Gönül Bağı – Bölüm 5

“Emin size emanet!” dedi Mümin giderken, o kadar çok iyilikleri dokunmuştu ki Hasan ve Zarife’ye, “Sen hiç merak etme kendi ellerimle kuracağım yuvasını!” dedi Hasan gülerek.

“Aman yuvamı yapma da!” diye güldü Emin’de, o da çok özleyecekti ağabeyi ile yeğenlerini ama babasının yanında olacakları için de seviniyordu. Çalıştığı şantiyenin lojmanında kaldığı için onun barınma ile ilgili bir sorunu yoktu ev kapansa bile. Bir sorun olursa da Hasan ve Zarife’nin kapısı ona her zaman açıktı.

Efsun bu mutlu ailede hızla büyüyordu zaman ilerledikçe ve nihayet ilkokul çağına geldiğinde onu evlerinin yakınındaki bir ilkokula yazdırdılar. Efsun daha okula başlamadan öğrenmişti alfabeyi, okulda zorluk çeker demişlerdi ama Zarife yine de öğretmişti kızına her şeyi. Hayatının hiç bir aşamasında zorluk çeksin istemiyordu. Hasan ve onun dışarıda atan kalpleriydi o. Hasan erkenden çıktığından ilk sabah Zarife giydirip götürdü okula kızını. Oklun belirlediği formanın içinde fındık tanesi kadar tatlı bir şeye dönüşmüştü Efsun. Minyon bir çocuktu zaten, dalgalı saçlarını iki yandan kurdele ile tutturmuştu annesi. Babasına yollamak için okulda bir kaç resmini çektikten sonra öğretmenine teslim etti onu.

Uzun zamandır okulun hayalini kuran Zarife çok sevmişti okulu. Alfabeyi öğrenen onun gibi başka çocuklar da olduğundan sınıfın durumu diğer sınıflara göre ileriydi ve öğretmen hepsinden çok memnundu. Zarife alfabeden fazlasını kızına öğretecek bilgiye sahip olmadığı için derslerine yardım edemese de, her gün geldiğinde ödevlerini ihmal etmesin diye oturuyordu başında. O gün neler öğrendilerse bir de Hasan’a anlatılıyordu hepsi.

“Maşallah benim kızıma!” diyordu Hasan gözleri parlayarak, ailesinin şuncacık çocuk yüzünden onun kalbini nasıl kırdığını unutamıyordu bir türlü. Zarife kocası söylemese de olanları hazmedemediğini biliyordu. Barışsın isterdi ailesi ile ama o zaman da geçmişte olduğu gibi Hasan’ı yine kullanmaya çalışırlarsa diye çekiniyordu. Hasan zaten gurur meselesi yaptığı için asla kendiliğinden ailesi ile barışmazdı.

Efsun orta okula geçtiğinde masraflar da artmaya başladığı için Zarife de çalışmak istedi. En azından Efsun’un okulda olduğu saatlerde bir şeyler yapar, evin geçimine yardımcı olabilirdi. Hasan hiç kıyamıyordu karısına, zaten evin işi, çocukla ilgilenmek yeterince ağır işti, yetmezmiş gibi bir de dışarıda para peşinde mi koştursundu karısını.

“Ben daha çok çalışırım, ikinize de bakarım. Yeter ki siz iyi ve mutlu olun!” diyerek istemedi karısının çalışmasını.

Efsun böyle sevgi dolu bir anne ve baba ile büyümeye devam ettiği için sakin ve barışçı karakteri de hiç bozulmadı. Ona ailenin gerçek çocuğu olmadığını küçük yaşta söylemişlerdi ama bu sadece bir ifadeden ibaretti hepsi için. Ne Efsun, ne de ailesi yaşamlarının herhangi bir alanında akıllarına bile getirmiyorlardı bu durumu.

Bir akşam üzeri annesi ödevlerini yapması için kapısını kapatmış mutfakta akşam yemeğini pişiriyorken geldi kötü haber. Hasan iş yerinde bir kalp krizi geçirmiş, apar topar ambulansla hastaneye götürmüşlerdi. İş yerinden arayan sekreter bundan fazlasını söylemeden kapattı. Zarife’nin kalbine öyle bir sızı yerleşti ki o an, Hasan’ı bir daha göremeyeceğini hissetti ve hemen Efsun’u komşularından birine bırakarak hastaneye koştu. Kızı paniğe kapılmasın diye babasının başı dönmüş hastaneye götürmüşler demişti sadece. Oysa zavallı Hasan’ın kalbi daha ambulansta durmuştu hastaneye varamadan. Genç yaşta gelen bu ilk kriz canını almaya yetmişti.

Kocasının sağ olmadığı haberini alır almaz olduğu yere yığılıp kaldı zavallı Zarife. Her şey akıllarına gelmişti ikisinin de birinden birinin erken gideceğini hiç düşünmemişlerdi. Onu alıp bir sandalyeye oturttuktan sonra tansiyonunu ölçüp, tuzlu bir ayran içirdiler. Sonra herkes görevine dönünce Zarife o sandalyede kendini dünyanın en yalnız insanı gibi hissetti bir süre. Sanki onun için zaman durmuş da etrafındaki herkes için hızlanmış gibi seyretti etrafı bir süre. Sonunda biraz toparlanıp hatırladı kızını. Ne yapacağını bilemediği için Emin’i aradı hemen. Emin’de kulaklarına inanamamıştı duyunca. Askerlik arkadaşı Hasan daha kırkını yaşayamadan göçüp gitmiş miydi yani hayattan? Olabildiğince çabuk geldi hastaneye, yapılması gereken ne varsa halletti ve sonra Zarife’yi alıp götürdü evine. Efsun’a da beraber söylediler olanları, zavallı çocuk gözlerini kocaman açıp baktı bir süre boşluğa, küçük aklı algılayamadı babasına olanları. Sonra göz yaşları sel olmuş annesine sarılıp, o da başladı ağlamaya. Efsun’u komşudan alırken Hasan’a olanları da söyledikleri için etraftaki komşular gelmeye başladılar yavaş yavaş. Emin de ertesi günkü cenazeden önce onları gelip alacağını söyleyip ayrıldı yanlarından. Kimse inanamıyordu gencecik adamın kalpten gittiğine. Emin çıkamadan “Ailesine haber verecek misin?” diye sordu Zarife’ye. Vermemek olmazdı biliyordu ama istemiyordu Zarife onların gelmesini, yine de başını sallayıp “Ver!” dedi Emin’e. Yarına kadar çıkıp gelemezlerdi bile belki.

Yakın komşularından biri kaldı o gece anne kızla, ikisini öyle bırakıp evine dönmeye içi razı olmadı. Ertesi sabah Emin geldi aldı hepsini, hayatlarının en zor gününü yaşıyorlardı.

O zamana kadar kocası razı gelmediği için çalışmayan Zarife’nin artık dik durup kızına bakması gerekiyordu. Hasan’ın ailesi son dakikada cenazeye gelmiş, kendi acıları yetmezmiş gibi, Zarife ve Efsun’a “Kardeşimizin başını yediniz!” deyivermişlerdi. Efsun daha önce hiç görmediği bu akrabalardan o gün başlamıştı nefret etmeye. Çocuk üzülmesin diye hikayenin bu kısmını ona anlatmamıştı ailesi. Cenaze akşamı evde okunan duaya bile katılmadan da geri dönüp gitmişlerdi.

“Olmaz olsun böyle aile!” dedi Emin. Mümin ile Fatma’da öğrenince hemen koşup gelmişlerdi. Zarife’ye onlarla Karamürsel’e gelmesini teklif ettiler. İstanbul gibi yerde tek başına kalmaktansa orada yakınlarında olurlardı.

“Ben hepinize bakarım!” diyordu iyi yürekli Mümin ama onlar da zaten iki çocukla zor geçiniyorlardı hâlâ. Mümin’in babasının sağlığı iyice kötüleştiği için Fatma hem çocuklar, hem ev işleri, hem de kayınpederi ile ilgilendiğinden soluk alacak hali kalmıyordu. Kayınvalidesi çok iyi kadındı ama onun da bacakları ağrıdığı için doğru dürüst yürüyemiyor, ancak arada bir çorba kaynatıp, gelinine destek olmaya çalışıyordu.

Yaşadıkları yerde de komşuları çok destek olmuşlardı başlarına gelenlerden sonra, kızının okulunu değiştirmek de istemiyordu. İyi bir tahsil görmesi için İstanbul’da kalmaları daha iyiydi. Fatma ile Mümin ısrara devam edince de, “Ben Hasan’ı burada tek başına bırakıp gelemem!” dedi en son, onlar da sustular. En azından Emin İstanbul’daydı başları sıkışsa koşup geleceğini biliyorlardı.

Böylece Zarife ve Efsun’un hayatında yeni bir dönem başladı. Komşulardan ev temizliğine giden bir kadın, ona bir kaç ev ayarladı. Efsun artık büyüdüğü için anahtarla içeri girebiliyordu. Etrafları iyi komşularla çevrili olduğundan hepsi de çocuğa göz kulak oluyorlardı. Hasan’ın kaybını atlatmaları çok uzun sürse de anne kız birbirlerine destek olarak yaşamaya devam ettiler.

Efsun ela kocaman gözleri ve olanca zarifliği ile bakanın dönüp bir daha baktığı çok güzel bir genç kız olmuştu. Hasan’ın ailesi cenazeden sonra bir daha ne arayıp, ne de sormuştu ikisini de. Zarife temizliğe giderek evin geçimini sağlıyor, kızını hiç bir şeyden eksik etmeden büyütmeye çalışıyordu. Etraftan iyi insanlar da her zaman onlara yardımcı oldular, Emin de kendi evlenene kadar neredeyse her hafta gelip bir ihtiyaçları olup olmadığını sordu. Sonra evlenip, hemen de çocuk sahibi olunca, eskisi kadar uğrayamaz olsa da, Zarife’yi arayıp yoklamaya devam etti. Hasan kendi gibi iyi insanlar miras bırakmıştı ailesine.

(devam edecek)

Yorum bırakın