Bir gün kapıları çalınıp, Hasan’ın askerlik arkadaşı Emin, karısı ile çıkıp gelince çocuk sahibi olabilmek için yeniden bir umutları oldu. Emin’in yengesi iki yıl önce tüp bebek tedavisi görmüş, şimdi ikiz çocuklarını kucaklarına almışlardı.
“Nasıl oluyor tüp bebek?” dedi Hasan hemen heyecanla. Tüp deyince insanın aklına tuhaf tuhaf şeyler geliyordu.
Emin kızlar mutfaktayken nasıl olduğunu kısaca açıkladı arkadaşına ama ilçedeki devlet hastanesinde bunun mümkün olacağını sanmıyordu. Dönünce ağabeyine gittikleri merkezin adını ve adresini soracak, askerlik arkadaşına haber verecekti. Biraz masraflıydı tabi ama sonuç alacaklarından da hiç şüphesi yoktu.
Emin ve karısı bir gece kalıp gittikten sonra Zarife ve Hasan’ın yüzü yeniden gülmeye başladı. Evlendiklerinden beri kenara çocukları için para koyuyorlardı. İşte şimdi o para çocuk için harcanacaktı. Ağabeyleri ile konuşur bir süre şehirde kalırlar, tedaviyi olur sonra geri gelirlerdi. İkisi de heyecandan sabaha kadar uyuyamadı. Emin bir hafta sonra İstanbul’a dönünce, merkezin adını adresini öğrenip hemen aradı askerlik arkadaşını. Tam yedi yıl çocuk sahibi olamadıkları için çok üzülen ağabeyi kendileri gibi bir çift olduğunu öğrenince, isterlerse gelsin biz de kalsınlar da demişti. Ellerindeki paranın tedaviye ancak yeteceği ortaya çıkınca aileden para istememek için bu teklifi kabul etmeye karar verdiler.
Kuma almak yerine şehre gidip tüp bebek yapmaya karar vermeleri ağabeyler tarafından pek hoş karşılanmadı. Bir türlü doğacak çocuğun ikisinden olacağını anlamak istemiyorlardı. Hasan baştan baştan anlatsa da yengeler başta olmak üzere Zarife’nin başka adamdan hamile kalacağına takılmışlardı. Sonunda Hasan’ın tepesi atınca, “Biz size bilgi veriyoruz, izin istemiyoruz!” diyerek kestirip attı.
Zarife eğer tüp bebek sahibi olurlarsa bu sefer ailenin çocuğu istemeyeceği korkusuna kapılmıştı. Çocuğun başkasından olduğunu düşünmeye devam edecek olurlarsa hiç birine huzur vermezlerdi.
“Tepemi attırmasınlar gider şehre yerleşirim!” dedi Hasan, “Hele bir hamile kal sen önce, sonrasını da bana bırak, ben kimseye ezdirmem güzelimi!”
Karı koca yine birbirlerine sarıldılar ve bir kaç gün sonra kimseye de açıklama yapmadan eşyalarını toplayıp, gittiler İstanbul’a.
Emin’in ağabeyi Mümin’in evi bahçe içinde güzel bir gece konduydu. Aileleri geniş olduğundan gelenler kalsınlar diye evin arkasına iki tane büyük oda eklemişti. İki odanın da kendi banyo ve tuvaletleri ayrı da kapıları vardı. Karısı Fatma iki çocuğa bakmakta zorlandığı için kayınvalidesi gelmiş, odalardan birinde o kalıyordu. Diğer odayı da seve seve Zarife ve Hasan’a açmışlardı. Beklediklerinden bile iyi karşılanan aşıklar nasıl teşekkür edeceklerini bilemediler bu iyi insanlara. Fatma’nın annesi kendi kızı da aynı şeyleri yaşadığı için üzülmüştü Zarife’ye. Onun kızının üzerine de kuma önermişti ağzı olan ama neyse ki Mümin kulak asmamıştı onlara. Allah’ın izniyle iki tane oğulları vardı şimdi.
“Sizin de olur inşallah, göğsünüzü gere gere gidersiniz köyünüze!” diyordu. Fatma çocuklar yüzünden uykusuz ve yorgun olsa da elinden geldiğince anlattı olanları Zarife’ye, burada kocası da yanında olacağı için sorunsuz hallederlerdi. Onların ki dört hafta sürmüştü ama doktor normalde üç haftanın yeterli olduğunu söylemişti. Askerlik arkadaşı geldi diye izin alan Emin ertesi gün gelip onları merkeze götürdü arabasıyla.
“Bu gün iyice belleyin yerini, sonrasında ağabeyim size söyleyecek otobüsle nasıl gideceğinizi!” dedi.
Köyden sonra şehrin trafiği, gürültüsü, kiri üstlerine üstlerine gelse de günlerce gelip gittiler merkeze ve sadece gidip geldikleri halde bütün günün gitmiş olmasına da hayretler içinde kaldılar. Sabah erkenden çıkıyorlar anca akşam yemeğine geri gelebiliyorlardı. Fatma’nın annesi kızı ile çocukları erken doyurup, Emin ile onlara da bir sofra kuruyordu.
Ortalama on beş gün sonra iki hafta beklemeleri gerektiği söylenince, aileye daha fazla yük olmamak için beraber köye döndüler. Köydekiler hem sonucu merak ediyor hem de birazcık kırgın olduklarından bir şey sormak istemiyorlardı. Doktorlar dikkat etmesi lazım dediği için Hasan, Zarife’yi tuvalete gitmek dışında neredeyse ayağa kaldırmıyor, yanından da bir yere gitmiyordu. Onca zaman şehirde olup, gelince de karısının yanından çıkmadığı için aile ve tabi köylü de iyice dillerine doladı aşıkları ama ikisi de artık köyün en çok konuşulan çifti olmaya alışık olduklarından her zaman ki gibi umursamadılar. On gün sonra yeniden İstanbul’a heyecanla gittiklerinde maalesef onca emek ve paranın boşa gittiğini öğrenip yıkıldılar.
“Bir daha deneyebilirsiniz!” dedi Emin cesaret vermek için, elleri boş dönünce onlar da çok üzülmüşlerdi. Merkezden de istedikleri kadar deneyebileceklerini söylemişlerdi ama ellerindeki bütün para bu denemede gitmişti. Yeniden denemek için önce para biriktirmeleri gerekiyordu. Aileye çok teşekkür edip, ağlaşarak ayrıldılar. Onca zamandır kendi ailelerinden daha çok sahip çıkmışlardı Zarife ve Hasan’a. Mümin ile Fatma ne zaman isterlerse gelebileceklerini söylediler ayrılırken. Eğer yeniden denemek isterlerse kapıları onlara her zaman açıktı.
Yeniden köye döndüklerinde ikisinin de ağzını bıçak açmıyordu. Aslında çocuk sahibi olmama fikrine alışmışlardı ama birden bire ortaya çıkan bu umut ve heyecan dalgası onları sarsmıştı. Kimseye fazla açıklama yapmadıkları için sadece denediklerini ama olmadığını söylediler.
“Bence bir daha denemeyelim!” dedi Zarife, “Allah bize bunu uygun gördüyse zorlamamak lazım belki de!”
“Emin misin? Bak yine biriktirip, yine deneriz!” dedi Hasan, “Ben seninle ömrümü geçireceğim, çocuk olsa da, olmasa da! Üzülmeni istemiyorum!”
“Yok!” dedi Zarife gerçekten kötü hissetmişti kendini, “Bir daha denemeyelim!”
“Tamam!” dedi Hasan ve bir daha da bu konuya hiç girmedi.
Bu tüp bebek olayında ailesi ile arası da biraz açılmıştı Hasan’ın, o yüzden de başında kuma alalım dırdırı da kalmamış, rahatlamıştı biraz. Bir kaç hafta sonra birbirlerine telkinler vererek ikisi de toparlandılar. Emin ve Mümin onları merak ettikleri için iki üç güne bir arıyorlardı. Mümin Hasan’ın sesinin daha iyi geldiğini fark edince, karısı ile konuştuklarını artık anlatabileceğine karar vermişti.
“Devletin kimsesiz çocukları yetiştirdiği bir sürü yurdu var!” dedi lafı uzatmadan, “Biz sonuç alamasaydık Fatma ile gidip bir oradaki sahipsiz bir çocuğu evlat edinmeye karar vermiştik. Hem sevabı da çok düşünün isterseniz!”
“Bize verirler mi?” dedi Hasan yine Zarife’yi hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu.
“İkiniz de sağlıklı ve mutlusunuz verirler tabi! Biz o zaman epeyce araştırmıştık” diyerek aklında kalanları uzun uzun anlattı Hasan’a. Hasan’da tarladan gelir gelmez Zarife’ye anlattı heyecanla. Tüp bebek denemesinden sonra bir daha birbirlerini bu konularla üzmeyeceklerine karar vermiş olsalar da bir umut çıkınca heyecanlanıyorlardı ikisi de.
“Ne diyorsun?” dedi Hasan karısının gözlerinin içine bakarak.
“Bir çocuğu da kurtaracaksak niye duralım?”
“Yalnız ailemin huyunu öğrendin, bu sefer gerçekten bizim çocuğumuz olmayacak. Yani ne senin, ne de benim kanımızı taşımayacak!”
“Kanla mı oluyormuş ki böyle şeyler! Keser damarımı veririm ben kanımı gerekirse!”
“Yok öyle bir gerek yok!” dedi Hasan gülerek, karısının yemenisinden sarkan lülesini düzeltti eliyle, “Biz gidip başvuralım madem, eğer verecek olurlarsa düşünürüz bunları olur mu?”
“Paramız yetecek mi?” dedi Zarife bu kez endişeyle, tüp bebek deneyeli daha iki ay ya olmuş ya olmamıştı.
“Para istemiyor devlet bizden!” dedi Hasan, içi rahatladı Zarife’nin. Buralarda da açsa devlet öyle yerler, onca sahipsiz kalmış çocuk ne rahat ederdi demek.
(devam edecek)