Gün ışığı pencereden içeri vurduğunda Aliye hanım hâlâ Leyla’nın baş ucunda oturuyor ve sıcaklığını kontrol ediyordu. Leyla gözlerini aralayıp onu görünce eve gelişini hatırladı ve bir an için çantaları nereye koyduğunu hatırlamadığından doğrulup kapıya baktı.
O bakınca Aliye hanım da dönüp baktı ama bir şey anlayamadı. Yattığı yerden hızla kalkınca beynini keskin bir bıçakla kesiyorlar gibi hissettiği için “Ah!” diye inledi sonra. Aliye hanım kapıda ne olduğunu anlamaya çalışırken onun inlemesiyle doğrulup başını tuttu ağrıyı kesmek ister gibi. Leyla o sırada çantaları odasına koyduğunu hatırlamış başını yeniden kanepeye koyup Aliye hanımın yardımı ile uzandı.
“Leyla beni gerçekten korkutuyorsun. Kaç gündür halini anlamak mümkün değil. Patron misafirlerini niye sana dükkanda ağırlatıyor. Evi barkı yok mu bunun? Perdeci de misafir mi ağırlanırmış?”
Akşam telaşla söylediği sözleri şimdi toparlaması gerekiyordu.
“Ne bileyim Aliye teyze, patron yap deyince yapıyorsun işte!” dedi inleyerek.
“Ah kızım ah başımıza öyle işler geldi ki sana da bir şey olacak diye aklım çıkıyor! Allahım yardımcımız olsun, inan şu adamlar para için peşine düştüler sandım!”
Zavallı kadıncağız öyle içten bir endişeyle konuşuyordu ki Leyla biraz olsun içini rahatlatmak istedi parayı bulduğunu söyleyip ama sonra hemen vazgeçti. Bu arada gerçekten de kalkıp işe gitmesi gerekiyordu.
“Evde ağrı kesici var mıydı Aliye teyze?” diyerek yavaşça doğruldu yeniden. Aliye hanım hemen kalkıp, çekmeceden ilacı bulup bir bardak suyla getirdi.
“Geçer şimdi! Merak etme iyiyim. Bir duş alınca iyice kendime gelirim. Sen de uykusuz kaldın, haydi yat da uyu biraz!” dedi omuzuna hafifçe vurarak.
“Hasan da kalkar şimdi daha ne uyuyacağım?” dedi Aliye hanım, “Bari çayı koyayım ben de!” diyerek mutfağa geçti sonra. Neyse ki olanları kafasında birleştirip kurgular üretecek kadar fazla çalışmıyordu kafası. Leyla, o mutfaktayken odasına geçip çantaları bıraktığı yerde görünce derin bir nefes aldı. İkisini de alıp, gardırobun altındaki boşluğa koyduktan sonra birinin fermuarını açıp paralara dokundu.
“Allahım sen affet! Bu yaptığım hırsızlık!” diye inledi ama hayatlarını kurtarmak için yapabileceği başka hiç bir şey yoktu. Şimdi sakinleşip doğru dürüst bir plan yapması gerekiyordu. Temiz çamaşır ve kıyafet aldıktan sonra banyoya girdi. Akşamın tüm pisliğini üzerinden arıtmak ister gibi bastıra bastıra liflendi. Aklı yerine geldikçe yaşadıkları bir bir gözünün önüne geliyordu. Seyhan’ın, yaşlı kadının ve Hatice’nin cansız bedenlerini düşündükçe midesi bulanıp öğürmeye başlayınca hemen eliyle ağzını kapattı ve ağlamaya başladı.
Banyodan giyinip çıktığında gözleri kıpkırmızı olmuştu, kahvaltıyı hazırlayan Aliye hanımın endişeyle ona baktığını görünce, “Gözüme sabun kaçırdım sorma Aliye teyze!” dedi tuhaf bir ses tonuyla. Aliye hanım onun normal olmadığını fark etmiş ama neler olduğunu anlayamamıştı. Başını iki yana sallayıp iç geçirdi ve ona kahvaltısını etmesini söyleyip, Hasan’ı uyandırmaya gitti.
Leyla akşama kadar olanları düşünüp durdu. Acaba eve giren olmuş muydu ondan sonra? Polis ya onun Seyhan ve Hatice ile arasındaki bağı çözerse ne olacaktı? Elindeki para tefecinin borcuna, yeni bir yaşam kurmaya ve ona bir şey olursa Gaye’yi bir yerlere yatırmaya yeterdi. Bunu düşününce biraz sakinleşti ama paradan şimdilik ve hatta sonrasında bile Aliye hanıma hiç bahsetmemeliydi. Ani bir kararla çıkış saatine yakın gidip patronu ile konuştu. Başlarına gelenlerden sonra buralarda yaşamaya güçleri yetmediğini ve ablasını da alıp memleketlerine gideceğini söyledi.
Eve gelir gelmez Gaye’nin yanına girdi önce “Gitmemiz gerek!” diye fısıldadı, “Buradan başka bir yere! Neresi olursa fark etmez! Daha rahat ve huzurlu yaşamak için bunu yapmalıyız! Tamam mı?” dedi sonra sanki cevap alabilirmiş gibi ama Gaye’den hiç tepki gelmedi. Ona olanları anlatmak isterdi ama yapamazdı. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi odadan çıkıp, kendi uyuduğu odaya girdi, çantalardan birini açıp, tefecinin borcu kadar olan parayı ayırdı ayakkabılarının iki tanesini kutusundan çıkarıp, içine paraları koydu.
O gelir gelmez mutfağa girip teze pişirdiği yemeklerle masayı hazırlayan Aliye hanım gelip kapısını tıklattığında yatağın üzerine oturmuş ayakkabı kutularına bakıyordu. Kapı çalınınca onları alıp dolaba çantaların üzerine koydu ve içeri geçti. Aliye hanım onu daha normal görünce rahatlamıştı. Hasan yine dünya ile bağını kesmiş annesinin telefonu ile oynuyordu. Çocuğun durumu gerçekten kötüydü ve Leyla buradan gittiklerinde onu iyi bir psikoloğa göstermeleri gerektiğinden emindi. Evdeki iki yetişkinin de ruh halleri bozuk olduğundan çocuğun varsa da toparlanma şansı kalmıyordu. Kendini telefona kapatmış gibi dursa da etrafta olan biten her şeyi dinliyordu Hasan.
Gece düşünüp daha sakin plan yapmak için Aliye hanıma hiç bir şey söylemedi o akşam. Uykusuz olduğunu bahane ederek ablasının odasına girdi önce, yanında biraz sessizce kaldıktan sonra da kendi odasına geçti. Her an kapı çalacak ve polisler onu almaya gelecekler diye ödü kopuyordu. Yakalanacaksa bile kalanların hayatını kurtarmadan olmasını istemiyordu. Onlar güvende olduktan sonra hapse girmiş girmemiş umursamayacaktı.
Dolabın kapaklarını açtı, yatağın üzerine oturup, ayakkabı kutuları ve çantaları seyretmeye başladı. Sabah Aliye hanım kapısını tıklatınca açtı gözlerini. Bir süre düşündükten sonra olduğu yere devrilip sızmıştı akşam. Saate baktı, işe gitme saatine az kalmıştı ama Aliye hanıma henüz ayrıldığını söylememişti. Uyumadan önce planını yaptığı için bir anda ayakkabı kutularına sarılıp heyecanla odadan dışarı fırladı.
“Aliye teyze müjde!”
“Hayırdır kızım ne oldu?” diyerek koşup geldi Aliye hanım, “Kız uykudan kalkar kalmaz aklı gitti herhalde!” diyordu içinden. Aslında bir kaç zamandır aklını kaybetmek üzere olduğundan iyice şüphelenmeye başlamıştı.
“Aliye teyze bak tefecinin parasını götürmemişler buldum!”
“A?” dedi kadın bir kaç saniye ağzı açık bakakaldı Leyla’ya.
“İşte bak! Annem onları ayakkabı kutularına koymuş ben de şimdi ayakkabımı alayım derken gördüm. Hiç aklıma gelip de açmamışım ki kutuları!”
“Ay deme! Hasanım kurtuldu!” diye bir anda ağlamaya başladı Aliye hanım, rolünü iyi yaptığını anlayan Leyla onu inandırdığını görünce rol yapmayı bırakıp sakin haline döndü ve onunla ağladı bir süre.
“Kurtulduk Aliye teyze!” dedi sonra ona sarılıp.
“Allahım o kadar dua ettim ki, çok şükür kabul oldu! Oh!” diyerek gözlerini tavana kaldırıp, göğsüne vurmaya başladı Aliye hanım. Hasan seslerine uyanıp da para dolu kutuları görünce heyecanla fırlayıp aldı destelerden birini.
“Aman dur evladım adamların parası!” diyerek bir anda aldı Aliye hanım desteyi çocuğun elinden.
“Artarsa sana da alırız istediğini olur mu?” dedi Leyla çocuğun yaşadığı duygu geçişlerini fark edince. Başını salladı Hasan. Tefecinin ne olduğunu bile bilmiyordu zavallı.
Hazır içleri rahatlamışken, Aliye hanımla hemen konuşmaya karar verdi Leyla “Aliye teyze, adamlar gelip isteyince borç ne kadarsa bu kutudan vereceğiz tamam mı?” dedi kahvaltıya oturunca.
“Tamam, çok şükür, çok şükür!” diyerek duaya devam etti Aliye hanım ellerini kaldırıp.
“Kutuda fazladan para var sanırım. Yani saymadım da, annem bizim paraları da üzerine koymuş herhalde bir arada dursun diye!”
“İyi ki alıp gitmemişler bak yine vicdanları varmış!” dedi Aliye hanım saf saf.
Leyla buna cevap vermek bile istemediği için devam etti, “Buralar bizim için zor artık, kötü anılarımızda var. Bu çocuğunda biraz uzaklaşması lazım ki toparlansın.”
“Ya!” dedi Aliye hanım Hasan’ın saçını sıvazlayarak.
(devam edecek)