Gönül bağı – Bölüm 3

İşleri ortak olmasa aileye gidip geldiklerini söylemek hiç istemiyordu Hasan ama üzerindeki sorumluluklar yüzünden haber vermesi gerekti yine.

“Yine mi çocuk meselesi?” dedi büyük ağabey, “Bir kuma alıp kolayca çözülecek bir konuyu ne kadar da büyüttünüz böyle?”

“Bu defa bir kimsesiz çocuğu kurtaracağız” dedi Hasan, çocuğu verirlerse nasılsa öğreneceklerdi gerçeği, saklamanın alemi yoktu o yüzden.

“Ne?” dedi hepsi birden, “Ne idiği belirsiz bir çocuk mu getireceksin ailemize, malımıza, mülkümüze ortak olacak Hasan efendi bu çocuk! Kendi başınıza karar alırken bunları da düşünüyor musunuz acaba?”

“Ağabey sen ne diyorsun böyle? Ufacık çocuktan bahsediyorum seni duyan köye eşkıya getireceğim sanır! Anasız babasız kalmış bir yavruya aile olmak istiyoruz biz!”

“Eşkıyanın dölü olmadığını ne bileceksin? Hepsi çocukken masum görünüyor, katiller, hırlı, hırsızlar, soysuzlar hiç çocuk olmadı mı?”

Hasan ailesini yine ikna edemeyince uzatmadı konuyu, başını sallayıp çıkarken “Gidiyoruz haberiniz olsun diye söyledim!” dedi kafasını çevirmeden.

“Bir daha düşün Hasan!” dedi ağabeyi de gür sesiyle. Sesindeki tehdidi anlamamak mümkün değildi. Eve varınca hiç bahsetmedi bu kez Zarife’ye olanlardan, laf köye yayılmadan gidip başvururdu onlar. Bu gidişlerinde Emin ve Mümin’e soracaktı oralarda yaşamayı. Böyle giderse ailesi ile bir arada olmayacaktı bu iş.

Ertesi gün toparlanıp çıktılar hemen. Konu çocuk olunca ikisi de hemen ayaklanıveriyorlardı. Emin bu defa karşıladı arkadaşını ve aldığı gibi Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne götürdü onları. Resmi nikah yapmış olmaları burada da işlerine yaradı. Yaşları genç olduğundan, yeni doğan ya da bir yaşında bir bebek de alabiliyorlardı ama öyle hemen olmuyordu o işler. Başvuru için gereken evrakları doldurdular önce, sonra sistemin nasıl işlediğin dinlediler uzun uzun. Bir çocuk çıkana kadar yapacak başka iş olmadığını anlayınca da kalmadan hemen otobüse binip döndüler geri. Mümin, kardeşi ile gelmeleri için haber yollasa da, aileye maddi manevi çok yük olduklarını düşündükleri için kalmadılar. Hasan, Emin’e çıtlattı ev meselesini yolda. Eğer olur çocuk verirse devlet onlara, köyde değil şehirde yaşamak istiyorlardı. Sosyal Hizmetlerdeki görevliye de söylemişti aynısını ama olumsuz etkilemesin diye ailesinin tavrından bahsetmemişti hiç. Zarife de biliyordu çocuğu istemeyeceklerini o yüzden buna oturup karar vermelerine gerek yoktu. Onaylamıştı kocasını doğrudan.

Bu sefer çabucak köye dönünce, Hasan’ın ağabeyleri bir şey sormasalar da laf dinleyip vazgeçtiklerini sandılar önce. Hiç kalmadan iki gece yollarda olunca epeyce sarsılan aşıklar da kimseye bir açıklama yapması bu defa. Haberin gelmesi için verilen bir süre yoktu, bir gün de olabilirdi, bir yıl da. O yüzden konudan kimseye bahsetmeyip beklemeye başladılar. Bu arada Mümin kendi oturdukları yere yakın bir kaç ev buldu onlara ama sosyal hizmetlerden yanıt gelmediği içim harekete geçemediler. Üç ay boyunca kazandıkları parayı mümkün olduğunca harcamadan koydular kenara, Zarife’nin düğünde takılan altınları da duruyordu evde. Haber gelirse çabucak düzenlerini kurmak için elleri boş olsun istemiyorlardı bu defa, çocuk gelmeden yaşadıkları yeri gelip kontrol edecekti görevliler. Öyle Mümin’lerin arka odası olmazdı yaşamak için. Mümin orayı temelli onlara vermeyi teklif etmişti bir süre önce. Kira verirleri elleri düzelince, çocuklar da beraber büyürdü ayı bahçe içinde ama Hasan çocuğu almalarına bir engel çıkmasını istemediği için ayrı evde olmak istediklerini söyledi. Yakın olursalar zaten iç içe olurlardı yine. Üç ay sonra arayan görevli yedi aylık bir kız çocuğu geldiğini söyledi. Annesi evlilik dışı bebek sahibi olmuş çok genç bir kadındı. Hamile kaldığı adam onu terk edip gidince, ailesine söyleyemediği için çocuğu getirip yetkililere teslim etmişti. Efsun adında bir kızdı bebek.

“Hemen geliyoruz!” dedi Hasan sevinçle ve tarladaki işi bırakıp, koşa koşa Zarife’nin yanına gitti. Bu çocuk konuları olduğundan beri köylü canını sıkıyor diye tarlaya, bahçeye göndermiyordu karısını Hasan. Zaten iş kendilerinin işiydi, o yüzden karısının çalışmamasına da kendisi karar verebilirdi. Yengeleri de evde oturuyorlardı zaten, Zarife çoluk çocuk olmadığı için geliyordu tarlaya, beraber oluyorlardı akşama kadar.

Zaten hazırda tuttukları çantayı aldıkları gibi ertesi gün yeniden yola çıktılar. Bu defa ağabeyine çocuk görmeye gittiklerini söylemedi, “Bir işimiz var döneceğiz bir kaç güne!” dedi. Çocuğu aldıktan sonra kıyametin kopacağını bildiği için zaten getirmek istemiyordu köye. Emin ve Mümin izin alamadıkları için otobüsten iner inmez kendileri gittiler sosyal hizmetlere, boncuk gibi ela gözlü pembe yanaklı Efsun’u görünce neredeyse içlerine sokacaklardı ikisi de. Hasan bırakıyor, Zarife alıyor, Zarife bırakıyor, Hasan alıyordu. Bebek haberi gelene kadar ev işini askıya aldıklarını anlattılar görevli memura, çabucak harekete geçip, evlerini açacaklar, sonra da gelip haber vereceklerdi devlete.

“İşiniz de olması gerek!” dedi görevli kadın, “Neyle bakacaksanız el kadar bebeğe!”

“Tamam onu da hallederim!” dedi Hasan, çabucak kalkıp, Mümin’lere gittiler. Fatma, Mümin’in görüştüğü emlakçıyı bildiğinden, çocukları annesine bırakıp, onlarla gitti evlere bakmaya. Evlerin iki tanesi duruyordu hâlâ. Biri yeni yapılmış tertemiz evdi, yapanlar yaşamak için düzenlemişler ama sonra ailelerinin başına işler gelince, yaşayamadan memleketlerine gitmek zorunda kalmışlardı. Sonradan yine geliriz diye satmak istemiyorlar, kiraya veriyorlardı. Evin içinde kendi aldıkları bir kaç parça eşya da vardı. Bir salon takımı, biraz mutfak eşyası ve iki kişilik bir yatak. Evin iki odası vardı. Bahçesi bir çocuğun rahatça oynayacağı kadar büyüktü. Diğer ev biraz daha eski olduğu için yeni evi görünce ikisinin de içi eski evi almadı. Kirası daha yüksek de olsa, yeni olan evi tercih ettiler. Yanlarında getirdikleri para kapora ödemesine yetmediği için ertesi gün altın bozdurup geleceklerini söyleyerek ayrıldılar evden.

Evin kiralanma işini halledene kadar iki gece daha kaldılar Mümin’lerin evinde. Yük oldukları için çok mahcup oluyorlardı. İkidir gelirken, köyden taze peynir, yağ da getiriyorlardı yanlarında.

“Çocuklar yesin!” diyordu Hasan, kendi hayvanlarının ürünüydü hepsi. Ev işini hallettikten sonra kalan eşyayı toparlamaları gerekiyordu ama bunun için de para lazımdı. Hasan çocuk haberi gelene kadar tüm planını yapmıştı. Ailesinin çocuğu istemeyeceğini baştan bildiği için köydeki maldan kendi payını alıp, çıkmak istiyordu. Böylece korktukları gibi babalarının malı, elin ne idiği belirsiz çocuğuna kalmayacaktı. Hasan kendi payını istiyordu bu yüzden. Mümin ile konuşup, giderken Zarife’yi onlarda bırakmaya karar verdi. Fatma ile ikisi eve gidip eksikleri belirleyecek, alabileceklerini de halledeceklerdi. Hem Fatma’ların hem de komşuların evinden bir kaç parça fazla eşya da çıktığı için eksiklerin bir kısmı tamamlanacaktı. Fatma ikizlerin bebekliklerinden kalma şeylerin çoğunu saklamıştı başka çocukları olursa diye. O yüzden Efsun için öyle büyük alışveriş gerekmiyordu.

“Kızı erkeği mi var?” diyordu Fatma’nın annesi, giydir gitsin hepsini diyerek bohça ile zıbınlar, mendiller ve başka bebek eşyaları verdiler Zarife’ye. Bebek arabası ile bir ana kucağı bile vardı içlerinde.

Emin’in iş yerinde kızı evleniyor diye bir sürü beyaz eşya almış bir adam vardı. Kız ile oğlan altı ay sonra kavga gürültü boşanmaya kalkınca, eşyalar bölüşülmüş, yepyeni eşyalar da eve geri gelmişti. Kız evde onları her gördüğünde çıldırdığı için bir an önce elden çıkarmak istiyorlardı. İkinci el olduğu için piyasanın yarı fiyatına isteyene vereceğini söyleyen adamla konuşup, onları da tuttukları eve getirdiler. Parayı sonra ödeyeceklerini söyleyince canından bezen adam, “Aman alın götürün de ne zaman verirseniz verin!” demişti.

(devam edecek)

Yorum bırakın