Tirebolu otogarı hemen denizin kenarında ve beş altı firmanın yazıhanesinden oluşan küçük bir otogardı. Küçüklüğüne rağmen şehrin içinde olmasından da kaynaklı oldukça hareketliydi. Muavinin yardımı ile Gaye’yi de indirdikten sonra, adamı kaçırmadan emlakçıdan aldığı adresi sordu Leyla. Buraya kadar gelmiş olmalarını bile mucize saydığı için evden çıktıklarından beri kalbi küt küt atıyordu. Bu gece sokakta kalmadan eve de kendilerini atabilseler biraz rahatlayacaktı. Muavin ana caddeye çıkıp binecekleri otobüsü tarif ettikten sonra bekleyen yolcuların bagajlarını vermeye devam etti.
Hasan denizi fark edince heyecanlanmış annesine gösteriyordu. İstanbul’da da deniz olmasına rağmen çocuk neredeyse hiç deniz görmeden büyümüştü. Leyla bir tarafta Gaye’nin sandalyesini iterken, bir taraftan da arkasına bakıp kalabalıkta onu kaybetmesinler diye kontrol ediyordu.
Emlakçıya vardıklarında hepsi çok yorgunlardı, Leyla adama kendini tanıtıp evi hemen görmek istediğini söyledi. Ev emlakçıya çok uzak değildi. Dört odası olan iki katlı evin geniş de bir bahçesi vardı. İstanbul’da alışık olmadıkları bahçeli evlerden oluşan bir sokaktı burası. Şehrin bir kısmı gökdelenlerle modernleşirken büyük bir kısmı eski bakir halini korumaya devam ediyordu. Alt katta Gaye’yi rahat ettirebilecekleri bir odası olan ev, eski ama temizdi.
“Tamam!” dedi Leyla Aliye hanımın da onayını alınca, emlakçı hemen yanında getirdiği kira sözleşmesini imzalattı ve anahtarı alıp bundan sonraki günlerini geçirecekleri evde baş başa kaldılar.
“İnanamıyorum!” diyordu Aliye hanım, bir günün içinde tüm yaşamlarını birer çanta eşyayla başka bir yere taşımışlardı. Hasan bahçeye kurulmuş araba lastiğinden salıncağa binmeye koşmuştu hemen. Gaye’yi de bir pencere kenarına bıraktıktan sonra Aliye hanım ile ne yapacaklarını bilmez halde birbirlerine baktılar.
Yakındaki bakkalı keşfedip, evin eksiklerini tamamlamaları, temizlik derken iki gün boyunca olanı biteni düşünecek halleri kalmadan yerleşmeye çalıştılar. O kasvetli ve olayları tekrar tekrar hatırlatan binadan çıkıp böyle havası güzel, yeşil bir yere gelince enerjileri de bir nebze yükselmişti. Yapılacak iş çoktu ama yorgunluk onları sarhoş edip yıktığından ikisi de şikayetçi değildi. Leyla’nın baş ağrısı hafiflemişti, vücudundaki her kas ağrımaya devam etse de buna razıydı.
Gülsüme hanımın evindeki cesetler iki gün önce bulunmuştu. Eve gelen temizlik firması kapıyı defalarca çalmış, sonra evin açık camını fark edip, yaşlı kadını kontrol etmek için içeri girince cesetlerle karşılaşmışlardı. Evin içinde ağır bir koku oluşmuştu. Polis geldiğinde olay yeri incelemesi için evin etrafı ziyaretçilere kapatıldı. Gülsüme hanımın çocukları annelerini bir aydan fazladır ziyaret etmemişlerdi. Zaten ikisi de şehir dışında yaşadığından ancak telefonla haberleşiyorlardı. Annelerinin mal varlığına düşkün olup onlardan esirgediklerinin farkında olduklarından da çok sık arayıp sordukları söylenemezdi. İhtiyaçları olduğundan onlara verdiğinin yeterli olduğunu söyleyen Gülsüme hanım, her aradıklarında “Yine para mı isteyeceksiniz?” dediği için çocuklarını kendinden iyice uzaklaştırmıştı. Yine de hiç biri annelerinin ölmesini isteyecek kadar nefret etmiyorlardı elbette. Sadece uzak durarak ilişkilerini daha da bozmak istemiyorlar, onun yaşlılığına vermeye çalışıyorlardı. Annelerinin bir cinayete kurban gittiği haberini alınca resmen şoka girdiler. Evdeki güvenlik önlemlerini hepsi biliyordu ama evde çalışan kız ve onun sabıkalı ev arkadaşının planladığı bir iş olduğu ortaya çıkınca güvenlik önlemlerinin neden işe yaramadığını anladılar. Miras yüzünden başlangıçta Gülsüme hanımın çocukları da şüpheli listesindeydiler ancak soruşturma devam ettikçe evde çalışan kız ya da diğeri ile aralarında bir bağ olmadığı ortaya çıkmaya başladı. Görünüşe göre evde çalışan kız mesaisi bittikten sonra normal saatinde evden çıkmış, sonra gizlice geri gelerek daha önceden üzerini örttüğü kameranın olduğu pencereden içeri girmişti. Kasanın şifresini nasıl öğrendiği konusunda henüz bir bilgi yoktu ama yerini bildiği açıktı. Kasadaki paraları bir çantaya doldurduktan sonra muhtemelen aşağı inmiş olan Gülsüme hanımla karşılaşmış ve aralarında bir arbede yaşanmıştı. İşler yolunda gitmeyince dışarıda onu bekleyen arkadaşını aradığı tahmin ediliyordu. İki kız soygundan önce bir kafede oturuyorlar, kafeden birlikte kalkıp, kapının önünde ayrılıyorlardı. Boğuşmada Gülsüme hanımın planlanmadığı şekilde ölmesi üzerine evde çalışan kızın ev arkadaşı üzerini değiştirmiş olarak geri geliyor ve nedeni belirsiz bir şekilde birbirlerini öldürüyorlardı. Para konusunda anlaşamamış veya cinayet işin içine girince tartışmış olabilirlerdi. Günün sonunda ikisi de öldüğünden ve çalmaya çalıştıkları paralar da evin içinde durduğundan, olay basına soygun sonucu cinayet olarak açıklandı ve faillerin de evde ölü bulundukları söylendi.
İki gün boyunca kendilerini hırpalarcasına evi temizledikten sonra konuşacak halleri kalmayan Aliye hanım ve Leyla gözlerini bahçeye diktikleri sırada gördü Leyla haberi. Polisin üçüncü kişinin varlığından şüphelendiğine dair bir bilgi yoktu. Emin olmak için bir kaç gazeteden daha bulup okudu yazılanları. Ev sahibi kadının sayılı zenginlerden biri olduğunu da haberden öğrendi.
“Allahım şükürler olsun!” diyerek ağlamaya başladığında Aliye hanım onun yeniden bir sinir krizine girdiğini sanıp korktu. O kadar çok şey yaşamış ve o kadar kasmışlardı ki kendilerini rahatlamaya başlayınca sinirler de kendini bırakıyordu haliyle. Yorgunluktan Leyla’ya müdahale edecek hali bile olmadığı için o da ağlamaya başladı. Hasan bahçede olduğu için iki kadın birbirlerine bakarak uzun uzun ağladılar. Artık ne tefeci ne de polis peşlerindeydi. Geriye sadece hayatlarını yeniden yola koymak için toparlanmak kalıyordu. Ayakkabı kutusundan kalan paralar olduğu için Aliye hanım neyle geçineceklerinin derdine düşmemişti. O akşam içerideki masalardan birini dışarı taşıyıp kendilerine bu evde ilk defa güzel bir masa hazırladılar. Biraz bahçenin keyfini sürmek isteseler de çok yoruldukları için dayanamadan sızıp kaldılar.
Leyla’nın niyeti bir süre bu evde idare edip, sonra başka bir ev satın almaktı ama evde yaşadıkça rahatladıkları ve uzun zaman sonra ilk kez kendilerini bu evde ve bir arada güvende hissettikleri için acele etmemeye karar verdi. Kirası çok fazla değildi, şehri öğrendikçe merkezden çok uzakta olmadıklarını da fark etmişlerdi. Burada bir yerden bir yere gitmek için yürümek bile mümkündü. Mevsim yaz olduğu için Gaye’yi pencere önü yerine bahçeye çıkarmaya başlamışlardı. Evin arkasındaki depoda buldukları boş saksılara ve tenekelere çiçekler dikip, kendilerinde düzenlemeler yaptılar. Artık her sabah erkenden uyanıyor, bahçeyi sulayıp, serin ve güzel bir kahvaltı yapıyorlardı. Bahçelerinde dört tane de meyve ağacı ve üzerinde de olmak üzere olan meyveleri vardı. Lastik salıncak Hasan’ın en sevdiği yer olmuştu. Neredeyse iki hafta boyunca tatildelermiş gibi dışarıyla tüm bağlarını koparıp birlikte evde vakit geçirdiler. Açelya hanım ve Enver beyden kimse bahsetmiyordu. Gülsüme hanım ve hırsızlık olayını zaten sadece Leyla biliyordu. Aliye hanım, onları arkasında bırakmayıp buraya getirdiği için Leyla’ya minnettardı. Oysa İstanbul’daki evlerine taşındıkları günden beri Aliye hanım da çok fedakarlık yapmıştı onlar için. Enver bey art niyetli olsa da, evlerin sahibi ve satma kararını onaylayan Aliye hanımdı. Kim yapardı böyle bir şeyi. Ya Gaye’ye kendi kızı gibi bakması, onu yedirip, yıkayıp, temizlemesine ne demeliydi. Hasan’ın ruh hali de yavaş yavaş düzeliyordu. Annesinin telefonu yerine bahçe hortumu, salıncak, çamur ve top oynamaya başlamıştı yavaş yavaş. Şimdilik Gaye’nin durumunda bir düzelme yoktu ama Leyla zamanla onun da konuşup, vücudunun sağlam kısımlarını yeniden kullanmaya başlayacağına emindi.
(devam edecek)