Yeni Hayat – Bölüm 21

“Diyorum ki buralardan gidelim hepimiz ne dersin?” dedi Leyla, Aliye hanıma.

“Nereye gideceğiz kızım?”

“İşte daha küçük ve hayatın kolay olacağı bir yere? Aklımda var bir kaç yer ne dersin? Gelir misin sen de?”

“Gelirim tabi!” dedi Aliye hanım gözleri parlayarak, “Beni burada bağlayan ne var? Siz nereye ben oraya bundan sonra!”

“Tamam! Ben bu gün izin almıştım, geçen çok yoruldum diye. İnternetten şöyle bir bakınayım istiyorum nereye gideriz, ne yaparız diye, olur mu?”

“A! Desene ben de kaldırdım seni erkenden?”

“Olsun, olsun! Daha iyi oldu!” dedi Leyla ve Aliye hanım masayı toparlayıp Hasan’ı okula götürmeye hazırlanırken ablasının kahvaltısını yedirip, altını değiştirdi o da. Artık biraz daha sakinleşmiş, özgüveni yerine gelmeye başlamıştı. O gece yaşananlar gözünün önüne gelip eli ayağı yeniden titremeye başlasa bile toparlıyordu kendini. Şimdi olayın paniğine kapılıp da hata yapmanın sırası değildi. Bu işi halleder ve gitmeyi başarırlarsa bir hafta kendini kapatıp uyumak istiyordu. Başlarına gelen onca şeyin bıraktığı izler yıllar boyu silinmeyecekti muhtemelen. Psikolojik desteğe ihtiyacı olan bir tek Hasan değildi. Aslında tam da Aliye hanımın korktuğu gibi delirmenin eşiğine gelmişti Leyla.

Ablasını camın önüne yerleştirdikten sonra yanından ayrılmayıp telefonundan gidebilecekleri yerlere bakmaya başladı. Hayatı boyu hep Karadeniz’i sevmişti nedense. Hiç gidip görmemişti ama nereden duymuşsa yemyeşil ağaçların ve denizin olduğu bir yerde yaşamak hayallerini süslemiş, aklına da hep Karadeniz gelmişti. Büyük şehirlerde yaşamak istemiyordu. Biraz araştırma yaptıktan sonra resimlerine bakmaya doyamadığı bir sahil kentine karar verdi. Farkında olmadan yüzüne bir gülümseme yerleşmişti. Hemen oradaki kiralık evleri araştırmaya başladı. Başlangıç olarak satın almalarına gerek yoktu. Buradan hemen gitmelerini sağlayacak eşyalı bir ev tutmak en iyisiydi. Sonra dolaşıp satın alacak bir ev bulurlar ve nasıl döşemek istiyorlarsa döşerlerdi.

O telefonunda hayatlarını planlamaya dalmışken, Aliye hanım, Hasan’ı okula götürüp gelmiş, makinaya çamaşır atıyordu. Kapısı açık odada Leyla’yı ablasıyla vakit geçirir görünce ilişmemişti. Leyla akşam olmadan fotoğraflarına bakarak iki tane mobilyalı ev seçmişti. Evlerin ikisi de bahçe içinde gece kondu gibiydi, birinin üç, diğerinin dört odası vardı ve pek parlak olmasa da içeride yaşayabilecek kadar eşyaya sahipti. Aliye hanım duymasın diye kapıyı kapatıp hemen emlakçıyı aradı. Adam onun İstanbul’da olduğunu öğrenince istediği zaman gelip evleri görebileceğini ama talipleri olduğunu acele etmesi gerektiğini söyledi.

“Gerek yok gelip tutacağım hemen!” dedi Leyla

“Evi siz gelene kadar bekletmem için bir kapora ödemeniz gerek!” dedi emlakçı bu sefer.

“Yarın geleceğim!” diyerek kapattı telefonu ve ablası olanları anlayabiliyor mu diye baktı yüzüne. Gaye pencereden dışarı dikmişti gözlerini ama bakmadığına emindi Leyla.

“Pek iyi bir ev değil ama olsun!” dedi sanki ablası anlamış gibi. Sonra kalkıp odasına geçti ve eşyalarını toplamaya başladı. Paraları yanında götürecekti giderken, tabi Gaye’yi de. Aliye hanıma verdiği ayakkabı kutusunda hem tefecinin parası hem de o olmadan bir süre yaşayabilecekleri kadar para vardı. Tefecinin kim ve nerede olduğunu bilse o ikisini geride bırakmayı hiç istemiyordu ama gittikleri yerde kimse onların kovalasın da istemiyordu artık. Nasılsa alacaktı onları da yanına. Bu arada internette şehirdeki olaylara bakmayı da ihmal etmiyordu bir yandan. Öyle zengin bir kadının ölümü hakkında haber yazardı herhalde bir yerlerde. Kalbindeki korkuyu bastırmaya çalışsa da sıkışmaya devam ediyordu ara ara.

Temizlik gününe üç gün olduğundan kimse Gülsüme hanımın evindeki cesetlerin farkında değildi. Avukat bir şey danışmak için bir kez aramış ama onun duymadığına kanaat getirip zorlamamıştı. Yaşlı kadın telefonunu evin içinde her yerde bırakıyordu. Seyhan ve Hatice’nin peşine düşecek ise kimse yoktu. Leyla’nın gazetelerde bir şey bulmayışının nedeni olayın henüz fark edilmemiş olmasıydı.

Leyla çantasını topladıktan sonra Gaye’nin odasına girip onun da eşyalarını toparlamaya başladı. Onun harıl harıl eşya topladığını gören Aliye hanım merakla geldi yanına, “Gidiyor musun yoksa?” dedi endişeyle.

Leyla onun yüzündeki endişeyi görünce “Evet” diyemedi bir türlü.

“Yer bakıyorum ya Aliye teyze, hani bulursak oyalanmadan gidelim diye şey yapıyorum!”

“Aman kızım! Sen de gidersen ben bu oğlanla ne yaparım?” dedi Aliye hanım yalvarır gibi bu kez.

“Yok Aliye teyze! Ben sizi bırakır gider miyim?” dedi Leyla gözleri dolarak. Ablasının elindeki kıyafetini hazırladığı çantanın üzerine bırakıp sarıldı kadına. İçi cız etmişti onun halini görünce. Aliye hanım göz yaşlarını silip, “Ben Hasan’ı alıp geleceğim, gitmezsin değil mi?” dedi burnunu çekerek.

“Yok Aliye teyze! Vallahi gitmem sen rahat ol!” diyebildi o da sesi titreyerek.

“Hay Allah!” dedi, kadıncağız oğlanı almaya çıkınca. Hemen emlakçıyı aradı yeniden, “Yarın gelemeyeceğim ama evi lütfen kimseye vermeyin. Şey yapın ya da başka ev varsa, çıkarsa onu şey yapın!”

“Ablacım burada mobilyalı ev bulmak zor değil, sen ne zaman gelirsen bakarız merak etme!” dedi adam kızın alıcı olmadığını sanıp.

“Tamam o zaman!” dedi Leyla kapattı ama hiç içine sinmedi böyle yapmak. Tefeci gelene kadar bekleyecekti Aliye hanımlarla ve hep beraber gideceklerdi artık yapacak bir şey yoktu. Onun böyle kaygılanacağını hiç düşünememişti kendi stresinden. Annesi ve Enver beyin yaptıklarından sonra kadının güvensiz hissetmesi çok normaldi. Hasan duysa kim bilir ne hissederdi? Derin bir iç çekip ablasının çantasını toplamaya devam etti. Bu çanta eninde sonunda toplanacaktı nasılsa.

Enver beyin yeğeni, amcasının gerçekten kaçtığını doğrulayınca, tefeci Leyla’nın borcu ödemeden kaçmasını istemediği için bir kaç gün sonra adamlarını yeniden yolladı eve. Zaten paraları hazır kutuda beklettikleri için adamların gözü önünde sayıp verdiler ellerine. Aliye hanım adamlar paraları sayana kadar Hasan’ı alıp götürdü odalarına. Olur da bir aksilik olursa çocuğun başına bir iş gelsin istemiyordu aklınca.

Adamlar paranın eksiksiz olduğunu görünce “Geçmiş olsun!” diyerek alıp gittiler oyalanmadan. O ana kadar nefesini tutmuş bekleyen Leyla, “Haydi!” dedi birden bire Aliye hanıma, “Toparlayın eşyalarınızı gidiyoruz!”

“Şimdi mi?” dedi kadın şaşkın şaşkın.

“Evet şimdi!” dedi Leyla’da iki gündür dokuz doğurmuştu evin içinde ve artık dakika beklemek istemiyordu. Aliye hanım telaşla toparlanmaya başlayınca o da ablasının yanına gidip emlakçıyı aradı yeniden. Geçen beğendiği evi tutan olmamıştı daha. Adama yarın geleceğini ve evi hemen tutup içine yerleşeceğini söyleyip kapattı sevinçle.

“Kızım geç oldu, yarın mı gitsek?” dedi Aliye hanım şaşkın şaşkın.

“Yok! Hazırsanız gidelim hadi!” dedi Leyla hemen, kendi çantalarını kapının önüne çıkarmıştı bile. Bu kadar çanta ve Gaye’nin sandalyesi ile gidemeyecekleri için de Aliye hanım hazır olunca bir taksi çağırdı ve kapıyı çekip çıktılar öylece evden.

Hasan da nereye gittiklerini anlayamamıştı bir türlü, “Taşınıyoruz!” dedi Leyla, “Okulunun kapanmasına iki haftadan az kaldı zaten. Artık orada başka okula gidersin?”

Zaten okulda pek arkadaşı olmayan Hasan hiç üzülmedi gittiklerine, son zamanlarda başlarına gelen hiç bir şeyi anlayamıyordu zaten. Babası ona “Aptal!” deyip güldüğünden sonra kendisini aptal yerine koymaya başlamıştı iyice. Annesinin telefonunda durmadan oynadığı oyunu açıp, başka soru sormadı.

Taksi şoförü, Gaye’nin durumunu görünce, bilet alacakları yazıhaneye kadar yardım etti eşyaları götürmelerine. Aliye hanım adama bir sürü dua edip, cebindeki yirmi lirayı çıkarıp tutuşturdu adamın eline. Adam yirmi liraya bakıp güldü ama bir şey demeden yürüyüp gitti.

(devam edecek)

Yorum bırakın