ların evi büyük olmadığından Kerime hanım ve Nurullah beyin kardeşlerini çağırmayacaklardı giderken. Düğünden önce bir aile yemeği tertip edip, gelinlerini tanıştıracaklardı aileye. İstemeye, İbrahim’in ağabeyleri anne, babası geleceklerdi sadece. Zarife hanım o hafta gideceği yerlerden rica edip, işleri bir kaç gün erteledi ve Efsun ile evi güzelce temizleyip, ikramlıkları hazırladılar. Efsun annesi yorulmasın diye, İbrahim ile konuşup izin almıştı. Efsun’u şirkette göremediği için özleyen İbrahim her akşam gelip yemeğini onlarla yedi. Zarife, İbrahim’in de annesinin de burnu büyüklük etmediğine sevinmişti. Efsun da çok mutlu görünüyordu. İbrahim ile gidip, zarif, sade bir nişan elbisesi, ayakkabı ve çanta almışlardı. Yüzükler İbrahim’de olduğundan, Zarife onları istemede görebilecekti ancak.
İsteme merasimine katılamayacaklarını öğrenen gelinler iyice merak etmeye başlamışlardı. Kerime hanım onlara aile yemeğinde Efsun ile tanışabileceklerini söyleyince hoşlarına gitti. Efsun’un annesini, ne iş yaptığını, nerede oturduklarını artık öğrenmişlerdi. Aslında İbrahim’e hayret ediyorlardı böyle bir kız seçtiği için ama kocaları bu konuda hiç bir yerde konuşmamaları konusunda onları tembihlemişti. Kerime hanım aile içinde dedikoduyu hiç sevmez, hiç de hoş görmezdi. Ağabeyler Efsun’u şirketten bildiklerinden, onun ne kadar naif ve iyi bir kız olduğunun farkındaydılar. Kardeşlerinin kararını destekleyip, mutlu olmasını istiyorlardı.
Aslında Efsun’un aile durumunu meraklı sosyal çevrelerine nasıl söyleyecekleri hepsinin aklını kurcalıyordu. Kerime hanıma göre gelin eve geldikten sonra ailesi onlar olacağı için bu konuyu fazla gündemde tutmaya gerek yoktu. Efsun ailelerine uyum sağlayacak, akıllı bir kıza benziyordu. Annesi kızının kıymetli olmasından başka bir çeyiz, takı ve benzeri bir şey istememişti. Tok gözlü bir insandı. Gelinler kendileri evlenirken ailelerinin ve onların istedikleri şeyleri düşününce biraz bozulmuşlardı Kerime hanımın bu yorumuna ama belki de kız ve annesi iyi bir yere kapak atabilmek için bunların hepsini planlı yapıyorlardı. Neyse ki Efsun en azından üniversite mezunuydu.
“Ailesi kimmiş peki?” diye sormuştu avukat gelin.
“Bilmiyorlar!” diye yanıtlamıştı Kerime hanım da düşünceli bir edayla. Sonuçta bu kızdan torunları olacaktı. Annesi iyi hoştu da acaba damarlarında kimlerin kanı dolaşıyordu.
“İsterseniz araştırayım!” diyecek oldu avukat gelin ama Kerime hanım elini kaldırıp durdurdu sözünü. İbrahim’e kendileri araştırmayacaklarına söz vermişti. Gelininin her bulduğunu bilmeye can atıyordu ama İbrahim’in kulağına da gideceğini bildiği için önünü kesmesi gerektiğini düşündü.
İsteme töreni kısa sürdü. Nurullah bey dua ederek çocukların yüzüklerini taktıktan sonra ikramlara geçtiler. Zarife’de onların kalabalık gelebileceklerini düşünerek kimseyi çağırmamıştı. Zaten çağıracak akrabaları yoktu, komşulara da “Nikaha inşallah!” demişti. Herkes Efsun’un iyi bir aileye gelin gideceğini duyunca memnun olmuştu. Zarife’nin gittiği evlerden birinin hanımı, Kerime hanımı derneklerden, uzaktan tanıyordu.
“Çok hanımefendi, çok düzgün bir insandır!” demişti Efsun’un o aileye gelin olacağını duyunca. Biraz da hayret etmiş, gizlemeye çalışsa da Zarife hanım gözlerindeki merakı görmüştü. Zaten evleri de hazır olduğundan Nurullah bey nikah için arayı çok uzatmak istemedi ancak misafirlerin belirlenmesi, davetiyelerin dağıtılması zaman alacağından iki ay sonrasına karar kıldılar. Aile Zarife hanımdan hiç bir masraf yapmasını istemiyordu. İbrahim evini ağabeyleri evlenirken, kendi zevkine göre döşemişti. Efsun ile bakıp, varsa eksiklerini tamamlamaları yeterliydi. Zaten aile akşam yemeğini bir arada yediği için Efsun’un mutfakta çok yorulmasına gerek olmayacaktı. Kerime hanımın evinde çalışan kadınlar, sırayla çıkıp, gelinlerin evlerini de toparlayıp, temizliyorlardı. Aslında Kerime hanım böylelikle gelinlerinin evlerinde nasıl olduklarını da çalıştırdığı kadınlardan öğreniyordu. Hepsi onun gözüne girmek için gördükleri her detayı gelip yetiştiriyordu. Sadece çocuklara bakan bakıcıları kendileri bulmuşlardı. Hepsinin çocuğuna kendi evinde bakılıyor. Kerime hanım sırayla dolaşıp, denetliyor, torunları ile vakit geçiriyordu.
Yaz gelince gençler izin durumlarına göre, biri Çeşme’de, biri de Antalya’da olan yazlıklara gidiyorlardı. Kerime hanım sıcağı çok sevmediği için baharda Çeşme’de, sonbaharda da Antalya’da kalıp geliyordu. Çocuklarından biri yazlıktayken orada olmamaya daima özen gösteriyordu.
Düğün oldukça yüksek kapasiteli büyük bir bahçede yapılacaktı. Kerime hanım her ne kadar kır düğünü dese de, Efsun bahçenin bir saray bahçesi gibi olduğunu söylemişti annesine. Nikah ve düğün bir arada yapılacak, Efsun’un gelinliği diğer gelinlere yapıldığı gibi özel olarak diktirilecekti. Efsun daha mütevazı davranmayı tercih etse de aile bu tür kararları kendi aldığı için sesini çıkaramıyordu.
Zarife kızının mutlu ve rahat edeceği bir hayatı olacağı için çok seviniyordu. Hasan yanlarında olup, bunları görmediği içinse yüreği çok buruktu.
“O hep bizimle anneciğim, sen merak etme!” demişti Efsun ama ikisi de göz yaşı dökmüşlerdi her zaman olduğu gibi.
(devam edecek)